ya ne olursun anla artık yüreğimin yandığını. anla artık sessizliğimin acımdan olduğunu. ben kendimi anlatamıyorum, ama sen anla ne olur.

Love Begins

Andulka
Three Goblin Art
we're not kids anymore.

shark vs the universe
Jules of Nature
he wasn't even looking at me and he found me

ellievsbear
d e v o n

PR's Tumblrdome

@theartofmadeline
noise dept.

Janaina Medeiros
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

⁂

Product Placement

祝日 / Permanent Vacation
tumblr dot com
Monterey Bay Aquarium

No title available
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Maldives

seen from Malaysia
@uyuyanguzel34
ya ne olursun anla artık yüreğimin yandığını. anla artık sessizliğimin acımdan olduğunu. ben kendimi anlatamıyorum, ama sen anla ne olur.
çok yorgunum, lütfen soluklanayım. düşe kalka öğrenilen bu hayatta, sağlam bir şekilde yere çakıldım. nasıl yürüneceğini unuttum. nefes almayı unuttum. taşıyamayacağım kadar yük almışım sırtıma, farkında değildim. doğru bildiklerim yanlışmış, tek yaptığım hata doğurmakmış. ödemem gereken çok bedel varmış. ödeyeceğim, söz. ama soluklanayım. çok ağır bir tokat yedim. kalbim ritmini bozdu, dengem hızlıca yok oldu. ölseydim annem çok ağlardı, ölemedim ben ağladım. kendi boşluğum beni yuttu. anlamsız sorular soruldu, yuttum. hiçbir şey yaşanmamış, yaşanmamış, yaşanmamış. silemiyorum. bunu yutamadım. hastane bilekliğim bana gülümsüyor, atamadım. söz, en güzel bedeli ben ödeyeceğim, ama lütfen. biraz. soluklanayım.
oku. bir deniz gecesi hatrına. çok uzaklara bakınca aklıma gelmen hatrına. hala iyi bir adam olamadıysan kırdığın tüm diğer kalpler hatrına. oku.
benim kalbimin ilmeği senin kapının koluna takılmıştır olur öyle. içim sökülürken sana doğru kendimi toplamaya çalışmışımdır. olur öyle canım benim, olmasa ne iyi ama yemin ederim olur öyle. düğümü yanlış yere atmışımdır. artık düğüm falan çözemiyorumdur üstelik. bunu kendimi düğümlerken hiç düşünmemişimdir mesela ben artık düğüm falan çözemiyorum ne yapacağız?
susuyorumdur. biraz gülüyorumdur. genelde ne cevap verdiğimi hatırlamıyorumdur. bir şey düşünürken çok hızlı yürüyorumdur. senin kapını düşünürken çok hızlı yürüyorumdur mesela. bir düğüm daha. sonra bir düğüm. bugün kambur kızının sırtını öpen bir kadın gördüm. oturdum burada sırtımı ağrıtıyorumdur. bir başka düğüm daha.
ne kadar mutluymuşum. ne kadar heyecanlı ne kadar genç ne kadar diri ne yorulmaz. her şey güzel olacak sanıyormuşum ne haddimeyse. şimdi o kadar da güzel olmayabilir raflarında çiçekler suluyorumdur. hiçbiri o kadar güzel olmayabilir sen de belki biliyorsundur.
bir taşıyıcı kolon kaybettim. çocukluğumu kaybettim. dalgalı saçlarımı öpen dedemin ağzını kaybettim. babama öfkemi kaybettim. vurulduğum her yerin acısını kaybettim. hemen dolardı gözlerim yaşımdan bile kaybettim. zamanı uzayan saçlarla tırnaklarda ilerleyen beyazlarla kesildiğinde üstünü örten derimin sabrıyla ölçerdim. şimdi kaybettiklerime bakıyorum. içinden çıkabildiğim işlere sağ varabildiğim sabahlara bakıyorum. zaman böyle geçmiş. büyümek bitti şimdi belki ne yaptığımı bile anlamadan yürüyorumdur.
bir şey diyecektim sana. unutmuş gibi yapıyorum. sen beni çok üzmüşsün neden öyle yaptın mesela. ben istersem senin kapını bulurum. o ipi keserim. bütün düğümlerden kurtulurum ama sen beni niye üzmüşsün. sağ çıktığım bir çukuru toprakla dolduruyorumdur belki şimdi. sen açtın diyemem ama bir kazma da sen sallamışsındır biliyorum. ben buna uzun uzun sırtımı ağrıtıyorumdur.
özledim diyemem. unuttum sayıyorum hatta. ama bıçak değen hiçbir organ eskisi gibi olmuyormuş tekrar bunu biliyor muydun? ben sana bunları öğretemem. yanımda yürüsen öyle hissedemem şimdi. ağzını falan izleyemem. bıraktığım gibi elim cebinde bulamam.
artık öyle olmuyordur. bilirsin canım benim bazen olmuyordur. olsa ne iyi ama olmuyordur. sen de en az bir çiçeği soldurmuşsundur. bir kuru toprağa bakarak söyle bunu. olmuyordur artık. olsa ne iyi.
güneş doğmuş yaşam varmış bir yerden yakalıyor insan. kırk yerinden burkulmuş bir kalp gibi ama kırk bir yerinden de burkulabilirmiş olsun. keşkeymiş tühmüş ama en çok olsunmuş çünkü bir yerden toparlamalı. nasıl olur, nerden tutulur bilmiyorum, bilmediğim çok şeyle karşılaştım ama buna da olsun. ait olmadığım bir hikayeyi benim sanmışım, o sevgiyi de benim sanmışım. olmamam gereken bir yerde var olmaya çalışmışım. dolu bir zihinde bir yerim var sanmışım, aptalmışım ama toparlamalı. sinirim, öfkem kalmadı kızgınlığım sadece kendime, ama kendimi affetmenin hep bir yolunu bulurum ben. dünyanın dönüşünü bir yerinden yakalarım. sen varman gereken yere varmışsın, dönmen gereken yere dönüşmüşsün, ne mutlu sana birrrrr sürü alkışlar sana. buralar böyledir oralar öyledir ama orası senin orandır artık beni ilgilendirmez. geri kalan şeyleri ben toparlarım.
kilometrelerin bir önemi yok. sen hiç yokken bile bana en yakınsın. gece korkup çığlık atarak uyandığım rüyamda bile sana sarılıyorum ben. şimdi kafam göğsünde ve senin üşüyen ellerini sıcak nefesimle ısıtıyorum. seni pencere önüne çiçek koyacak kadar çok bitanem. seni yollarına kuş koyacak kadar çok.
kocaman bir kargaşanın içinde düştüm ben. kocaman bir kargaşanın içine yalnız düştüm. kocaman bir kargaşanın içinde yardım diledim, duymadı kimse. kocaman bir kargaşanın içinden çıktım sonra, ne beni o kargaşanın içine atanı unuttum, ne de sesimi duymayanları. zamanı var...
Gelecekteki yiğite not bırakırmısın
Canımın kırık köşesi*
Bu dünyada tutunacak bir şeyin kalmadığında bile tutunacağın bir dal, gülecek bir sebebin kalmadığında bile seni güldürecek bir an, nefesin kesildiğinde bile sana nefes olacak bi hava, ayağın takıldığında bile çalacağın bi kapı ve en önemlisi ne olursa olsun sana sırtını dönmeyecek bir bağ bırakmıştım. Umarım hâlâ incinmesin diye o güzel kalbini insanlardan sakınıyorsundur, nolur sakınmaya devam et lütfen kaç sene geçerse geçsin ben düştüğümde senin güzel kalbinden başka teselli bulamıyorum. Kalbinin bir gece yarısı sessiz sedasız incinmesine de gönlüm razı değil. Ve umarım hâlâ bir gece yarısı saçmasapan bir zamanda balkonda oturup sigaramızı içerken 'biz nelerin üstesinden gelmişiz" diyip yine birbirimize sarılıyoruzdur. Fazlası güç kalplerimiz için. Ha bi de sigarayı azalt, içkiyi bırak bi köşede ölmüş olayım da deme.
Kalbimin kuşu*
Şuan hangi gündeyiz bilmiyorum, beni bilirsin zaman kavramıyla aram iyi değil hatta bu dünyayla bile aram iyi değil benim. Aramın iyi olduğu tek şey sensin işte. Öylesine karalıyorum bir şeyler, bir gün bunları okur musun bilmiyorum. Eğer okuyorsan, şuan hâlâ hayatında yer edinmiş şekilde duruyor muyum onu da bilmiyorum eğer durmuyorsam sığamayacağım hayata yine girmeye çalışmış ve başarılı olamamışım demektir ama eğer girdiysem kapı dışında kalmayıp evime sarılıyorumdur. Beni sorarsan ben yine bildiğin gibi işte, yine aksi, huysuz ve dengesizim yine bu hayata çok kızgın ve kırgınım. Yine seni kırdıkları için öfkeliyim insanlara yine, yine ve yine... En ufak gülümse diye çok çabalıyorum. Hayatındaki insanları hiç sevmiyorum aslında bazılarını da seviyor gibi duruyorum sadece. Bu dünyadaki her insana olduğu gibi hayatındaki insanlara baya bi nefret doluyum. Çünkü bu dünyada hak etmeyen insanlar bir sürü şey görüp hak edenler hiçbir şey maalesef göremiyor, sen insanlar için zamanında çok çabalamış ve kalbini hiçe saymıştın. Kendinden çok başkasını sevmediğini ummak istiyorum artık, seneler sonra da bu raddeye gelmiş olmanı istiyorum. Unuttuğun çok şey olsun ama beni unutma. İnsanlar konusunda sevmiyor oluşum kıskançlık değil asla bu sadece çivisi çıkmış dünyada hâlâ manzara resmi kadar güzel oluşundan kaynaklı bir öfke. Seni kıran, dinlemeyen, görmeyen, kalbinde hep yara bırakan bütün insanlara kızgınım. Hiçbir insanı kalbimin yakınlarından geçirmiyorum ama sen hep kalbimin penceresinden gökyüzüne bakarak gülümsüyor ol. Ama keşke daha farklı zamanlarda tanışıyor olsaydık, kalbini saramazdım belki ama elini tutabilirdim. Hassasiyetinden ve herkesin hayatından çıkarken hep iyi hatırlanma sevdandan vazgeçtiğini umuyorum çünkü bu yol seni bi miktar öldürecek. Kırgınız kalbimin kuşu ama en çok kendimize. Hiç sarılmayacak şekilde kırgınız. Bazen öyle çok dağılacak ki, kırıklarımız nefesimizi kesicek bilirim. Dediğim gibi bir gün bunları okur musun bilmiyorum okuyunca bana üzüldüğüm için kızar mısın onu da bilmiyorum ama eğer okursan lütfen bana kızma, acılarımı bir tek senin anlayacağını düşünmüştüm. Çünkü ben kendimle bile konuşmuyorken, sana sesimi duyurmaya çalışıyorum. Lütfen kalbini ezdirme artık, hep güzel olduğunu bil. Ve hep öyle kal. Düşmene engel olamam biliyorum ama düştüğünde yanına oturmak ya da ellerinden tutup kaldırmak benim elimde. Ellerinden tutacağım. Umarım nefesin kesildiğinde hâlâ geldiğin ilk kişi ben olurum. Çünkü yapacağım ilk şey ruhuna sarılmak olacak. Umarım bu yazıyı tekrar açıp okuduğumuz zaman, ayağa kalkacak cesareti kendimizde bulmuşuzdur. Şu an bunları yazıyorken ikimizde bi köşelerde dibi görmüş haldeyiz çünkü. Nefes aldığın her an, başkasına "düştüğü için" koşmayı bırak artık çünkü zamanı geldiğinde "değmemiş" diyecek olmana gönlüm razı gelmez. Umarım bir gün elimden ve kalbimden tutarsın demeyeceğim çünkü tutarsın bilirim ama yine de umarım bir gün elimden ve kalbimden tutarsın çünkü bu dünyanın kahrı çekilecek gibi değil.
Şimdi, tam şu anda, eski ya da yeni, rengi fark etmeyen bi koltukta kollarını belime dolamışken bana hikaye anlatmanı istiyorum. Ne olduğunun bir önemi yok, sadece senin sesini ve huzurunu istiyorum.
"benden önce çok incindin biliyorum, kötü seçimlerin ve hataların oldu, üzüldüğün kırıldığın zamanların oldu. biliyor musun bunların hiçbiriyle ilgilenmiyorum, her şey geride kaldı ve şu an hissettiğimiz bütün duygular gerçek. seni seviyorum, bütün ruhum, kalbim ve büyümeye mahkum edilmiş vücudumla beraber seni çok seviyorum."
her yaşanılan gün yüzüne çıkmadığından herkes mutlu, her şey yolunda sanıyorsunuz. kimin ne yaşadığını bilmeden yargılıyorsunuz, kötü anların sadece sizi bulduğunu düşünüyorsunuz. bir şey istediğiniz gibi gitmediğinde suçu sadece karşı tarafta arıyorsunuz, kimsenin ne hissettiğini umursamadan üzerine gidiyorsunuz. ama yanılıyorsunuz çünkü hiçbir şey sandığınız kadar basit olmuyor.
her şeyi, herkesi bırakmak sadece gitmek istiyorum. durmak, düşünmek, ezilmek, yüzleşmek istemiyorum. insanlar mutlu olsun diye uğraşıp acı çekmekten, kendi mutluluğum için uğraştığım zaman ise nefret edilen olmaktan o kadar yoruldum ki.
evet tamam bir takım hatalar yaptım, bazı kötü şeyler yaşandı. çok kötü şeyler yaşandı. ama ben hiç dinlenemeyecek miyim? benim yolum hep mi engebeli? oturup bir nefes almaya kalktığım zaman, hep mi bir tokat?
vücudumda biriktirdiğim yaralarımla, ruhumdan sızan sancılarımla, ritimsiz atan kalbimle, kendini yiyen beynimle, içimde kara delik gibi her şeyi yutan korkunç boşlukla, eksiklerimle ve fazlalarımla, çirkin gülüşümle, şiddetli haykırışlarımla, kaçtığım hayatımla, kaçtığım ne varsa ben başa çıkamıyorum artık.
ben savaşamıyorum artık. ne bir zafere ne de bir yenilgiye daha ev sahipliği yapabilecek bir evim kalmadı.
birine yorulmadan bakmak gerçekmiş. kuşkusuz, acabasız, tedirgin olmadan, fazlasını aramadan bakmak. bazı günlerin rüzgarı daha güzelmiş bazı sabahlar böyle ayağımızın altı deniz ve seninle ikimiz yüzme bilmiyoruz. biz seninle ne yapacağız böyle. ikimiz. çok güzel kelime değil mi baksana, ikimiz. sen başını omzuma koyduğunda ne yapacağız mesela, ben sana sarılıyorum sen heyecandan titriyorsun ve ben diyorum ki böyle çocuk bir günün içinden nasıl büyüyüp çıkacağım. çıkamıyorum.
seni tanıyana kadar güzel şeyler hep yaz akşamında balkon masasında olur sanıyordum. sen kışın ortasında bana yaz gelse de seninle balkona masa atsak hayali kurdurdun bak bu dünyanın bütün balkonlarından ve yaz akşamlarından büyük. güzel şeyler mevsim seçmiyormuş. ellerin kadar küçük bir aralıkta düşündüm bunu. yaklaşık yirmiiki saat sonra fark ettim. ben seni orada çok sevmişim. o günden beri ikimiz diyorum. ikimizi çok seviyorum keşke hep öyle yeşil veranda altında oturup konuşsak. ben böyle bir günle çağı atlatırım sanıyorum. haklıyım.
çok zorsun demeyişini seviyorum. buralar çok karışmış deyip sessizce gitmeyişini seviyorum. o dağınıklığın içine, tam yanıma kıvrılışını, gereksiz çabalamayışını, nasılsa düzeltemezmişiz çünkü, ama öylece kabul edişini seviyorum. seninle yürümüş olmayı, yürüyor olmayı, seninle herhangi bir şeyin tam ortasında olmayı, ama ilk kez sırtımı bu kadar güçlü hissetmeyi seviyorum. seninle tüm yollarım düzmüş, seninle yokuşsuzmuşum, saçım çok güzelmiş, kazağım çok yakışmış, kendimle kavgam bitmiş yani. senin kavgayı bölen ellerini seviyorum.
başka bir yerde karşılaşma ihtimalimiz olsaydı, başka bir günde, çok zaman önce, yoldan geçerken mesela, mesela rastgele bir masada, bambaşka bir hayatta, tüm bunların dışında bir yerde karşılaşma ihtimalimiz olsaydı sana yetişebilmek için gökyüzüne merdiven dayardım. bunu biliyor olmakla sana sarılmış olmak ciğerimin köşesinde büyüteçle ateş yakmaya çalışıyor. hangimiz çocuk olmadık sevgilim. hangimiz çok küçük hataları çok zamansız anlarda yapmadık. hangimiz sokağın çamurunu evin içine taşımadık. biliyorum anlatamıyorum. biliyorum bu kez anlamaya hiç ihtiyacımız yok. ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim biraz da kekik toplayalım.*
o dağı bulalım. en az bir kez yağmurda eve yürüyelim telaşsız. sokakta kahkaha atalım. nolur birbirimizi affedelim. önce çok karanlık gelir gözün alışınca tanırsın. hep böyledir sevgilim. çok kötü şeyler olmuştur, hep böyledir. ama topladığımız parçalar kırdığımız aynalardan başka bir şey değil. şimdi biraz uyuyalım, sonra birbirimizi affedelim.
artık burada olmadığın için nefret edeceğin her şeyi yapıyorum. insan yardım çığlığını seçebilecek olsa bu cümleyi böyle kurmazdım biliyorsun. beni görsen sen bu ayaklarla dağ aştın derdin. ne zaman düz yolda yürüyemesem bunu düşünüyorum. “buradan nasıl sağ çıktım” bir hayatın içinde kırılan tırnağım sensin. dönüp dolaşıp sana ağlıyorum. bir kez omuzlarımı bir kez kollarımı bir kez annemi düşünmeden kırılan tırnağıma ağlamak istiyorum çünkü. sen benim kendimi en hafif hissettiğim ağrımsın. en şımarık en çocuk acım. kendime üzülebilme lüksüm. inanılmaz.
ama istersek herkesi sustururuz. seni yavru köpeklere götürürüm bu akşam yemeklerini sen verirsin. eve dönerken uzattığım yolu tarif ederim. dümdüz giderek çıkabileceğin bütün tepeleri öğretirim sana yemin ederim mümkün. kalbinde bir yer ölü gibi yatıyor biliyorum. ölmedi ama, sadece zamanını bekliyor. babam bunu söylediğinde inanmamıştım sonra ne oldu biliyor musun? nisan ayında o bomboş saksı yemyeşil yaprak doldu. sen benim nisan ayımsın bunu anlatırken saçlarını düzeltirim. zamanı gelmedi mi? göz göze düşünelim bunu. elim dizinde düşünelim. karşılıklı otururken birbirimize uzandığımız o masada düşünelim. uyanma diye parmak ucunda yürüdüğüm sabahı, boşluğuna denk getirip öpmeleri düşünelim. ben artık öfkeyle öpücüğün savaşında hangi tarafta olduğumu biliyorum. senin bildiğin, benim her sabah önünden geçtiğim bir hikaye var. o hikaye orada durdukça hiçbir virajdan savrulmuyorum. irtifa kaybediyorum ama nasılsa elimden tutulur. nasılsa düşmem bu kez. bir şekilde inanıyorum. bu şekilde inanıyorum. her şekilde.
yavrular büyüyor. yetişmen gereken bir şeyler var. hiç bölünmemiş ama yarım kalmış bazı şeyler, biliyorsun.
“öpücüğün tarafındayım tabii ki.” buna gülümsüyorsun.
sana iyi biri olmak beni diğerlerine karşı öyle bir hale getirdi ki sana duyduğum o merhamet bir gün bir yerde silah olup alnıma dayandı sanki. sana ne yaptıysam şimdi kimseye kalkmıyor elim, sana ne dediysem kimselere ağzımı bıçak açmıyor. sen benim, her şeyin boşa olduğunu gördüğüm yaşımsın. sen benim birine ne dersem diyeyim nafile olduğunu anladığım yaşım. öyle yanlış yerlerde harcadım ki insan yanımı, kalbimi öyle bir yerde düşürdüm ki eğilip almaya mecalim yoktu kaldı orda bir yerde şimdi yok mu diyor birileri, sana benzemez onlar, bir lafla düşüp ölürler, itiyor omuzlarımı itiyor herkes, bir şeytanmışım gibi taşlayıp da göğsümü, sanki her taş bir kapıyı çalar gibi, yok mu diyor yok mu senin allah’ın yok mu, ben allah’ımı kaybettim. ben kalbimi. ben içimdeki bahçeyi yaktırdım. söndürmeye yetmez diye gücüm korkumdan hem de meylettiğimden o ateşe, bir cehennem yarattım. sana duyduğum o aşk da bu hikayenin sonunda benden bir nefret yarattı. her şey kırk kere tekrar tekrar yazılabiliyormuş ama ikinciye okunmuyor.
bir çocuk gibi küsmüştüm sana, bir çocuk gibi inat etmiştim, sen izin vermeyince zaten yapmayacağım bir şeye, onu yapmak için canımı verecek gibi hissetmiştim ve sonra çok kızmıştım sana. gidecek hiçbir yeri olmayan niye tekmeler kilitlendiği kapıyı anladım. şimdi anladım ki eğer o gün orda olaydın bir işe yaramazdı varlığın. ama yoktun ve yokluğunun öfkesi bana bir ölümün acısını unutturdu. kim sevdiyse sevmiş beni, senin sevmeyişin beni bir mezarın başından kaldırdı. koluma girdi beni istemeyişin, bir ateşin içine düşmüştüm de geldi kucağına aldı hiçbir yerde olmayışın. beni öyle kuvvetli ittin ki bu beni bana uzanan ellerden bin kat daha kuvvetli kaldırdı ayağa. tekmelenmeye alışmış köpeklere benziyoruz ya biz, ne kadar yok sayılmışsak o kadar var olmak için savaşıyoruz ya, senin boş vermişliğin, onların merakından çok diriltti beni. ben sana, teşekkür ederim.
sana uzun ve içli bir şey yazmak istedim. sana uzanmaya korktuğumu. ve bir şeyleri. bu şeyler neler diyemem. ama bana eskisi gibi aynı sıcaklıkta ve detayla cevap vereceğine inancım kalmadı. bu yüzden sen beni bugüne kadar hep susmuş bildin ama şimdi sahiden sana tek kelime konuşmayacağım. eğer adalet diye bir şey varsa ve o şey bir gün bana da uğrarsa, yani hakkım kalmazsa bir gün birinde, tek isteğim o kişi sen olmazsın. bitmiş bi savaşı yeniden başlatamam. yanmış çarşafların içine uzanıp seni bir sevişmeye çağıramam. ne oldu bilmiyorum. yüzünde gördüğüm yada göremediğim herneyse, o bana her şeyi anlattı sanırım. belki de salak bi çocuk değilmişim. umarım sen bundan sonra kadınlığı ve olgunluğu kesinlere denk gelirsin. sakin ve tırnakları törpülü. sesi yumuşak, bakışı sütlü. denizi beyaz, rüzgarı hafif, soğuğu bahar. öyle kadınlara denk gelirsin. benden bu kadar.