BİLMİYORUM
Kendimi bilmiyorum.
Bazen dünyayı içine sığdıracak kadar genişliyor yüreğim, bazen kendi çarpıntılarına bile dar geliyor. Bazen küçük bir gülücük bile yetiyor içimi ısıtmaya, bazen göklere yükselen kahkahalar bile yetmiyor yüzümü güldürmeye.Bazen inanılmaz derecede uçarı, bazen iflah olmaz biçimde kanadı kırık oluyorum.
Hep aynı bedenin içinde yaşıyorum; ama kendimi bilmiyorum..
İnsanları bilmiyorum.
Güvenilir olduklarını düşündüğüm an sırtımdan vuruyorlar. Artık hiçkimseye inanmayacağımı düşündüğümde sıcacık bir yürek gelip buluyor beni. Çoğu zaman kim oldukları belli değil; çoğu zaman sandığımdan fazla yaşıyorlar bende.
Her zaman içlerindeyim ama; insanları bilemiyorum.
Zamanı bilmiyorum.
Küçülüp küçülüp bir ana benzediğide oluyor, uzayıp ıssızlaşıp bitimsiz bir çöl yolculuğunu andırdığıda… Bir kum saatinin düzenli temposunda yakaladığım da oluyor onu, dalgalarla boğuşan köhne bir gemide kaybettiğimde..
Saatin tiktakları değişmez bir fon gibi sürekli yanımda ama; zamanı bilemiyorum…
Geceyi bilmiyorum.
Kopkoyu bir karanlıktan mı ibarettir, yoksa ışıldayan yıldızlardan mı? Karanlığın içindeki ışık mıdır, yoksa ışığı boğan karanlık mı? Herşeyi görünmez kılan bir zalim midir, yoksa düşüncelerimizi derinlştiren acı sözlü bir dost mu?
Ençok onun içinde var oluyorum ama; geceyi bilmiyorum..
Aşkı bilmiyorum.
Kimi zaman tanımlanması en zor şey gibi geliyor, kimi zaman avuçlarımın içinde yakalıyorum onu. Kimi zaman dünyadaki bütün acıları unutturur diyenlere katılıyorum, kimi zaman dünyanın bütün acılarına denktir diyenlere…
Yüzlercesini okudum kitaplarda ama; aşkı bilmiyorum…
Savaşı bilmiyorum.
ülkeler fethedip, medeniyetler taşımakmıdır savaş; yoksa insanlar öldürüp, ocaklar söndürmek mi? Zafer coşkusunda mı aranmalıdır anlamı, yoksa anaların dünyayı dolduran feryatlarında mı? Kaf dağının ardında mı olur savaşlar, yanıbaşımızda mı?
Hergün görüyorum yükselen dumanları; ama savaşı bilmiyorum.
Yalnızlığı bilmiyorum.
Dünyanın ezici kalabalığı mı yanlız bırakır insanı, uçsuz bucaksız kıpırtısızlığı mı? Geçici bir hava boşluğu mudur hayatın içinde, yoksa heryeri kaplayan müebbet bir titreme mi? Kendimizin mi sorgusudur, başkalarının mı mahkemesi?
Seslerin kaybolup gidişlerini görüyorum ama; yanlızlığı bilmiyorum.
Dünyayı bilmiyorum.
Bazen bir acılar yumağı gibi acıklı, bazen lastik bir top kadar eğlenceli… Bazen bir gayya kuyusu kadar zehirli, bazen bir havai fişek kadar baştan çıkarıcı… Ne tamamen yankısız bir çilehane, ne tamamen iştah çeken bir nimetler sofrası…
Her an dönüyor ayaklarımın altında; ama dünyayı bilmiyorum…