hello vonnie

★

⁂
cherry valley forever

blake kathryn
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
wallacepolsom
almost home
will byers stan first human second
noise dept.

shark vs the universe
No title available
No title available
he wasn't even looking at me and he found me
Jules of Nature

JBB: An Artblog!
I'd rather be in outer space 🛸
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com

if i look back, i am lost

seen from Saudi Arabia
seen from Germany

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Türkiye

seen from Germany
seen from Canada
seen from Indonesia
seen from Türkiye

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Poland
seen from Türkiye

seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Egypt
seen from United States
@yakamozgece
Babam esnaftı küçük bir büfesi vardı. Ankara da geçirdiği güzelim yıllardan sonra memleketine dönmüş o büfeyle hayatını devam ettirmiş.Bizi de oradan kazandığı parayla büyüttü. O büfenin çok ekmeğini yedik.
Esnaf adam ama asla takım elbisesiz,kravatsız ve de haber olacak kadar dikkat çeken yakasına her gün iliştirdiği taze çiçeksiz evden çıkmazdı. Elbet hikayesi vardı o çiçeğin ama sonra anlatırım diye diye anlatılmadı o çiçeğin hikayesi.
Babamın çiçekleri vardı. Saksı dolusu bahçe dolusu çiçeği. Ağaçları vardı. Her gün ilgilendiği için şanslı ağaçları ve çiçekleri... En güzelleri yakasında yerini alırdı.
Bir kız çocuğu olarak yakasında ki çiçeği olmayı hep diledim.
#babalargünü
Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın,
Ruhtaki üşümenin...
Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.
30.01.2003 #sensiz17yilannem
Annemin gözlerine ve babamın dudaklarına sahibim ;yüzümde hala birlikteler...
İnsan takvimdeki bazı tarihlere çok kırgın... İnsanın elinde olsa bazı tarihleri takvimden siler. 30.01.2013
İçimde o kadar çok cümle birikti ki... Ağırlığından yazamıyorum...
Daha nicesini dile getiremedim...
bak, bir insan tanıyorsun. diğer tanıdıklarının hiçbiriyle uzaktan yakından alakası olmadığını görüyorsun. çok başka birisi. şiir okuyor sana. şiir yazıyorsunuz beraber. güzel hisler beslediğini anlıyorsun. iki yüzüncü denemeden sonra hamile kalabilmiş kadın mutluluğu taşıyan hisler bunlar. masumlaşıyorsun. pembeleşiyor kelimelerinin hepsi. yalan söylemiyorsun. kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi yapmıyorsun ona ve kendine yapılmasını istediğin her şeyi, bayramlıklarını herkese göstermek isteyen bir çocuk masumluğuyla yapıyorsun karşısında. mutlu etmek istiyorsun onu. hislerin büyüyor zamanla. yanına uzanıyor ve bu başlı başına bir mucize gibi geliyor sana. onunla sevişmek ilk isteğin olmuyor yanındayken. sırtında ve kollarında kaç tane ben olduğunu sayıyorsun çünkü her santimini ezberlemek istiyorsun onun vücudunun. öpmek anlam kazanıyor. sıradanlaşmış hormonsal aktiviteler gibi bakamıyorsun ona dokunmaya. dua eder gibi öpmeye başlıyorsun onu. büyüyorsun saniye saniye. birisinin yara izlerini okşamanın içinde oluşturduğu güç şaşırtıyor seni. çok başka bir şey bu diyorsun. yan yana uyurken fark ediyorsun bunu. çünkü o uyuyor ve sen yaşadıklarını düşünmekten uyuyamıyorsun. ay kadar büyüyor onun yanında gözlerin. görmeye başlıyorsun aslında olup bitenleri. aradığım şey buymuş diyorsun. doğduğumdan beri bunun için beklemişsin gibi hissettiriyor sana. çünkü annenin artık küçük gelen kucağı, annenin sana huzur aşılayan kucağı onun yastığının altındaymış gibi sarıldı bana diyorsun içinden. tarifsiz bir mutluluk sanıyorsun onun sana sarılmasını çünkü onu hayatının merkezine koyma fikri heyecanlandırıyor seni. kendini uyandığında tekrar doğmuş gibi hissediyorsun. mutlusun lan. mutlu hissediyorsun kendi onca tanıştığın sancı saçlı günden sonra. bir insanın uyumasını izlemek sıkmıyor seni. bir asır sürse bu diyorsun. çocuklaşıyorsun. en güzel anılarını anlatıyorsun ona ve en güzellerinin içinde sana bunları anlatmak da var diyorsun. gülümsetiyorsun onu ve gülümseyişi başka güzel gelmeye başlıyor. buna aşık olmak da denilebilir, sarhoş olmak da. isteyen istediğini seçsin. dört gün boyunca sarılmak geliyor içinden ona çünkü iki kolun başka bir bedeni kavraması olarak bakamazsın ki olaya. saplandın bir kere. o sana sarılınca dünyanın en güçlü insanıyım ben diyorsun ve haklı olduğuna inanıyorsun içindeki his bahçesi yeşerdikçe. beraber yemek yapıyorsunuz ve bu monotonlaşmış bir temel besin takviyesi olmuyor artık o. her lokmada enkazlar kalkıyor içinden. karşımda bedene bürünmüş bir mutluluk var diyor ve buna da inanıyorsun. bir insanı tanımanın gururu kaplıyor içini. bu iyi ama. bu iyi bir gurur. bu gururun derdi tasası yok. bir madalya gibi göğsünde taşırsın bıraksalar bir ömür boyu bu gururu. ona milyon kez teşekkür edesin geliyor yaşadıklarından sebep. bir insan, sana, evindeymişsin gibi hissettirmeye başlıyor ve film burada kopuyor. suçlu değilsin çünkü nereye koyacağını bilmiyorsun bu kadar ağırlığı. hiç görmemişsin çünkü daha önce. daha önce hiçbir insanı sevmemişim ben dedirtti çünkü tanıştığın insan sana. sevmek buymuş işte diyorsun. sonunda o meşhur fotoğraftaki sokağı buldun.
sonra zaman geliyor ve evine yanından ayrılman gerekiyor. gitmek her aklına geldiğinde, zamanı bir ceviz gibi kırıp, günleri yıllara çevirme isteği doğuyor içinde çünkü bitmesin istiyorsun o mutluluk. korkuyorsun bir daha bulamayacağına. tozpembeyken için ve eski morluğu kalmamışken hiçbir gözünün, o ana sıkışıp kalmak istiyorsun ama öyle olmuyor ne yazık ki. onun yanından ayrılman gerekiyor. ama olsun diyorsun. hayatım farklı artık. yanından ayrılma seromonisi başlayınca mutluluğun, hatıralar bırakmak istiyorsun ve bırakıyorsun da. o sana bir şeyler hediye etse bir dövme gibi taşırsın yanında ve onun da bunu yapacağını sanıyorsun. ama öyle mutlusun ki hâlâ, eve dönüş yolu bir doğum sancısına benziyor. aklına onun yanında olmadığını getirmemek için çocuksu hayaller kuruyorsun art arda. bin çocuklu bir hayal bu. hepsi de nur topu gibi. hepsi saniye arayla doğmuş ölümsüz çocuklar sanıyorsun ama öyle olmuyor. ama mutlusun hâlâ çünkü çok güzel anılar biriktirdin. güzel fotoğraflar çekildin ve gözünü alamıyorsun onlardan. o da şuan bunun mutluluğundadır diyorsun içinden. o da bir köşeye kıvrılıp son birkaç günde yaşadıklarını düşünüyordur diyorsun. ama bak bu ilk ölümcül hatalarından demiyor sana hiçbir tanıdığın. sen hala bir insan tanıdım ve hayatım değişti diyorsun defalarca. eve gideyim de kendi eksiklerimi tamamlayayım diyorsun. kilo alayım biraz, saçım başım bir şekil alsın, daha güzel gideyim onun yanına bir dahaki sefere diyorsun çünkü sarhoş etmiş bu mutluluk seni. yanından ayrılınca, daha eve varmadan tekrar geliş planları yapıyorsun çünkü bir insan tanıdın ve hayatın değişti sanıyorsun hâlâ. o da tekrar ne zaman geleceğimin hayalini kuruyordur diyorsun. mutlusun hâlâ ilk harçlığını almış çocuk gibi. evine döndüğünde gereksiz hatıralarından kurtuluyorsun daha selam vermeden. onun fotoğraflarını asıyorsun duvara çünkü bir insan tanıdın ve hayatın değişti sanıyorsun ama ‘öyle değil işte canım benim’ demiyor kimse sana. evindesin ama onu aramak ve saatlerce konuşmak istiyorsun. ona, onu ne kadar özlediğini söylemek mutluluk veriyor sana. üstelik o da sana seni özlediğini söylüyorsa bunu annene anlatıyorsun. sevdiğin birisiyle mutluluğunu paylaşmak istiyorsun çünkü lunaparktaki bir çocuk gibi hissediyorsun hâlâ kendini sürekli. sevdiği müzikler arkada çalmaya başlıyor artık çünkü bu sana onun yanında olmayı çağırıştırıyor ve dünyanın daha da güzel bir yer olduğunu düşünüyorsun böyleyken. günlerin artık yeni bir insan tanımanın sana kattığını sandığın şeylerin kuyruğunu kovalayarak geçiyor. her dakika elin telefona gitmeye başlıyor ve bu başladıktan sonra başlıyor birtakım değişiklikler. gözlerin ay gibi hala. ona yaşadığın her anı anlatmak istiyorsun çocukça bir telaşla ama bunun, onun, senin onun sensizken ne yaptığıyla ilgilendiğin kadar ilgisini çekmediğini görmeye başlıyorsun. bozuluyorsun içten içe ama belli etmiyorsun ilklerde. sonra hep arayıp soranın sen olmaya başladığını anlıyorsun. oysa ki sen hâlâ onun sesini bir parfüm yapıp boynuna sıkmak istiyorsun. ölümsüz ölümcül hatalar doğmaya başlıyor burada. çünkü bunlar seni kızdırıyor ve onu suçlamaya başlıyorsun. neden kelimesinesi daha fazla geçiyor artık sorularında. halbuki ortada bir suç yok. suçlu da yok. ama, sen, hâlâ, çocuksun, ve, her şey, güzel, olacak, sanıyorsun.
buradan sonra acılaşmaya başlıyor dilde pişen kelimeler.
çünkü sanmak ölümcül bir hatadır. günler geçtikte öyle olmasını umut ettiğin şeylerin burukluğu bir yana, öyle olacağını sandığın şeylerin yumrukları çıkageliyor art arda. ve tekrar mor artık gözlerinin altı çünkü düşünmek sancısı uykunun boğazını sıkıyor. kanındaki kafeini artırıp düşünmek sancısıyla sevişiyorsun. bir insanı tanıdın ve dünya artık binlerce yıl yaşanabilir bir yerdi senin için ama onun dünyasındaki mutluluğun miktarını çok değiştirediğini anladın. sen bir insan tanıdın ve hayatın değişti ama o sadece bir insan daha tanıdı. halbuki birlikte uyuduk biz diyorsun. kimse sana, onun birlikte uyuyacağı son kişi olmadığını söylemiyor. bu çok yıkıcı diyorsun ama bir yanın hâlâ yanıldığını duymak istiyor. çünkü çocukluğuna döndün sen onun yanında ve senin de ona aynı hisleri yaşattığını sanıyordun. düşünmek sancısını devam ediyor. annesini yıllar sonra tekrardan görmüş çocuk gibi ona baktığını hatırlıyorsun ve onun göz parlaklığı seninkisinden daha kısıktı. o an sadece görmek istediğimi gördüm ve bu gerçeklik yerde saklanmış olmalı cümlesi bıçaklamaya başlıyor seni. bunu hatırlıyorsun ama kondurmıyorsun hala. ondan duyduğun çok çok çok çok güzel cümleleri aklına getiriyorsun hemen ve inanmak dövüşü başlıyor beyninde. öyle değildi diyor bir yanın çünkü bu mutluluk çok başkaydı. çünkü o bana çok güzel şeyler söyledi diyorsun ama kimse sana bir şairin ilk şiir yazdığı kişi olmadığımı söylemedi. bir yanın da yanında olduğumda aslında çok hızlı atmıyordu kalbi diyor. inanılmaz zor sorular bunlar hayatına dahil olan. ardından mantığın ve kalbin satrancı başlıyor. dua ediyorsun kazanmasını istediğin taraf lehine. ama bir yanın çocuklaşmanın zararlarını aklına getiriyor. çocuklaştın ve sen bana bir para ver ben sana üç para vereyim yalanına inanmaya başladın diyor. ve trajikomik olan da şu ki bu yalanı sen söyledin kendine. o seni hiçbir şeye zorlamadı.
burası acı.
o senden hiçbir şey beklemedi. o senden hiçbir şey istemedi. sadece sen gördüklerinin güzelliğinin büyüsüne aldanıp, ışığa uçup ölen sineklere çevirdin kendini. güzel gördün çünkü güzel baktın. çünkü istedin. ama o istemedi bunu. kendi kendine gelin-güvey olmak mı derlerdi bu duruma halk ağzında bilmiyorum ama bunun gibi bir şey olmalı diyorsun. bunları görünce kabullenmemen imkansız. büyüyorsun birden. bunlar kabulleniş mahallesinin depremi ve sen ezilmeye başladın bile.
sonra bir sabah uyandığında ‘ne olacak şimdi’ diye bir ses yankı yapıyor kafanın içinde. ne yapman gerektiğini bilmiyorsun çünkü daha önce görmedin böyle şeyler ve tanışmadın bu kadar büyük bir soru işaretiyle. günlerin bu soruyla geçiyor ve şu cümle kuruluyor;
“sarılmıştım sana benim sanıp.”
Önce balkonlu gecelerimiz azaldı, sonra babamla olan gecelerimiz... Önce babam öldü, sonra evimiz yıkıldı... Şimdi ne sohbet edeceğim babam var yanımda ne de oturup onu yadedeceğim bir çiçekli balkonum...
Binbir çiçek kokusunu duyduğum o ılık rüzgarlı balkon gecelerini özledim... Babamın dizlerine kafamı koyduğum, semaverde çayın demlenmesini beklediğimiz geceleri... Milyonlarca yıldızın hikayesini dinlediğim geceleri... Gölgelerin konuştuğu o geceleri çok özledim.
"Ne çok acı var!" ama yaşamıma son vermek için cesaretim yok...
Canım sıkkındı diye yine kendimi mutfağa attım. Baktım ki irmik helvası yapacak malzeme var normalde üşenir tövbe yapmam ama canım sıkkın ya gecenin bi vakti yaptım. Tezgahın üzerine soğuması için koydum ve odaya geçerken aklımdan geçenler “ohhh ne güzel oldu bu gece ölmüş olsam sabaha helvam hazır “ diye salak bir sırıtmayla içimden geçirdim. Ve ekliyorum eğer intİhar edecek olursam bir gün kendi helvamı yapar sonra intihar ederim...
* baba, yüreğim yangın yeri gibi biliyor musun.
“ömründen çalınıyor oğulların babalar ölünce, kızlar kızgın bir ütüyü kalbinde gezdiriyor.”
...
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun