Vay be eski mesajlara baktım da, kimler gelmiş kimler gitmiş...

titsay
$LAYYYTER
dirt enthusiast
Cosimo Galluzzi

blake kathryn
NASA

⁂
YOU ARE THE REASON
Sweet Seals For You, Always
Xuebing Du
Not today Justin
todays bird
Alisa U Zemlji Chuda
Misplaced Lens Cap

if i look back, i am lost

tannertan36
tumblr dot com
No title available

oozey mess

Janaina Medeiros

seen from Australia
seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Italy
seen from Denmark

seen from United States

seen from Germany
seen from Singapore

seen from Sri Lanka

seen from Russia

seen from Tunisia

seen from United States
seen from United States

seen from Denmark
seen from Netherlands
seen from Italy
@yalnizgezer
Vay be eski mesajlara baktım da, kimler gelmiş kimler gitmiş...
Burayı unutmuşum.
Vatiyye
Vatiyye Hava üstünde oluşan kalabalık bir panayır izler gibi pür dikkat izliyordu ortadaki cümbüşü. Birleşmiş milletler barış gücü adına bölgede görev yapan Hakan Yüzbaşı usulca yaklaştı kalabalığa. Ortada yarı çıplak Libyalı bir kadın duruyordu. Amerikan ordusunu temsil eden Yarbay Brown, kadına dans etmesini bağırıyordu gülerek. Kadınsa tüm insanlıktan nefret edercesine albayın yüzüne bakıp, silahların korkusundan oynamaya çalışıyordu kendinden tiksinerek. Hakan Yüzbaşı duruma müdahale edecek oldu. Birisi kolunu tuttu. Dönüp baktığında; Amerikan ordusu mensubu, dostu Teğmen Suarez'i gördü. Suarez:" Yapma. Albaya karşı çıkma, değmez " dedi. Hakan; odasına döndü, tüm gece uyuyamadı. Siyahi kadın sordu;"neden her seferinde gelip sadece masaj yaptırdın? Neden sende diğerleri gibi sikişmedin? Oysa siz askerler hayvan gibi seks istiyorsunuz her seferinde?" "Ben sadece bir kadının dokunuşunu unutmak istemiyorum" dedi Hakan. Ve "neden fahişelik yapıyorsun?" diye sordu. "Uzun hikaye" diye kestirip attı kadın. "Gece de uzun" dedi Hakan. "Kocam öldüğünden beri köyün zengini benimle yatmak istiyordu, defalarca bir çok vaatle bana haber yolladı ama kabul etmedim. Bir yaz... Çok kurak bir yaz oldu bizim oralarda... Kızım daha küçücüktü, günlerdir adam gibi su içmemişti ve susuzluktan ağlayıp duruyordu. Ben de O zenginin evine gittim, çünkü su kuyusu vardı ve hâlâ bolca suyu vardı. Adam su karşılığı benimle olmak istedi, reddedecek oldum, gözümün önüne kızımın perişan hali geldi. Kabul ettim. Sabaha karşı eve dönerken ellerimde 2 bidon temiz su vardı. Eve gidip suyu kızıma içirdigimde 'anne bu hayatımda içtiğim su!' deyip boynuma sarıldı, o halini hiç unutmam... Kuraklık uzun sürdü. 1 yudum su için bu adamın yatağını defalarca ısıttım. En sonunda tak etti, madem kızım için bunu yapıyorsam daha iyi bir hayatı plsun diye yapayım dedim ve şehre gelip burada çalışmaya başladım... "Kızın köyde mı kaldı?" diye sordu Hakan. "Hayır, koridorun sonundaki odada uyuyor, onu hiç bulaştırmadim bu pisliğe "dedi kadın. Gözlerinden kopup düşen 1 damla yaş; göğüslerinin arasına damlayıp sessizce kayboldu... O gece Hakan kadının dudağının kenarına küçük bir buse kondurdu ve bu buse büyük bir sevişmeye dönüştü. Ne kadın para için sevişiyordu o gece, ne de Hakan rahatlatmak için erkekliğini... 47 gün sonra... Hakan eve en az 10 günde 1 gelir gider olmuştu. Kadınla sohbet edip, sevişip, sabaha karşı çıkıp üsse dönüyordu. Bir gece; alışılagelmiş sevişme sonrası sohbetlerinden birini yaparken, koridorun sonundaki odadan bir çığlık sesi geldi. Kadın "Dilvin!" diye haykırıp yarı çıplak odadan fırladı. Koridorun sonundaki odanın kapısını açmaya çalıştı, yapamayınca yumruklamaya başladı... Odanın kapısı açıldı... İçerden; kıyafetlerini düzeltmeye çalışırken, dudağının kenarındaki sigarasından derin bir nefes çeken Albay Brown çıkıyordu. Hakan koridorda öylece durmuş, durumu anlamaya çalışıyordu. Odaya bir göz attı. Odanın köşesinde, başını dizlerine dayamış hüngür hüngür ağlayan 13-14 yaşlarında bir kız çocuğu vardı. Yatağın dağınıklığı, kizin kıyafetlerindeki yırtıklar ve yataktaki küçük kırmızı leke içeride az önce olan şeyi fazlasıyla açıklıyordu... Albay, koridora çıktı. Kemerinin tokasını takarken Hakan'a sırıtarak göz kırptı ve yanından geçip gitti. Kadın, çoktan kızının yanına girmiş ve sakinleşmesi için sarılıp teselli etmeye, öpüp okşamaya başlamıştı. Hakan kıza baktı, Hakan kadına baktı, yanından geçip gitmis ve hala koridorda ilerlemekte olan Albay'ın göz kırpma görüntüsü aklıma gelip bir şimşek gibi çaktı beyninde. Elini belindeki Sarsılmaz Kılınç 2000 model silahına gitti. "Hey Albay!" diye seslendi. "Ne var Türk?" diye alaycı bir sesle, arkasına bile bakmadan cevap verdi Albay. Nuket-ül Hams'ın kenar mahallelerindeki masaj salonundan, evrene 1 el silah sesi yayıldı...
Şekerli içecen ki; için ısınsın.
6 aylık Suriye macerası bitti. Askerliği de yedik.
"Kapı çalındığında; televizyondaki evlendirme programlarını hızla geçerek izleyecek aklı selim bir şeyler arıyor ve kanepede oturmuş 4. birasını içiyordu. Kapıyı açtığında onu gördü. Aradan geçen 5 yılda neredeyse hiç yaşlanmamıştı. Ama artık gözüne eskisi kadar güzel görünmüyordu. 'Her zaman bu kadar çirkin miydi? Yoksa yaşananlar yüzünden mi onu artık çirkin bir kadın olarak görüyorum?' diye düşündü bir an. Yüzünde farkettiği ilk şey akmış rimelleri olmuştu. 'Bir şey demeyecek misin?' diye sordu kadın. Aklına bir şey gelmiyordu. Yaklaşık 30 saniye kadar birbirlerine baktılar. 'Lütfen bir şey söyle, bağır çağır ama bir şey söyle' diye tekrarladı kadın. Onu daha önce hiç bu kadar çaresiz görmemişti. Oysa özgüvenine ve gülümsemesine aşık olmuştu kampüsün bahçesinde, onunla ilk tanıştığı gün. 'Seni özledim' dedi kadın. Kapıyı yavaşça kapattı bu sözün üstüne. Biraz bekledi. '5 yıl önce gitmiş kadın tekrar geldiyse kapına; ya terkedilmiştir, ya da aldatılmıştır. İlâhi adalet işte.' diye düşündü bu sefer. Düşündü ama içinin en derinlerinde bir yerlerde, bir şeyin cız ettiğini hissetti. 5 yıl önce onun yaşadığı acıyı bu sefer ona bu acıyı yaşatan yaşıyordu demek ki. Sehpahadaki yeni açtığı birayı unutmuştu çoktan. Buzdolabındaki yarım şişe viskiyi alıp tekli koltuğa yığıldı. 'Bu saatten sonra dönenin de, onu kabul edenin de anasını avradını sikeyim' diye fısıldadı kendi kendine. Bütün gece orada oturup içti. Yeni açılmış bira şişesini ertesi sabaha kadar görmeyecekti..."
"Bardan çıktı. Bütün gece içkisini yudumlayıp uzun uzun düşünmüştü. Dışarıda ince ince yağan yağmuru görünce; pardesüsünün yakasını kaldırdı. Eski karısının hediyesi olan pardesünün bu kadar yıprandığını daha önce farketmemişti. Gerçi kadının onu iş arkadaşıyla aldattığını da farkedememişti uzun bir zaman... Yağmurun altında usul usul yürümeye başladı. Toplumdan ve eski dostlarından alacağı intikamı düşünerek bir sigara yaktı.
İnsan ırkına karşı en ufak bir merhamet beslemiyordu. Kendine bile..."
Yatarken düşünürsün düşünürsün düşünürsün. Sonra balkona çıkıp 1 sigara daha yakarsın. İşte o; dünyaya karşı yenilgiyi kabullenme sigarasıdır.
Sonra da tavan arasına çıkıp kendini asarsın.
Kapanış.
- Japonlar Amerika'ya saldırmış, artık bir dünya savaşımız var. + Sen takma kafana Muzaffer. Senin savaşın sana yeter.
- Kelebeğin Rüyası (2013)
Behzat Ç'de; Behzat'ın ve psikozlarının hiçbir konuda anlaşamayıp kavga etmesi ama Esra'nın mezarının başında hepsinin birlikte ağlaması…
Doğa bana 'fakir olma' demedi, 'zengin ol' da demedi; Ama 'özgür ol' diye yalvarıyor!
Beni anlamıyorlardı. Zararı yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.
Oğuz Atay
Tanrım, biliyorsundur ne düşündüğümü muhtemelen ama ben dile getirmek istiyorum. Çünkü son zamanlarda herkesin, her istediğini söyleyebiliyor olması beni çıldırtıyor! Çünkü bıçakların açamadığı yaraları, birkaç kelime açabiliyor.
Anne ben iyi değilim. Neyi tuttuysam elimde kaldı. Atladığım her öğün için üzülen sen, Ruhumdan akan kanı görsen, Nasıl dayanırdın bilmem...
Siz benden özür dilediniz mi? Onca kavgada hiç mi haklı olmadım, haklı çıkmadım? Kimsenin benden özür dilediğini hatırlamıyorum.
.Kanat Güner / Eroin Güncesi
Sağırlar ordusuna senfoniler çalmakla geçti ömür...
Me irl