Biz olabilirdik. Belki de mutlu olabilirdik. Konuşabilirdik de. Anlatabilirdin bana içindekileri. Seni öyle de sevebilirdim. Ama sen susmayı tercih ettin. Anlatmamayı. Sen sustun biz olamadık.
Mutsuz bir adam seni nasıl mutlu edebilirdi ki zaten ? Sana mutsuzluktan başka ne verebilirdi ? Ama sen onun huzuru, mutluluğu, yüzündeki küçük gülümsemenin sebebi olabilirdin.
Hayata tutunacağı dal sendin belki de. Bilmiyordun. O adam seni kıracaktı elbette çünkü o adam acı çekiyordu. Canı yanıyordu adamın. Seni kıracaktı ki sen onu daha sıkı tut diye. O adam kızacaktı sana, bağıracaktı elbette. Mutluluğu vaat etmedi o adam sana. Ama sana bir ömrün sözünü vermişti. Bir ömür sadakat, bir ömür sevgi, bir ömür sana ait olacaktı. Belki de en çok ihtiyaç duyduğu vakit vaz geçecekti o adam senden. Çünkü tutunduğu dal o acıları tartamaz olmuştu. Çünkü o ağaca yük olmak istemiyordu. Çünkü ağacı canından çok seviyordu o adam. O dalın kırılmasına bile içi dayanmıyordu. O çok sevdiği dalı kırdığı için pişmandı. Ve mecburdu gitmeye.










