sudan sebepler değil mi, damlaya damlaya göl olup, boğulmana yol açan.
Mike Driver
taylor price
art blog(derogatory)

blake kathryn
tumblr dot com
The Stonewall Inn

No title available
Cosimo Galluzzi
The Bowery Presents
h
noise dept.
One Nice Bug Per Day
sheepfilms
YOU ARE THE REASON
occasionally subtle
Doug Jones

pixel skylines

#extradirty

Jimmy Eat World
Monterey Bay Aquarium

seen from Bangladesh

seen from United States
seen from United States
seen from Ukraine
seen from Colombia

seen from United States
seen from South Korea
seen from Vietnam

seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Indonesia
seen from United States
seen from United States

seen from Ecuador
@yoklugundaboguldum
sudan sebepler değil mi, damlaya damlaya göl olup, boğulmana yol açan.
bir kitapta okumuştum. bazı yaşanmışlıkların eşyasına bakmak seni her gün öldürür diyordu. yirminci okuma yirmi düğüm.
sevgi de bazen yaraya sürülen merhem değil, tuz oluyormuş. sevgi her zaman sarıp sarmalamıyormuş insanı. sevgi bazen sımsıkı sarılırken birden bire bir kaldırım kenarında öylece bırakabiliyormuş. sevgi bir yarayı kapatırken bir başka yara da açabiliyormuş. sevgi insanı bazen diri diri toprağa gömebiliyormuş. sevgi her zaman sarıp sarmalamaz, huzur vermezmiş. sevgi öyle bir an gelir ki hiç acımadan sızım sızım sızlatırmış.
sevgi insanın vicdanına bıçak dayayabilir hatta vicdanı hüngür hüngür ağlatabilirmiş. sevgi sadece yaralamakla kalmaz can çektirirmiş insana azrail gibi. sevgi insanın kolunu kanadını kırabilir, ciğerini dahi söküp alabilirmiş. sevgi insanı kimsesiz bir çocuk gibi kimsesiz bırakabilirmiş.
cânımı cayır cayır yakıyorlar, gıkımı çıkaramıyorum. bak benim cânımı yakıyorsun, gıkımı çıkaramıyorum. ama şunu bil ben ibrahim değilim, bu ateş beni yakar.* bir an olsun dinmez yangınım. bir an olsun sönmez bu ateş, söndüremem. anlıyor musun? lütfen anla. bu sevgi beni öldürür. bu sevgi beni diri diri karanlığa hapseder. ben nefes alamam. karanlık beni öldürür, karanlık beni içine hapseder ben yaşayamam. ne olur anla. ne olur. anla.
“kirli ayakkabılara inanıyorum, ütüsüz tişörtlere, eskimiş sırt çantalarına, dağınık saçlara, traşsız yüzlere, yorgun bakışlara. yanından ayrılmayan kitaplara, kimsenin dinlemediği şarkılara, gece yolculuklarına. sarılmaya, hep sarılmaya. omuzlara yaslanan başlara, ellere en çok ellere.”
insan girdiği her evde ilk kapıyı öğrenir.
hızlı hızlı, hiç durmaksızın koşup, sana gelip anlatmak istiyorum tüm yorgunluklarımı, birikmiş kavgalarımı ve biraz da yaşımdan telaşlı olmalarımı* senin beni can kulağı ile dinleyişlerini sonra benim "böyle olmayacak daha anlatacaklarım bitmedi bir tabure çek altına hayatım." diyişlerimi. elim alnına yetişemeyecek, yaşım yaşına uymayacak ama bilirsin bir deprem olacağının belirtisi olan fay hattı gibi durmaksızın kırılacağız. biz seninle yanyana yaz kış demeden kilometrelerce yol yürüyeceğiz ancak hiç birbirimize değmeyeceğiz. sen ellerimi kıyılara çarpan dalgalar gibi tutarsın kim bilir, ve ben seninle gelen her şeye seninle tekrar gitmeye mahkum olurum belki. kalbimin derinlerinde hiç sönmeyen bir meşale var. saplı duran bıçak karnımdan elbet çıkar.*
burası öyle ipsiz sapsız insanların sokağı fikret. bir zamanlar ben de senin gibi uzaktan izler söver geçerdim. anneme benzeyeyim diye saçlarımı uzatırdım. tırnaklarımın kırığına oturup ağlardım. şimdi öyle mi. gel sor. çıkamaz oldum bu sokaktan, kaldırımlarına oturduğum da dert tasa kalır mı sor bana. saçlarımı kısalttım. kızma bana zaten hiç sevmiyordum. anneme de benzeyemedim ya hâliyle. ne yapsam beni sevemedi. babama benzedim zamanla. annem babamı da sevmezdi ya şimdi bunları konuşup durmayalım fikret. zaman beraberinde birçok şeyi alıp götürdü ben de ama sen izin verme. sen hiç kimseye benzeme fikret.
seninle olunca canım hiç rakı içip erkek gibi laflar etmek istemiyor. seninle olunca hiç aklı başında olmak istemiyorum, seninle olunca hep çocuk olayım. huyum değil vallahi ama hep küseyim. burnum kırmızı olsun, ellerimi nereye koyacağımı bileyim. anlatmaktan nefret ederim ama sana her şeyi en başından tek tek anlatayım istiyorum. neden hiçbir şey istediğim gibi olmuyor.
şiirleri seviyorum, dahası baş kaldırıyı, düşünmeliyiz meliha ne kadar kötü şey varsa biz düşünmeliyiz, ki başkasına bir kötülük kalmasın. meliha biz yaşarken, sadece yaşadık. saatler geçti, yıllar, zulümler, insanlar daha çok sustu haksızlığa. bizimse hücremiz vardı, atımız, anlattıklarımız vardı.
biri gelsin diye gidilmez kızım. biri yaşasın diye ölünmez. sarılmak için kanatamazsın kendini. yapamazsın bak, kimse için, kimse elini uzatsın diye bi kuyuya düşemezsin. sen hiç akıllanmayacak da olsan, bunca yara bereyle deliremezsin. ölemezsin leyal, sen artık ölmek bile isteyemezsin. bitti kızım. kalk hadi.
yazdıkça kinleniyorum, konuştukça bileniyorum. susunca sustum oluyor çünkü. susunca diyorum ki bilseler böyle olmazdı, benim bunların günahı. susunca diyorlar ki ne haldesin ne bilelim demiyorsun ki bize hiç. ama ben açınca işte ağzımı, yine aynı bok oluyor. yine bi bok olmuyor ki. doluya koysam ne, boşa koysam ne. bardak yok.
herkes uyuyacak. annen bile dördüncü rüyasında. sen kal duvara baktığınla.
bak şurası. tam şurası, hiçbir yere ait hissedememenin acısıyla, cayır cayır. sanki ölsem mezarım bile olmayacakmış gibi. bu nasıl bir hiçliktir be abi.
birbirine yalan söylemeyecek kadar eski arkadaşlarız galip dedim insan babasını seçemez, insan ailesini seçemez, insan onlar yüzünden çekeceği acıları da seçemez aslında insan hiçbi şeyi seçemez ama seçemedikleri arasında en çok bunlar üzer onu
planlanmış ölümlerimize rağmen güzel ölümler dilemenin mantıksızlığını düşünüyorum ve güzel bir yaşam geçirmemiş olmanın cesaretiyle kendime güzel bir ölüm diliyorum.
bir insanın gözlerinde bu kadar hüzün birikiyor da bir damla yaş olup akmıyorsa eğer elbette bütün yollar bizim, elbette bu yollara gidilecek. elbette başka bir kaçış yok.
3 dakikalık bi şarkıda ne kadar sigara içilebilir. çok.