ben sana bir günde küsmedim.

No title available
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
styofa doing anything

if i look back, i am lost
Sweet Seals For You, Always
DEAR READER
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Misplaced Lens Cap
RMH
YOU ARE THE REASON

blake kathryn

No title available
Xuebing Du

Discoholic 🪩

PR's Tumblrdome
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

JVL

Kaledo Art

roma★
Lint Roller? I Barely Know Her

seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Mauritania
seen from United States

seen from Chile
seen from United States
seen from United States

seen from Netherlands

seen from Spain
seen from Italy

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Philippines

seen from Singapore
@gidemiyorum
ben sana bir günde küsmedim.
şimdi bu masadan kalkıp gittiğinde o sandalyeyi de beraberinde götürmüşsün gibi kimsenin gözüne o boşluğun çarpmayacağını anladığın anlar elbet olacak. kimsenin dinlemediği kimsenin umursamadığı ama senin boğazını anbean daha kuvvetli sıkan o düşüncelerini hislerini içinden nasıl atabileceğini düşündüğün o geceleri elbet yaşayacaksın. dünyanın senin etrafında dönmediğini anlamayı geçiyorum dünyanın tam olarak neresinde yer aldığını sorguladığın zamanları elbet göreceksin. yaşadığını hissetmek için bir adım attığında ve belki koşmaya çalıştığında bir ip ellerinden bağlanmış gibi bir santim bile yol alamadığın o günler elbet gelecek. sevildiğini sandığın sevdiğini, mutlu olduğunu sandığın ama sadece sandığın netlikten uzak tüm duyguların bir tokat gibi suratına çarptığı ve bir saniye içinde evindeyken kendini hiç bilmediğin bir yerde gibi hissedeceğin o saatlerin elbet ortasına düşeceksin.
ama geçecek, azalacak ya da bitecek. hayat bu, devamlılık kelimesini içine alan bir girdap gibi. mutlulukları ve acıları keskin bir makasla ortadan kesip durur. seni bir bardağı atar gibi yere atıp parçaladıktan sonra, açmasından umudu kesilmiş bir çiçek gibi aniden yeşertir. çıkmaz bir sokağın sonuna geldiğini düşündüğünde, önüne denizleri serer. hayat bu ya, sonu gelsin istediğinde seni bambaşka bir hayatın sabahına uyandırıverir. geçecek. geçti.
“insan, en çok kaçtığı şeyden asla kurtulamıyor.”
—
proust
bu kadarı bana fazla. bu kadarı cidden çok fazla,
“aslında çok acıyor da belli etmiyorum”
ikimizde yaşayacağız, öyle ya da böyle.
ben sana döneceğimi bilerek gittim. daha fazlasını söylemeye dilim varmıyor.
sana kucak dolusu dengesizlikler, histerik sinir krizleri ama yeteri kadar anlayış ve sevgi verebilirim eğer istersen
tek başına çöz. tek başına çöz. tek başına çöz. tek başına çöz. tek başına çöz. tek başına çöz.
iyi şeyler olmayacak bunun farkındayım ve bu anlamsız farkındalık beni biraz kırıyor.
akışına bıraktığım ne varsa beni boğuyor.
Bir mum yaktığında, bir süreç başlatırsın – ama yürüyüşü senin elinde olmayan bir süreçtir bu; artık, kendi oluşma biçimini izleyecek, senin elinde olmadan da, zaman içinde, varması gereken noktaya varacaktır: Mum, önce, bir noktaya kadar, kendi doluluğu içinde, güçlü güçlü yanar; ama yanışında belirli dengesizlikler oluşunca (ki, kaçınılmazca oluşur bunlar), çeperini delip, eriyik maddesini dışarı akıtıp, fitilini yakıp küçülterek, söneyazar... Önlem düşünürsün: alır, kenarlarını düzeltir, bir madeni kutunun kabını ters çevirip, içine koyarsın – ama, boşunadır bu da: çünkü kendi süreci içinde oluşturduğu dengesizler sürmektedir – çeperleri tam düz değildir; içine koyduğun kabın belirli bir eğimi vardır – gene, arar dışarı eriyik madde: kabın içinde yayılır, kap ısınır; dibine varmış fitil, artık, her türlü biçimi yitirmiş maddenin son kalıntıları içinde, ucu ucuna, yanıyordur – sönmesi yakın ve kaçınılmazdır. Şimdi yapabileceğin tek şey, kap içinde kalmış eriyik maddeyi bir kenarında biraraya getirip, muma benzer bir biçime sokarak, dibine dayanmış fitile biraz daha süre tanımaktır – ama artık bilerek: mumun, sönecektir. Elinden bir şey gelmez – hep müdahale edersin; dersin, şöyle, şuraya toplasam – şöyle, şu biçime soksam; şöyle, bir köşede, sürebileceği bir konum bulsam – şöyle… boşunadır: madde tükenmeye yüztutmuş; güdük fitil de dibine dayanmıştır. Ama sönmez bir türlü: fitili yok denecek kadar kısa; maddesi de, dikkatle belirli bir açıda tuttuğun kabın köşesinde, ancak küçük bir oyuk olarak kalmış; oysa alevi, eski canlılığında – sanki – hiçbir şey yitirmemiştir. Sönmez bir türlü – sen de, sonunda, gücünü toplayabildiğin bir anda, kendin üfleyip söndürürsün onu. Mumun söner.
Oruç Aruoba
sen her şeyi tüketmeye, mahvetmeye, yok etmeye meyilli bir lekeydin. mecburiyetlerin arkasına sığındığın tercihlerinde korkaktın. sen beni buradan döktün. ben her şeye hükmetmeye, terk etmeye, var olmaya meyilli bir lekeydim. tercihlerin arkasına sığındığım mecburiyetlerimde cesurdum. ben kendimi buradan döktüm. sevgilim, sen hiç dökülmedin. düşüp, etrafa saçılacak parçaların olmadı. hiç o kadar var olmadın. yanmış bir tarlada oturdum bahçelerinize bakıyorum. yokluğun varlıktan daha çok yer kapladığını öğreneceksiniz. bahçelerinize hiç bahar gelmeyecek. söz veriyorum.
bu kadarını ben de beklemiyordum fikret. ama dur daha, yıkılmadık. yani en azından şu şarkı bitene kadar dayanabiliriz. değil mi?
neresinden tutunsam elimde kalıyor ama siz bu dalları tek tek ben kırdım sanıyorsunuz.
Gitmeyi hala bilmiyorum ama, bir adım geri çekilmeyi öğrendim artık.
Anlaşılmak için kendinizi yormayın anlaşılmak biraz da karşınızdakinin sizi ne kadar anlamak istediğiyle alakalı.