Sen, yürek çarpıntısı nedir bilir misin? Şarkılardaki kız bir kayboldu mu, bir daha bulunmuyor..
Sadri Alışık (via filmlerdeoyleolur)
occasionally subtle
Mike Driver

Origami Around
Keni
I'd rather be in outer space 🛸

blake kathryn
Three Goblin Art
YOU ARE THE REASON
Game of Thrones Daily
Not today Justin

Janaina Medeiros

❣ Chile in a Photography ❣
Jules of Nature
art blog(derogatory)

oozey mess
trying on a metaphor

pixel skylines
Cosimo Galluzzi
Monterey Bay Aquarium

Andulka
seen from Japan

seen from France

seen from Türkiye

seen from France
seen from Italy
seen from United Kingdom

seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Austria
seen from China

seen from Türkiye

seen from Canada

seen from South Africa

seen from United States

seen from Japan
seen from Greece
seen from United States
seen from Vietnam
@youjusttangoon
Sen, yürek çarpıntısı nedir bilir misin? Şarkılardaki kız bir kayboldu mu, bir daha bulunmuyor..
Sadri Alışık (via filmlerdeoyleolur)
"Ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim. Sana kırgın değilim, yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Bu kitapların da, fedakarlıkların da kimseye faydası yok. Sen de koş, sen de düş, sen de yaralan. Kalbimin duracağı bahtiyar güne kadar seninle beraber yaralanmaktan başka ne yapabilirim?"
"rakı doldur! " dedim, "eksilmesin! " ben bazen eksilirim biraz aslında hepimiz eksilirmişiz biraz bunu sonradan öğrendim ben aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendim
son mektup
"Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde… Artık ölebilir miyim?"
Karima mektup, bir tanem! son mektubunda: "başım sızlıyor yüreğim sersem!" diyorsun. "seni asarlarsa seni kaybedersem;" diyorsun; "yaşayamam!" yaşarsın karıcığım, kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı. ölüm bir ipte sallanan bir ölü. bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. fakat emin ol ki sevgili; zavallı bir çingenenin kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar nâzım'a! ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... karım benim! iyi yürekli, altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim; ne diye yazdım sana istendiğini idamımın, daha dava ilk adımında ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın. haydi bunlara boş ver. bunlar uzak bir ihtimal. paran varsa eğer bana fanila bir don al, tuttu bacağımın siyatik ağrısı, ve unutma ki daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı.
Sonsuzluğun ötesi, içinizdedir.
Hürriyete doğru
Gün doğmadan Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında İçinde bir iş görmenin saadeti Gideceksin Gideceksin ırıpların çalkantısında Balıklar çıkacak yoluna karşıcı Sevineceksin Ağları silkeledikçe Deniz gelecek eline pul pul Ruhları sustuğu vakit martıların Kayalıklarındaki mezarlarında Birden Bir kıyamettir kopacak ufuklarda Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı Heeeey Ne duruyorsun be at kendini denize Geride bekleyenin varmış aldırma Görmüyor musun her yanda hürriyet Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol Git gidebildiğin yere
hayat ne garip! vapurlar gibi. ya iskele oluyorsun herhangi bir ülkenin kara sularına ait bir denizde ya da bir vapur oluyorsun o karasularda bağıra çağıra bir karadan başka bir karaya. ya bir vapur olup demirleyecek bir liman arıyorsun kendine ya da iskele olup sana demirleyecek bir vapuru bekliyorsun... iskele oluyorsun bir süre kadar, geliyor vapurlar ve tıpkı tanrının senin hayatında kalacak insanların ne kadar kalacaklarını çizdiği gibi zamanı geldiğinde gidiyor. insanlarda vapurlar gibi hayatta bir zaman aralığında gelip bir zaman aralığında gidiyorlar. insanları tanrı getiriyor sana ve tanrı götürüyor, vapurları kaptanlar getirip kaptanlar götürüyor. yada vapur oluyorsun işte; bir karadan başka bir karaya dolaşıp duruyorsun. ben iskeleydim, hep o ülkeye ait o kara sularda bekledim. çok vapurlar geldi geçti. her vapur gittiğinde ben kapılarımı kapattım. denizden rica ettim yanaştırmadı yeni vapurları. sert sesli dalgalarını vurdu kıyılarıma, direklerim üşüdü. ben kapattım kapılarımı. gövdeme asılı traktör tekerlekleri ile dertleştim. martılar kondu çatılarıma, zeminlerimde insanlar dolaştı, balıklar gıdıkladı temellerimi, midyeler yapıştı betonlarıma, yengeçler kıskaçladı temellerimi;ben iskeleydim, martılarla çığlıklar attım kimse duymasın diye. denizle beraber ağladım, camlarımdan akan yaşlar belli olmasın diye, bulutlara yalvardım her sabah çiğ düşürdü üzerime. yağmurlar geçti üzerimden, fırtınalar boranlar koptu, ben kalkmadım yerimden. bir vapur bekledim hep gelmesini düşledim, gelip demirlemesini;insanlar küstü bana vapurları yanaştırmadığım için kıyılarıma, ağzı şarap kokan bir sarhoş kucağımda uyudu, tinerciler kırdı kömür gözlerimin camlarını, yokuş aşağı inen bir fahişe kustu duvarlarıma, bir kadını vurdular en kuytu köşemde, kanlar içinde yığıldı yere;yağmurdan rica ettim yıkadı camlarımı çatılarımı, denize yalvardım temizledi kıyılarımı ben hep o vapuru bekledim. hiç beklemediğim, beklemek istemediğim bir anda deniz haber verdi bana, oradan bir vapur kalktı, oradan bir vapur, vakur;gözlerim boğazı bekledi. bir aralık akşamında bir vapur boğazdan geçti, salınarak marmaraya girdi, bütün iskeleler onu gözledi. rica ettim denize suları duruldu, buluta yalvardım üzerimden çekildi, güneş daha bir aydınlattı kıyılarımı, martılar üzerimde şarkılar söyledi. vapur geldi yanaştı kıyılarıma, gövdeme asılı traktör tekerlekleri kuş tüyü bir yatağa uzatırcasına yaklaştırdı vapuru bana, vapur demirledi. ne vapurlar gördü gözüm ondan sonra, hiç kızmadım göğsümde uyuyan şarapçıya, tinerciler gelmedi daha, ve yokuş aşağı inen fahişe kusmadı duvarlarıma, kimse küfür ederek geçmedi kıyılarımdan ve kimseyi vurmadılar köşelerimde. bir öğlende sonra vapur gitti ve yeniden kapadım kapılarımı; hayat ne garip dimi? vapurlar falan!!!
Beklemekten yoruldum. Gelme artık istemem. Yetiyor şimdi bana. Sensiz seni düşünmek İçimde kanımdasın Terk edip gidemem ki. Sen benden bir parçasın. Senden ayrılamam ki. Hangi kuvvet ayırır. Seni benden bilemem. Zincirle bağlanmışım. Senden ayrılamam ki. İçimde kanımdasın. Terk edip gidemem ki. Sen benden bir parçasın. Senden ayrılamam ki..
Alice: How long is forever? White Rabbit: Sometimes, just one second.
kim bilir kaç kişi seni sevdi, kaç kişi güzelliğini sevdi, belki gerçek aşkla, belki değil, ama bir tek kişi senin ruhunu sevdi. bir tek kişi değişen yüzündeki hüznü sevdi.