En sevilen 'KAFA' ile, ağzına sağlık üstad..
Claire Keane
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
official daine visual archive

No title available

#extradirty
Fai_Ryy
cherry valley forever
Today's Document
Peter Solarz
todays bird
h
🩵 avery cochrane 🩵
ojovivo

ellievsbear
we're not kids anymore.
𓃗

PR's Tumblrdome
Xuebing Du
wallacepolsom

❣ Chile in a Photography ❣

seen from United States
seen from Germany
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Philippines

seen from Australia

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Germany
seen from Hungary

seen from United States
seen from Brazil

seen from United States
seen from Germany
seen from Malaysia

seen from Kazakhstan

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Spain

seen from United States
@the-paradise-world
En sevilen 'KAFA' ile, ağzına sağlık üstad..
Küçük prens kitap yorumum
Kitap yorumlarım artık burada ♡
Bu sabah uyanır uyanmaz ,pek sevgili dostumdan bir mesaj aldım. Sabah uyku tutmadığı için,erken uyandığını ve bunu değerlendirerek birşeyler karaladığını söyledi. Mesajlaşmayı bu akşam üzeri birbirimize her zamanki gibi kahve sözü verip bitirdik. Akşamüzeri de onu evınden almak ıcın evden cıktım. Yanına gittim,hazırlanıyordu. Bana geçen yıl O'na tatil dönüşü hediye ettiğim defterini uzattı. İçerisinde bir yazı var okurmusun dedi. Defteri açar açmaz,mavişlerden,yeşillerden diye başlayan bir cümle gördüm. Bana yazdığını anladım,duygusala bağlarım ağlarım ben şimdi diyerek yazılanları okumadım,defteri çantaya atıp,birlikte harika bir gün geçirmek için evden çıktık Biraz önce geldim eve. Hemen defteri aldım elime,okumaya başladım. Oturup hüngür hüngür ağladım,çünkü O'na olan sevgimi,dostluğumuzu öyle güzel telaffuz etmişti ki. Hemen bir mesaj attım O'na. ''Seni Seviyorum ve iyi ki varsın dostum. Keşke yazıyı yanında okusaydım çünkü sana kocaman sarılmak istiyorum .'' Cevap vermedi,çünkü ben bunları yazarken o bavulunu hazırlamakla meşgul. Bir haftalık mecburi bir ayrılık yaşayacağız. Ama ayrılırken ikimizinde boğazı düğümlendi,sımsıkı sarıldık,keşke daha sıkı sarılsaydık. Eminim döndüğün gün saatlerce efsane dedikodular yapıcaz ve kahvenın dıbıne vuracağız. Çünkü biz başkayız,biz yalnızca birlikteyken tam hissediyoruz. Hoşça git,hoşça gel sevgili dostum. Seni Allah için çok seviyorum. Dostum'un kaleminden dökülenler .. 09.04.2016-Cumartesi Sabahı Mavişlerden,yeşillerden.. Siyahtan daha değerli en Beyaz Dost'a .. Allah için çok seviyorum.. Hayatımdan gelip ,geçenler gibi değil.. Ağladıklarım,güldüklerim gibi değil.. Başka seviyorum.. Öyle ki kimse yoksa biz birbirimize yeteriz dedirten değerli yürek. Evet dostumun,kardeşimin yüreğini görebilmenizi çok isterdim. Görseydiniz o yüreği kazanmak için tüm hayatınızı feda edebilirdiniz. Tüm sahtelere ve sahteliklere rağmen o çok gerçek ! O kadar şanslıyım ki . Şükür sebeplerimdendir kendisi. Hani beni kimse anlamıyor,kafamda deli sorular dediğim hangi an varsa .. Hiç tereddütsüz o yanımda .. Ben bazen çılgın,uçarı,şapşal,kararsız,sıkça hata yapan ツ eğlenceli bir karakterim. İşte ne zaman bu şapşallıklara düşsem,karşımda harikulade bir çift yeşil göz ve inanılmaz bir zeka. Dostum güzel olduğu kadar zekidir de.. Canım benim çok iyi dinler,akıl verir. En meşhur sözlerinden biri de ''Kendimden başka herkese hayrım var. He bir de şu '' Olayınız hiç bitmiyor ki ..'' Ve ''Sizden sıra kendime gelmiyor ki anasını satayım .''(ne çok söyleniyomuşum yaa) İşte bu komik cümlelerin arkasında ki duygu ne biliyormusunuz ? FEDAKARLIK. Bu denli harika bir insanın üzüldüğünü görseniz ne yapardınız ? Ben şahsen onu üzenlerin,daha çok üzülmesini bazen gebermelerini istiyorum. Ama işte bazen ''Hümanist'' olmak zorundayız. Türkçe öğretmenim öyle olmamı istiyor ツ ♡ Bu yüzden bende yapabileceğim en güzel şeyi yapmaya çalışıyorum. ''Dua ediyorum.'' Hayatımızda hep var olmasını istediğimiz,en sevdiğimiz insanlara dua ederiz. Ailemiz,dostlarımız .. Fazla kalabalığa da gerek yokmuş. Geç oldu ama anladık. Telefonu açtığınız andan itibaren kahkaha krizlerine giriyorsanız,ses tonundan iyi olmadığını anlıyorsanız.. Hiç konuşmadan anlaşıp,anlaşılabiliyorsanız.. Velhasıl hissediyorsanız .. Sizi tamamlayan böyle fevkalede bir dostunuz varsa O'nu kaybetmeyin. Kendinizi kaybedin ama onu kaybetmeyin. Kaybeden aptaldır ツ Şimdi deniz gözlü,koca yanaklı,olağanüstü eğlenceli ve en derinden hisseden dostum .. ''Ben değerliysem,sen çok daha değerlisin. Malum yaşayarak öğreniyoruz. Daha birlikte çok da yaşayacağız İnşallah (İnşallah) Hayatımızdan çıkan iğrenç kara böcükleri ben hallederim sen mutlu olmaya bak. Gülümsemek en çok sende anlamlı. Zaten ben yine olaylar çıkarıp,seni güldürüp eğlendiririm merak etme ツ Yaşasın aksiyon ! ツ Seninle geçirdiğim saatlerin,günlerin,yılların eşi yok. Kahve en güzel,en özel olanla içilir ツ Bir ömür birlikte gülmekten ağlamak duasıyla.. Seni çok ve çok başka seviyorum. Saygıdeğer,yazar,Maria,Jennifer,Miss Nobody ツ Dostun S.Ç .. ... Ne denir ki böyle güzel duygulara,Rabbim dostluğumuzu daim etsin. Bi 15 yıl gördük,nice 15,25,45'lik yıllara daha. Yine anladım ki Bir tek sen olsan bana yeter Can dostum.. ♡
İYİ Kİ GEÇTİN BU DÜNYA 'DAN .. Dün gece başlayan klasik kızlar gecesi partimiz sabahın ilk ışıklarıyla son buldu. Biraz uyuyup,yorgun argın ve şiş gözlerle evlerimize dağıldık. Kalan keyifli dakikalar ve sohbetin hazzı her seferınde üzerimizdeki bu yorgunluğu bastırmasaydı eğer bu eğlenceye delilik diyebilirdik. Ama yine şahane kafa dağıtmacalar,gülüşler,kopuşlar ve olmazsa olmaz nefis sofralarımız ruhumuzdaki deliliğin en güzel eseri olarak yanımıza kar kaldı. Sanırım bu yüzden parti hartilerimiz vazgeçilmezimiz. Sabah eve döner dönmez uyumayı planlıyordum 2.bir kuvvetin beni ayıltacağı saate kadar kıpırtısız uyuyabilirdim sonuçta. Ve şartlar da hiç olmadığı kadar müsaitti. Ama yatağa tam yatacakken başucumdaki Sabahattin Ali'ye ilişti birden gözüm.  Geçen yıl Kafka dergisinin kapak fotoğrafıydı bu resim . Bende fotoğrafı bu şekilde değerlendirip başucuma koymuştum. Yanındaki renkli kağıtlara da onun en sevdiğim sözlerinden alıntıları yazmıştım. Birden içimdeki dürtüyle burdan bir kaç not okuyup öyle uyumak istedim. Bir kaç nottan sonra bir tarih dikkatimi çekti hemen. 2 NİSAN .. 2 NİSAN ? Bugün müydü sahi ? Sahi yıllar önce bugün mü gitmişti Sabahattin Ali. Dünya 'dan göçen her iyi insan gibi ,oda bu kadar erken mi gitmişti. Bir süre tarihe bakakaldım. Bir insanın doğumunu,yaşantısını,arzularını,hayal kırıklıklarını,boşvermişliğini,gençliğini ve nihayet sonunu düşündüm. Doğduk,yaşıyoruz ve mutlu son'a ne kadar kaldı ki dedim kendi kendime. Hiç tanımadığımız insanlar,bazen sözleriyle ve yahut fikirleriyle ya da en somut örnek bıraktıkları bir fotoğrafla yüreğimize dokunabilir. Buna hep inandım Ve bunun yıllarca hastalıklı bir düşünce olduğunu bile düşündüm. Ama elbette ki böyle değildi. Ve sanırım bu görmeden sevdiklerimizden işte bu dokunuşlardan ötürü asla vazgeçemiyorduk. Hemen kalkıp,bir kahve yaptım kendime. Balkonumuzu ısıtan tatlı güneşe aldanıp,biraz kavruk,biraz soğuk havayı içime çektim. Ve orada ne kadar kaldığımı bilmeden.O'nun satırlarına gömüldüm. Ruhum yeniden.yeniden .yeniden dinlendi. Biraz hüzünlendim.biraz sevindim ama en çok ta kıskandım. O'nun cümlelerini ondan kıskandım. Her yeni harfte beynimin yanarak.küllerini boş bir araziye savruşturdugunu hissettim. Sabahattin Ali şüphesiz ki yüreğime dokunmuş nadir insanlardan biri. Hayatıma doğru zamanda gelen en doğru adam Çünkü yıllar önce bir gece bir teselli için uğramıştı haneme. Sonra öyle sevdim ki. Sen hep yanımda kalsan olmazmı? Ben nerede nasıl acı çekeceğimi bilemiyorum.belki bir teselli daha verebilirsin dedim içimden . Ve O'da en güzel tesellisiyle kaldı.hiç gitmedi. Ve gün bugundur ne zaman kaburgalarım arasında bir ağırlık hissetsem.bir acı misafirlik etse bana hemen onun cümlelerine gidiyorum. Teselliyi yanlış yerde değil en doğru yerde buldugumun rahatlıgıyla herşeyi unutuyorum. Ve her zaman diyorum İYİ Kİ İYİ Kİ GEÇTİN BU DÜNYA'DAN PEK SEVGİLİ SABAHATTİN ALİ.  Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin. Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan insanı vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat hep böyle değil midir ? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz? Benim beklediğim aşk başka! O bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka... Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!. "İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı." "Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: 'Dünyada neler gördünüz? ' dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki..." ''Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için tek çare kendi dünyamıza çekilmek.'' "Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır." Acılar kalbimi nasırlaştırdı ve kalbim, her zaman üzerine basılan bir nasır gibi sızlıyor. Yalnız ben artık bağırmıyorum, bağıramıyorum "Fakat her şey geçer, her şey unutulur. Kendini bir felâketin içinde kaybetmenin mânâsı yoktur. İnsan birazcık da kalender olmalıdır!" "... İnsanlara ne kadar muhtaç olursam, onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu..." Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim. Bu hal gerçi bir çok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim. Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hiçbir zaman. "Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum. Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?" “Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız. Her hadisenin insanı eğlendirecek bir tarafı vardır..." ''En akıllımızın kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir sürü bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez.'' Ne olurdu? Birbirimize birkaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı. O zaman sana tâbi olur ve bundan zevk duyardım. Fakat şimdi, hiçbir faydası olmadığını bile bile, yanlış ve mânâsız bulduğum şeylere oyuncak olmak, bütün sevgime rağmen imkânsız... "Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir." "Belki bu da kâfiydi. Bir insana bir insan herhalde yeterdi. Fakat o da olmayınca? Her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi?"
Şiiri ne kadar sevdiğimi uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. Bilen bilir şiir en halden anlayanımdır. Hüzünlendirse de bana en yakın dosttur bazen. Şiiri severim de çiçekli şiirlerin şairini sevmem mi peki ? Elbette ki severim ,hemde çok,belki de en çok onu severim. Çiçekli şiirlerin şairi de kimmiş diyebilirsiniz,dersiniz de Çünkü çok erken gitti bu sefil dünyadan. Duymamış olabilirsiniz bile. Onun tabiri ile kelebek ile takas etti ömrünü. Pek Sevgili Kadın şairimiz DİDEM MADAK❀ Onu farklı sevmemin elbetteki bir çok nedeni var. Ama onu benim için diğer şairlerden ayıran -özellikle kadın şairlerden- özelliği şiirlerinde kadınlık hallerini fazlasıyla kullanması. Yani bir Didem Madak şiiri okuyacaksanız eğer şiir içerisinde geçen ‘Haraşo örgüler’, ‘eski tül perdelerden gelinlikler’, ‘uçlarından çile damlayan yorgun çamaşırlar’, ‘kalbinin raflarına dizdiği rengarenk reçeller,‘çoktandır öksüz kalan mutfak’, ‘kalbim ucu kararmış tahta kaşık gibi’ türü benzetmeleri, imgeleri sıklıkla duyabilirsiniz. O, kim ne derse desin aldırmadan, çiçekli şiirler yazmaya, devam etti. Bizlere de ardından üç güzel şiir kitabını bıraktı. Bu post'ta Pulbiber Mahallesi kitabında geçen bir kaç şiirden en beğendiğim cümleleri paylaşmak istedim. Hepsi öyle güzel ki seçmekte zorlandım. Diğer kitabı Ah'lar Ağacını' da başka bir şiirli günümde paylaşacağım inşallah. Sizleri de etkileyen,çok sevdiğiniz bir şiiriniz vardır muhakkak. Benimle şiir alışverişi yapabilirisiniz :) Sizlere şimdilik keyifli okumalar..  ❀ Bazı yarım işleri.. Bazı yarım şiirleri.. Bazı yarım baş ağrılarıyla tamamlıyorum artık ❀ Bu son derece acıklı durum için ne yapabiliriz ? elleri titreyen türkan şoray için ne yapabiliriz, leğende çırpınıp duran balıklar için? ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım önce acısını almak, şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda... kara sularını akıtmak lazım. bunar bizim tariflerimiz, mahallemizin kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der. dünyaya bir kadın eli değse! şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa tozlar havalansa... ❀ Beklemek üzerine felsefe kitabıydık her şeyi bekliyoruz diyorduk hayattan ne beklediğimizi soranlara ''her şeyi'' deyip iğrençlerimizi dişliyorduk. ❀ Başka kavgalarda, başka kelimeler ölmesin diledim. pandorayı bir kumaş cinsi sanırdım çocukken annemi ziyaretten dönerken sarılık olurdu esmer kardeşim, sarışın oldum diyerek. ben de sarılayım, sarışın olayım isterdim. annesi ölmüş çocuklardan tarifler bulaştı bana. kelimeler ölsün istemem bu yüzden tarifler sırasında beklerken istemem içimde ezilsinler ❀ ortam şiire acaip müsait efendimiz, acaip bir atmosfer yarattınız kar yağdı, yüzümün yolları kapandı. hayır, tuzlama çalışması yapmıyorum efendimiz. ne bir kimseyi göresim var, ne konuşasım bir kimseyle hayır, insanları sevmiyorum efendimiz çok soru soran bakkalı, işgüzar sekreteri pantolon ağlarından dakikalar fırlayan kart zamanparaları... hayır, hiç kimseye acımıyorum efendimiz. kendimi de ağlak suratımı görmemek için çokonat reklamına gönderdim. arınmadan gelmesin. ❀ Şimdi hiç kimse yok efendimiz şu tuzluğu elinin tersi ile itip devirecek biri fal kapatıp bakacak biri babazula çalacak, janis joplindinleyecek biri fiillerime uygun cezayı şu kanundan bulacak biri, cezalandıracak ve beraat ettirecek biri, sanığı son sözünü söylemeye teşvik edecek biri ❀ Lambamı dünyamın tavanına asmıştım işte en bi tavanına. mor ötesi ışıklı bir lamba. kendimdeki işaretleri görebildim böylece. böylece evde deli beslemeyin uyarılarına aldırmadan ve hiç korkmadan bir deli beslemekten çamaşırların kurumasını bekledim, yemeğin pişmesini bebeğin doğmasını küfrün sokaklarında lambaların yanmasını çimentonun donmasını mafya babanın başımda kahkahalar atmasını cesaretin varsa gel demelerini bekledim. kelimelerin meczup dilenciler gibi evimde gecelemesini. dili kesik bir korku filmine atmıştı tanrı beni bana reddedemeyeceğim bir teklif sunmayacak mıydı?
🍀 Sıkıntılar basamaktır 🍀 Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer. Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silke leyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu toprağı silkeleyip bir adım yükselmektir. Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. ✨En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz. ⭐Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.⭐ Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız: 1. Kalbinizi nefretten arındırın. (A F F E D İ N) 2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın.. 3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin. 4. Daha çok verin. 5. Daha az bekleyin.
VAROLUŞU SORGULAMA : UYUYAN ADAM 'İnsan ne harikulade bir buluş! Isınsın diye ellerine, soğusun diye de çorbasına üfleyebilir.' Dün ki post'umda Kayboluş romanının yazarı Georges Perec'tan bahsetmiştim. Bu ay onun ölüm yıl dönümü olduğu için onu özellikle anmak istiyorum. Bir kaç yıl önce Georges Perec'ın Uyuyan Adam romanını okumuştum. Dün geceyi de film gecesi ilan edince Uyuyan Adam'ın film uyarlamasını izlemek istedim. Film ,romanla birebir uyarlanan,hiçbir noktasında değişikliğe gidilmeyen bir yapıt olarak kalmayı başarmış. Klasik bir Georges Perec zihniyetindeki film özellikle sürrealizm ve varoluşculuk kavramları üzerine işlenmiş. Film,Paris'te,tek göz bir odada,öğrencilik hayatını sürdüren isimsiz kahramanımızın modern hayatın içine sıkışıp kalmışlığını, var oluşuna, hayatına, gündelik işlerine ve ilişkilerine kayıtsız kalmaya başlamasını anlatıyor.   Adeta bir robot gibi aynı eylemleri her gün tekrarladığımız bu hayatta, karakterimiz kendini akışa bırakarak, var oluşunu yavaşça yok oluşa teslim ediyor. Film boyunca karakterimizde dahil olmak üzere filmde tek bir diyalog bile bulunmamaktadır. Bir dış ses karakterin kendiyle konuşmasını canlandırarak,onun varoluşunu sorgular. Özellikle film üzerinden giderek bu kendi varoluşunu sorgulamayı biraz daha derinleştirmek istiyorum. Eminim hepimiz hayatımızın bir kısmında filmdeki karakter gibi kendi varoluşunu sorgulama imtihanından geçmişizdir. Bu süreyi karakter gibi yalnızca sokaklarda aylak aylak dolaşıp,bol bol uyuyarak ta geçirmiş olabiliriz, ya da daha şanslılarımız etkin bir üretkenlik dönemine girip te bu varoluşu sorgulamış olabilir. Kendini uykuya teslim eden sorgucu kişisi uykunun kendisini saran yavaş bir ölüm, hem tatlı hem de korkunç bir anestezi olduğunu düşünmüştür Ya da uykuyu bir kendinden kaçış olarak ta düşünmüş olabilir Ama şu var ki: Kendini görmeyi hep sürdürecektir İnsan hiçbir şey yapamaz, kendinden kaçamaz, kendi bakışından kaçamaz, hiçbir zaman bunu yapamaz: hiçbir sarsıntının, hiçbir seslenmenin, hiçbir yanığın onu uyandırmayacağı kadar derin uyumayı başarsa bile, kendini gören bir göz hep olacaktır,kendi gözü, hiç kapanmayacak, hiç uyamayacak olandır. Bir başka sorgucu kişisi de ki bunlar en şanslı olanı dedik,kendini kendinin dahi şaşırabileceği bir biçimde üretmeye,düşünmeye odaklayan,aslında kimliğinde ki varoluşunun sorgusundan kaçmak isteyen insandır Evet tüm varoluşu sorgulamanın en basit yolu uyku gibi gözükür.. Tek ihtiyacın olan yalnızca biraz uykudur. Kendi sessizliğini,dinginliğini,gögüs kafesinin iniş ve çıkışını dinlediğin,sabırla varoluşunun ispatı olan uyku. Bir an bu varoluşumu sorgulamam gerek durumuna düşsen bile ,bu varoluşunu sorgularken hiçbir şeye kayıtsız kalmaman gerekir. Çünkü sen kayıtsız kaldığında ya da tarafsız olduğunda hiçbir mucize gerçekleşmez. Sadece gün be gün senin sabrın tükenir ve git gide herşey senin için çok daha anlamsız bir hal alır. Kayıtsızlığının sende kayda değer bir değişikliği olmayacağı için kendini kandırmayı ya da uyuşturmayı devam ettirmenin bir anlamı da olmaz. Çünkü tüm bu depresif,sorgucu zihniyetinden sonra Dünya 'da asla bir tepki vermez Yer yerinden oynamaz ve sen de zaten ebedi değişmezsin. VE SİZLERE : Georges Perec’in hayatın çiğliğini, keşmekeşliğini, insanlarını, sessizliğini, sıradanlığı veya deliliğini yapayalnız bir adamın beyin kıvrımlarını zerre zerre damıtarak, kelimelerin sınırsızlığının ve anlamsızlığının bilincinde, uykulu gözlerle anlattığı bol dumanlı kitabını okumanızı ve yahut filmini izlemenizi tavsiye ederim. Hepimizin kendimizden bir şeyler bulacağı bir başyapıt.