İlkler kalır,iliklere kadar.
(via godgoodbye)

bliss lane

No title available
we're not kids anymore.

Origami Around

oozey mess

blake kathryn
Xuebing Du
No title available
taylor price

#extradirty
Today's Document
EXPECTATIONS
Misplaced Lens Cap
Not today Justin
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Show & Tell
he wasn't even looking at me and he found me
Jules of Nature
The Stonewall Inn
seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from Suriname

seen from Indonesia

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Italy

seen from Argentina
seen from United States

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Austria

seen from Türkiye
seen from France
@yesilaraba
İlkler kalır,iliklere kadar.
(via godgoodbye)
“Ne kadar çok sevdigimi bilse, kendisinden utanır.”
herkesten, herşeyden uzaklaşma hissi beni yalnızlığa itmekten ziyade yalnızlıktan kaçmaya doğru koşmamı sağlıyor
(via romantikparis)
Hiç bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?
Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi, her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.
Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek, ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana, ne kadar katlanılmaz bir
gerçek değil mi sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek. Çok kötü değil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek, artık sonunun “Pi” hali değil mi?
Biliyorsun değil mi? Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak ne zordur değil mi?
Ne kadar eritir insanı fark etmeden. Sende biliyorsun değil mi bunları.
Bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına. Güzel bir cafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde, güzel bir şarkı dinlediğinde güzellikleri oranında eksik kaldıklarını hissettin mi paylaşamadığın için onunla.
Bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada? Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün oldu mu hiç?
Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan nefret edemediğin zamanlar oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanın yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar oldu mu hiç?
Hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine aşk şiirleri yazabildin mi?
Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara feda oldun mu hiç?
İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin, özlemini, susuzluğunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar. Gücünün, hani o tanrısal gücünün bir çocuğun ağlamasını
susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç?
Derdi, derdin olur
Umudu olanın, acısı bitmezmiş.
(via fillervebulutlar)
Bu nasıl hayat lan büyüdükçe dertler yumak yumak olup götümüze giriyor sanki.