1510
seen from Austria

seen from United States

seen from United States

seen from France
seen from T1

seen from United Kingdom

seen from Australia
seen from China
seen from United States

seen from Georgia
seen from Iraq

seen from Malaysia
seen from Macao SAR China
seen from Italy

seen from T1
seen from Australia
seen from Malaysia
seen from China

seen from China
seen from United States
1510
Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.
Şükrü Erbaş
06:24
İlkyaz Şikayetçileri X- Caz Mevsimiydi
Caz mevsimiydi - başkaca neydi- Kentin kırık aynalarında saksafonlar Ve tramvaylar -nefesli çalgılar halinde- Yansır ve güneşlenirdi Caz mevsimiydi, kolalı dik yakalar Ve hasır şapkalar Kapalı salonlarda hafifçe nemlenirdi Solmakla solunamayan istasyonlarda Gitmekle gidilemeyen duraklarda Bir de o salaş meyhanelerde -kırık dökük- Oldukça suskun Olabildiğince üzünçlü Dirençsiz beklenirdi. Caz mevsimiydi Belki de bir gazeteydi ekşi elmaların sarıldığı Nedense çok büyük gemilerin O yapışkan akıntılarda özlemle Kalakaldığı Ve susuz portakalların -kan portakallarının- Taş binalarda ürpertiyle dirildiği -Yani kısacık aralarla gözlerin emzirildiği- Bir mevsimdi ki, resimli kartlar bile Odalara dizilmiş sevimli cesetlerdi. İlkyaz trompetleriydi bir yandan da Kaçışan kaçıştıran Sayısız güvercinlerdi Mor-pembe güvercinlerdi. Yani Her şey çocuktu bir bakıma, saraylar, tapınaklar bile Ve saat kuleleri Çocuktu ayinler, dışa vurmalar Kaldırımlar, yas giysileri Ve fırtınalarda kararsız Çekimser bir hortum da olabilirdi -Ki bütün müzik topoğrafyalarında Adı geçerdi en azından- Caz mevsimiydi, mevsimlerden biriydi Güneşsiz bir güverte -gemisinden bağımsız- Kalırdı sanki tek başına Yalnızlığın çeşnisini bırakaraktan Dillerden damaklardan kayıp giderdi. Tüylü bir örtüydü gözkapaklarımızı örten Masalarda titreşen ikindilerdi Anlaşırdı üç beş kişi aynı konuda Sessizce anlaşırdı Bir 'do' fazla, üç 'mi' eksik ne farkederdi her şey, her şey, ama her şey Örneğin solgun yüzü Kral Henri'nin Ve Prens Hamlet'in -Yani tarihte herhangi bir gün- Sıvaları dökülmüş bir duvarın üstündeki Uzaksı figürlerle çarçabuk özdeşleşirdi Ve özdeşleşirdi Bir sincap çelimsiz bir yahudiyle Yahudinin düşük omzuyla Sonra ki akşamcılar belirsiz hayalleriyle Birlikte ütülenirdi Bir yüz çalımıyla binlerce kadeh birden biterdi -Çıkartma resimleriydi ne yandan bakılırsa bakılsın İlkyaz Biraz ıslatınca hemen En yapay renkleriyle Doğamıza sinerdi- Caz mevsimiydi -mevsimlerden biriydi- Bulaşıcı bir virüstü yalnızlık Şurda burda biraz olsun vakitlenirdi Rolls-Royce'lar ve gelin giysileri Ve çiçekler, göze batanları en çok Örneğin kuzgunkılıçları ve güller Pek az da karanfiller Birbirini karşılıklı süslendirirdi Olacak şey miydi ki, ama olurdu Sonsuza düşürürdü saat zincirini -Ne zaman sonsuzu bulsa- Polis kayıtlarında adı geçmeyen Alımlı, kaytan bıyıklı bir serseri Ve her şey o kadar çoktu ki, şaşırmak az gelirdi Sözgelimi Laruslar, ansiklopediler canlansa biraz Dökülse ortalığa Bize göre en uysal Bize göre en tenha görüntülerdi. Otobüsler akışlarından dönüp dönüp gelirdi -Yani bir devinimdi ki, o kadar neydi- Binmezdi kimse o otobüslere Ama hiç kimse Herkes ki duraklarda birikip bekleşirdi Pazar mı dediniz Farketmez pazartesiydi İlkyaz mı Ne çıkar, sonbahar da denebilirdi Çünkü bir elmayı kaygısız Dişlemekti her soru Yanıt mı Sorulardan başka bir şey değildi Anlaşmak, o da Bir dulla bir din görevlisinin Arasındaki kutsal betikti. Caz mevsimiydi - sadece bir birimdi- Ve tuhaftı işte, anımsamak bile Gelecekten ödünç alınmış Bir anımsamaktı ki Mutluluk bu yüzdendi Mutsuzluk bu yüzdendi Sanki eşsiz bir bahçe Yokluğun en üstünden Azar azar aşağılara inerdi. Çünkü caz mevsimiydi -başkaca neydi-
__ E. Cansever, Sonrası Kalır
oysa ben akşam olmuşum yapraklarım dökülüyor usul usul adım sonbahar...
Atilla İlhan
Ah bu gönül şarkılarıı
Bir şarkı bırakıp gidiyorum
haylaz çocuk gülüşünle..'