Yalnızlık bir roman olsa, şüphesiz baş kahramanı ben olurdum. Şöyle yazardı giriş cümlesinde; “Herkes’i vardı ama hiç kimsesi yoktu…”
Monterey Bay Aquarium
styofa doing anything
No title available

Kaledo Art
Lint Roller? I Barely Know Her

shark vs the universe

❣ Chile in a Photography ❣

JBB: An Artblog!
Sweet Seals For You, Always
RMH

No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
One Nice Bug Per Day
Sade Olutola

⁂

ellievsbear
macklin celebrini has autism
Misplaced Lens Cap
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

PR's Tumblrdome
seen from United States

seen from Türkiye

seen from Argentina
seen from India
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Greece

seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Italy
seen from Saudi Arabia
@virgullerinkadini
Yalnızlık bir roman olsa, şüphesiz baş kahramanı ben olurdum. Şöyle yazardı giriş cümlesinde; “Herkes’i vardı ama hiç kimsesi yoktu…”
Kimse demiyor,
Neyin var diye,
Kimse bilmiyor,
Neyim var?
Eskiden saklayamadığım tüm duygular
Herkesin okuyabileceği bir kitap gibiydi,
Şimdi bana baksanız bir çiçek bahçesi gibiyim kuşların cıvıldadığı,
Kökleri çürümüş ama yukarıdan her şey yolunda görünen…
Daha önce hiç kimse bana böyle sevildiğimi hissetirmemişti,
Anlaşıldığımı,
Fark edildiğimi,
Önemli olduğumu,
Biri için dünyada tek olduğumu,
Ve daha önce hiç kimse bana bu umudu verip sonra da bir hiçmişim gibi öylece kenara atmamıştı.
Düşünüyorum,
Senden önce ne düşünüyordum ben?
Geceleri, yürürken, duştayken, öyle boş boş uzaklara dalıp gitmişken?
Sahi ne düşünüyordum sen beni böyle paramparça kırmadan önce?
Görmüyorsun,
Omuzlarıma yüklediğin tüm bu ağırlıkları,
Duymuyorsun,
Nasıl taşırım, yapamıyorum artık diye yakarışlarımı,
Umursamıyorsun,
Altında ezildiğim tüm bu düşünceleri,
Anlamıyorsun,
Yalnızlığımın sebebinin sessizliğin olduğunu,
Susuyorsun,
Hep susuyorsun,
Ben ikimizin yerine de konuşuyorum acımasızca,
İtiraz bile etmiyorsun,
Susuyorsun…
Tanrının sevmediği kullar arasındayım,
Unutulmuş, yüz çevirilmiş topraklarda
Söyle tanrım,
Beni burada mı unuttun yoksa sevmiyor musun?
İçimden taşıp duran bir his seli var,
Kimseye farkettirmeden sızdırıyorum düşüncelerimi,
Bazen gözümden bir yaş kaçıyor ansızın,
Akmak istiyor, azgın bir nehir gibi, aklım
Düşünüyorum, kime anlatıp durulsam?
Sonra sert bir şekilde vuruyor gercekler suratıma,
Benim kendimden başka akacak yatağım yok,
Herkes kendi yolunu bulmuş, ben bir başıma kalmışım.
Kiminle olsam dilimde bir yalnızlık, nerede olsam aklımda bir gitmek.. Düşünüyorum ben bu dünyada sığınabilecek birini ya da bir yer bulabilecek miyim ama daha çok merak ediyorum bulduğum o yerde kalabilecek miyim?
Karnımı kıvrandırıp duran bu sancı, neyin nesi?
Affetmenin dayanılmaz sızlaması mıdır bu?
Affettim sanarken seni,
Affedemediğim kendim miyim acaba?
Beynimi sıvılaştırıp çalkalanmasına sebep olan bu sorular,
Bitecek mi?
Cevapları bulacak mıyım tek başıma?
Yoksa cevaplara ulaşamadan bitirecek miyim bizi?
Gönlümü asıl kan revan içinde bırakan,
Bu yara değil,
Beni parçalara bölen sen olduğun halde,
Yaramı dağlamak için el uzatmıyor olman,
Ölüme terk ettiğin şu ruhumu kurtarmak için,
Hiç sarıp sarmalamaman,
Bu yara değil,
Senin karşımda hiç bir şeyim yokmuş gibi,
Yaşayıp gitmen öylece,
Çok kanatıyor beni..
Kırıldığımda gitmek istiyorum bu şehirden,
Hep kalıyorum, affediyorum sanıyorsun,
Gitmek öyle,
Bilet alıp kilometreleri saymakla olmuyor ki,
Ben senden eksiliyorum, küçük küçük kırılarak,
Kilometrelerce değil belki ama gram gram azalıyorum,
Şu an yanında bir ceset gibi uzanıyor olmam,
Elimi uzatınca sana dokunabileceğim anlamına gelmiyor,
Buradayım evet ve hissediyorum aynı zamanda çok uzaktayım,
Fizik yasaları nasıl açıklar umrumda değil,
Benim zerre zerre yok olan şu benliğimin, gitmekle derin bir alakası var..
Sana dargın olunca,
Bir böceğin kanadını açışını,
Bir çiçeğin yaprağının yumuşaklığını,
Bir kedinin miyavlaması gibi basit heyecanları,
Konuşacak hiç kimsem kalmıyor
Sen benim yalnız sevdiğim değil,
Arkadaşım,
Sırdaşım,
İçimi dökmek istediğim tek kişisin,
Sana suskun kalmak öyle zor ki,
İçimde dolup taşan bu kelimeleri,
Haykırmak istiyorum,
Kırgınlığımı al istiyorum,
Al ki taşayım kucağına,
İçime sığdıramadığım onca şeyle,
Sarılayım sana!
Konuşuyorum,
Duvarın sesi yok.
Dökülüyorum, eksiliyorum,
Duvarın elleri yok.
Düşüyorum, vaz geçiyorum,
Duvarın gözleri yok.
Çabalıyorum, seviyorum,
Duvarın kalbi yok!
Hani çok üşürsün de yanmaya başlar ya tüm vücudun, işte öyleyim ben ne zamandır. Yanıyorum ama bu tenimin soğukluğu yüzünden değil, kalbim üşüyor benim ve artık o kadar ayazda kaldı ki sanki buz olup parçalandı da yerindeki boşluğu alevler dolduruyor gibi…
Hayatım boyunca içimdeki yarım kalmışlık hissiyle boğuştum, elmanın diğer yarısını bulabileceğimi düşünüp hep aradım. Virgüllerin arasında kayboldum durdum. Issız sokaklarda, çamurlu yollarda yürüdüm hep tek başıma. Kalabalıklar tarafından sarmalanmak beni hiç alıkoymadı yalnızlığımdan. Şehrin gürültüsünde, havanın eksi yirmiyedisinde, dalgaların vurduğu çakıllı sahilde, bin tane çocuğun arasındaydım ve yalnızdım. Virgüllerin kadını da olsam bu cümleyi bitirmek istedim. Bencildim, kızgındım biraz da umursamaz ama inanın bunların hepsini sizden öğrendim. Kendimi hep aşağıda gördüm, siz sanki yüksek bir tepedeydiniz ve ben ne yaparsam yapayım tırmanamadım, size ulaşmak için ne kadar çabalasam da ayaklarım kaydı ve kendimi başlangıçtan daha da aşağıda buldum. Hep iyi olmak çabası içindeydim, iyi olur sizi gereğinden fazla düşünürsem beni seversiniz ve yanınızda olayım istersiniz gibi gelmişti, insana kendi istemeden yapılan hiçbir güzel davranışın değeri yokmuş anladım. Ben aramadan telefonum çalmadı, ben günaydın demeden kimse bana seslenmedi, ben düşünmeden düşünülmedim, konuşmadan anlaşılmadım, ben sevmeden hiç sevilmedim. Sevilmek istedim ama insan kedini bile sevemezken başkası ona sevmeyi nasıl anlatabilirdi ki? Verdiğim hiçbir sözü unutmadım oysa sizde hep borcum kaldı. Kendimi ait hissettiğim hiçbir yer olmadı, misafirlikteyken yer yoktu da birazdan kalkacağım için köşedeki rahatsız sandalyeye oturmuş gitmeyi bekliyor gibiydim. Neden böyleyim diye düşündüğüm çok oldu, her şeyin bitmesini beklerken güzel şeylerin tadını alamazdı ki insan, bende alamadım. Gözümü kapatıp kendimi güvende hissedeceğim, gitmem gerekmiyor diyebileceğim, koşulsuz sevildiğimi bildiğim hiç kimsem olmadı. Çığlıklar bile atsam, sesimi duyan biri çıkmadı, ruhumun nasıl çürüdüğünü benim nasıl boktan bir halde olduğumu gören kimse olmadı. Yavaş bir tempoyla yol alan bir trende gibiyim, her an atlayıp inebilirim. Gideceğim istasyona varmadan, koltuk numaram olmadan, ne işim var bu trende? Üstelik nereye gidiyor onu da bilmiyorum! Hayatımı bir şeye benzetecek olsam binlik puzzle derdim, hangi parçam nerede hiç bilmiyorum. Tek bildiğim son parçayı da bulup resmin neye benzediğini bile bilmeden ölüp gideceğim gerçeği. Biri çıkıp gözlerime baksa, içerimde neler yaşanıyor bir anlasa diye beklemekten yoruldum. Koşup durmaktan, yabancılaşmaktan, insanların uzattığım ellerime bakıp sanki hiç var olmamışım gibi ellerimi tutmayışından bıktım usandım artık. Sadece çok yoruldum, insanların benim içimdeki boşluğu dolduracağını umduğum ve her seferinde daha da eksildiğim için. Ben hiç aramak istemedim, bulunmaktı tek dileğim.. Benim kavgam sizinle değil, şu etimin altında akan kanla, beynimdeki düşünceler ve ruhumdaki çürüklerle, size kızgın değilim ben sadece biraz kırgınım kendime. Barışamadım aynadaki yansımamla, ruhumun çirkinliğiyle ve boşluğa uzanıp duran ellerimle. Hataydı belki sevilmeyi beklemek, yıkılmış bir insanın enkazından çıkacak yardım çığlığını duymaya kimsenin sabrı yok. Bilmiyorum bu cümlenin bitmesi için bir noktaya ya da hayatımın bitmesi için silahın namlusunda duran bir kuşuna mı ihtiyacım var.
Tırnaklarım tenimi kazıyor, içimdeki kırgınlığı oyup çıkarabilecek gibi. Çığlıklarımı duyuyor musun, yatağın benim tarafında yatan adam? Sanmıştım ki aramızdaki kilometreler kapanırsa hep kollarında uyuyabilirim. Uzaklığın mesafelerle olmadığını anlamamış gibiyim ağladığım her seferinde. Bana doldurduğun çay soğudu, hala turuncu sehpada duruyor, kedi katlanmış kıyafetlerimizin olduğu sepette uyuyor bense ne yapacağımı bilemedim öylece dikiliyorum karanlıkta bir ruh gibi. Biraz yanına uzansam, sarılır mısın bana?
Ben şimdi öyle bir yerdeyim ki , evimden yüzlerce kilometre uzak,
Burada hava ya cehennem gibi sıcak ya kutuplar gibi soğuk,
Ben şimdi öyle bir yerdeyim ki ağaçlar bile yeşil değil,
Çiçekler biraz solgun biraz yılgın, bense çokça yorgunum,
Kimsenin benimle aynı dili konuşmadığı bu coğrafyada çokça yalnızım..