Cookie Run:Kingdom Official!

bliss lane
🪼
art blog(derogatory)
No title available
macklin celebrini has autism
The Bowery Presents
Lint Roller? I Barely Know Her
h

❣ Chile in a Photography ❣

titsay

pixel skylines
Monterey Bay Aquarium
cherry valley forever
No title available
Cosmic Funnies

tannertan36
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Love Begins
noise dept.
seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from Italy
seen from Ecuador
seen from United States

seen from United States

seen from Brazil
seen from Philippines

seen from Saudi Arabia

seen from United Kingdom
seen from United Arab Emirates

seen from United States
seen from Costa Rica

seen from Chile
seen from Ukraine

seen from Gabon
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@thekrizantem-art08
KATRE-İ BERZAH'IM
Ey Katre-i Berzahım,
Cümle alemden ırak,
Yek,
Muhabbetine mihmanım.
Zamanın ötesinde,
Hallac’ın sükûtuna teslimim;
Vuslatın eşiğinde cananım.
Kâh viran olmuş İrem'im,
Çölün koynunda yatan.
Kâh zavallı bir zerreyim,
Levh-i Mahfuzun kapısında...
Rahmetinin ümidine sığınan.
Gülşen-i Narında İbrahim'in...
Bir avuç külüm,
Hâlâ yanmakta olan.
Yusuf'un yırtılan gömleğiyim,
Hakikatimi fısıldayan.
Ben bende ben,
Ben tende bilinen.
Ruh bende,
Ten ile ölmeyen.
Ne mekânda yerim var,
Ne zaman içinde izim.
Kün emrinde bir kârım,
Vahdet aynasında yüzüm.
Sıyrıldım cümle renkten,
Eridim hevesimle.
Damla aslına erdi,
Sabrın dut kafesinde.
Ruh çekildi, ten söndü,
Ey Katre-i Berzahım;
Nur-u alemde kıblegâhım
Bir tek seni gördü.
Jülide A.
RUHLARIN ÖLÜMÜNE DAİR
Öyle bir düştün ki gözümden,
Kimse senin kadar iyi intihar edemezdi.
Şimdi, boşlukta sallanan zavallı bir gölge misali,
Unutulacaklar mezarlığında oturmuş,
Sıranı bekliyorsun gömülmek için.
Toprak soğuk, biliyorsun da üstelik;
Gireceğin o derinlikte tek bir ışık dahi yok,
Tıpkı artık zerresi bile kalmayan umudun gibi...
Ama sakın endişelenme;
Derinliğine gömüldüğün hiçbir karanlık,
Kalbin kadar büyük bir cehenneme çıkartmayacaktır seni.
-Jülide A.
Gökyüzüme Ağıtlar
Gökyüzümü yitirdim,
Ondandır yıldızların bu feryadı
Bir zamanlar gözlerimi süsleyen mavilik
Şimdi derin bir karanlığın koynunda
Ruhsuz bir hayalet gibi dikilmekte.
Oysa ben her gün,
Başımı kaldırıp bakardım
Bulutlarla kaplı o güzel çehresine
Bazen öfkeyle bakardım gözlerine
Bazen de buruk bir kan tadıyla dilimde
Kızardım ona, bazen sitem eder
Hesap sorardım...
Sanki kahinattaki her kötülüğün sebebi oymuş gibi,
Ama bilirdim benim göğüm günahsızdı
Tıpkı anakucağındaki tüysüz bir bebek gibi
Bilirdim!
Ağlardı bazen halime
Koskaca gökyüzü oturur
Bir çocuk gibi akıtırdı
yaşlarını üstüme...
Sorsam dert benim derdim de
Onun derdi de bambaşkaydı
Kendi içine
Gök ya bu
Bereketli yağmurlar kadar
Yıldırımlar da yakışıyordu
Mağrur suretine...
Oysa evdi ocaktı göğüm,
Yurttu bucaktı bana
Bense rüzgara darılıp
Biraz saçlarımı dağıttı diye
Kızmaktaydım ona kendimce
Ruhumu sıkıca saran kanatlarına
Nankörlük ede ede.
Sonunda,
Göğümün kanı bulanmıştı ellerime.
-Jülide A.
KÖR TALİH
Sonunda,
Birlikte geçirebileceğimiz koca
bir ömrü,
Yalnızlıkla heba ettik sevgilim.
Edilebilecek onlarca sohbeti
Sanki bir anlamı varmış gibi
Kalkıp boş duvarlarla ettik...
Aslında ikimiz de kötü insanlar
değildik;
Fakat onca çırpınışa rağmen
Neden kimseye sığamamıştık bir
türlü
Ben de bilmiyorum.
Belki birilerinin kaderinde
yoktuk,
Belki de yaşanması gereken
ne varsa
Çoktan esip geçmişti
üstümüzden
Yaşayıp yaşamadığımızı bile
Anlayamadan, bilemeden...
Sanki toprağını bulmuş
İki zavallı gül fidanıydık da
Mevsimimiz değildi.
Başka türlü;
Böylesine kör bir talihin
sebebi,
Dünya üzerinde
Pek az şeyle açıklanabilirdi.
-Jülide A.
DEĞERLİ SİZLER VE ZAVALLI BİZLER
Siz ne anlarsınız bayım?
Su gibi dökülüp gitmiş ömür
Acının keskin yokuşlarından.
Attığım her adımda ayaklarıma batan
Cam kırıklarını bir ben bilirim.
Şimdi kalksam desem ki;
Kaderim sert bir ayazda
Ruhumu yaktı ısınmak için...
Size o sert ayaz meltem gelir,
Yandığım ateş gün ışığı.
Ne anlarsınız ki siz bayım?
Doğru sizinle doğru;
Yanlış ve eksik olan
Zaten hep bizim tarafımızdaydı.
Soğuk mezar taşlarından
Medet bekleyen de bizdik,
Ağladığımızda bir köşede
Sessizce iç çeken de.
Sorsak en iyisini
Yine siz bilirsiniz bayım.
Ne bizim gördüğümüz renktir,
Ne de hissettiğimiz sizin kadar his.
Biz ne anlarız ki bayım?
Nereden bilebiliriz...
Baktığımız her yüzün insan olmadığını,
Açtığımız her yeni sayfanın
Bir gün hatalarımızdan okunmayacağını...
Adımızın geçmeyeceğini mesela
Öldüğümüzde;
Kimsenin bizi rahmetle anmayacağını.
O yüzden ne siz bizden anlarsınız,
Ne de biz sizin lisanınızdan.
Biz tutar, sizin nefretle yazdıklarınızı
Sevgiyle okumaya kalkarız.
O kargacık burgacık yazınızı
Bir aşk mektubu niyetine ezberler çıkarız.
Siz bile şaşırırsınız kendinize,
Gördüğünüz değere bayım...
O hak etmediğiniz değer,
Gün gelir omuzlarınıza çöker;
ve onu artık taşıyamazsınız.
-Jülide A.
Gitmeleri birikiyor insanın. Ansızın kapatıp kapıyı bu evi de bu şehri de sessizce terk edesi.
Gelmeyene üzülmem artık, olur da ısrarla istediğim şey ufacık bir şerre takılır diye. Bu kez de gitmediğine üzülmemek için gelmeyen hiçbir şeye talip değil artık.
-TheKrizantem.Art
Nerede kaldığımı unutmamak için kıvırdıysam da kitabın sayfasını ben hikayeyi ısrarla en başından okumaya çalışıyordum. Bu sebepten okuduğum şey hep aynıydı. Anladıklarımda öyle. Yormuştu beni ve buna rağmen kitap bir türlü bitmek bilmiyordu. Belki de sorun bu kitaptı ve ben inat etmek yerine artık onu okumaktan vazgeçmeliydim usulca. Zira benim bu kitabı bitirememiş olmam başka kitaplarında aynı kaderi yaşayacağı anlamına gelmiyordu.
Bir Delinin İntihar Notları
Şiir ve Seslendirme: TheKrizantem.Art
Gülen adam olmamıştı henüz
Çünkü ne Müzeyyen'i görmüştü
Ne de kaybetmişti aşkını
Bir ilkbahar gecesi
Gülen Adam olmadan önce
O bir insandı
Ve bir adıyla müsemmaydı.
Uzun boylu ipince
Kara kaşlı
Gözleri irice
Yakışıklı bir genç adam
Bir çoğunun bildiğince
Ermişti biraz ama
Gün doğmamıştı henüz üzerine
Hoyrat bir öfkesi olsa da
İyi kalpli biriydi özünde
Derya, denizdi işi,
Çocukluğundan bu yana
Ustasından almıştı icazeti
Ustası da dedikodu olmasın ama
Avanak ayyaşın teki
Böyle bir adamın
Normal mi olacaktı ki öğretmeni?
Attı ağını denize
Kurdu tablasını bir pazar yerine
Sattı balığını
Binbir türlü tezahürat eşliğinde
"Gel abi gel A vitamini, c vitamini
Bu balıklar kahinatın mücevheri
Alan tekrar alıyor
Almayan bin pişman" diyor
Diğer esnaflar şaşkın şaşkın
Bu garip balıkçıyı izliyor ve
Belki de insanlar ona
Hayatında ilk kez deli diyor
Bu yüzden ermiş sayılırdı biraz ama
Gün doğmamıştı henüz üzerine
Tombuldu da biraz
Ayn zamanda artık bir deliydi de
Derken bir gün ansızın gördü
Müzeyyen'ini
Dudakları kiraz, kar gibi beyazdı teni
Hiç kaçırır mı böyle bir delikanlı?
Müzeyyen gibisini
Ah müzeyyen
Müzeyyen ki yaralı bir kuş
Gözü açılmamış safın teki
Dalyan gibi delilanlıyı
Görür görmez atıverdi
Gönül teli
Müzeyyen bir içim suydu,
Bizimki ise ona susuz.
Evlendiler, barklandılar sonunda,
Ekmek kokan huzur dolu
Küçücük bir ev kurdular...
Derken kıyamet koptu bir anda.
Müzeyyen, o beyaz tenli çiçek,
Soluverdi ansızın sevdiğinin kollarında.
İşte ne olduysa o gece oldu,
O iri gözler yaşla değil,
Garip bir ışıkla doldu.
Önce bir hıçkırık düğümlendi boğazına,
Sonra bir titreme geldi dudaklarına,
Ağlayacak sandı onu görenler,
Diz çökecek sandı kaderin ayağına.
Ama o, ağlamadı.
Açtı ağzını, bir kahkaha patlattı!
Öyle bir "Ha!" dedi ki,
Sanki bütün dertleri
Elinin tersiyle söküp attı.
Güldükçe Müzeyyen geldi aklına,
Güldükçe dünya küçüldü karşısında.
Artık o eski yakışıklı genç gitmiş,
Yerine bu "Gülen Adam" gelmişti.
Yıkılan evine güldü,
Boş kalan tezgahına güldü,
Hatta onu coplayan polise bile,
En içten, en gevrek selamını verdi.
Adını sordular, sustu güldü,
Derdini sordular, coştu güldü.
Çünkü artık anlamıştı;
Bu koca dünyada maskesi düşmeyen,
Bir tek onun o bitmek bilmez gülüşüydü.
-TheKrizantem.Art
Bir Delinin İntihar Notları
Bir ses geliyor dışarıdan,
Sanki gece bile anlamış gibi niyetimi...
Pencereme çarpan onlarca yıllık selvi
İncecik dalları ile yalvarıyor
"Gitme! kal .
Hiç değilse bir nefescik daha"
Kalamam demek zor
Gitmek ise tutmuş elimi bir defa
İstesem de bırakmaz artık
Yastığımda kalan son sıcaklık,
Bir yabancının vedası kadar uzak şimdi.
Odamın köşesinde biriken gölgeler,
Sanki birer birer el sallıyorlar bana,
"Bitti" diyorlar, "yükün ağır, yolun kısa."
Zamanın durduğunu sanırdım hep,
Oysa şimdi akıyor parmaklarımın arasından.
Bir kağıt, bir kalem, bir de kırık ayna;
Aynadaki ben, bana öyle yabancı ki...
Gözlerimde fer kalmamış,
Sadece bir boşluk ve
İçine dünyaları sığdırdığım
O uçsuz bucaksız yorgunluk.
Mürekkebim tükenmekte, nefesim gibi,
Son sözlerimi asıyorum geceye.
Kızmayın bana, ya da acımayın sakın,
Ben sadece erkenci bir yolcuyum,
Güneş doğmadan evine dönmek isteyen...
Üzgünüm selvi ağacı ve üzgünüm dünya,
Uykusuz geçen gecelerin hatırına;
Söndürün ışıkları,
Ben artık rüya görmek istemiyorum.
-TheKrizantem.Art