Hoooooop!
todays bird
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
will byers stan first human second
d e v o n
noise dept.
Peter Solarz
Cosimo Galluzzi
he wasn't even looking at me and he found me

tannertan36

No title available
tumblr dot com
cherry valley forever
styofa doing anything
Game of Thrones Daily

❣ Chile in a Photography ❣
Claire Keane

PR's Tumblrdome
TVSTRANGERTHINGS
dirt enthusiast

Origami Around

seen from Ukraine
seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Romania
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Kyrgyzstan
seen from Tunisia

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from Russia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@youonlyliveonce-g
Hoooooop!
Ofiste asacak yer bulamıyorlarmış verin dedim eve her giren gururlansın asayım kapının karşısına!
Ofisten eve götürene kadar yolda insanların bakışlarını görmeliydiniz. Kimi hasetle kimi gururla bakıyordu. İlk defa kendimi bu kadar karizmatik hissettim. Bazıları istedikleri kadar seçimlerde afişlerle boğsun astırsın etrafa resimlerini. Göz güzeli görüyor.
Göz güzeli görüyor 🌸
“Voltaire ile başlamak istiyorum Mustafa Kemal‘i anlatmaya. Voltaire büyük fransız yazar. Voltaire, kralı eleştirdiği için bir yazısından dolayı 11 ay hapis yatmış, sonra serbest kalınca uslu durmamış. Voltaire londra'ya gitmiş geri döndüğünde londra mektuplarını da yayınlıyor yerden yere vuruyor kralı. Demokrasi istiyor düşünce özgürlüğü istiyor…
Çok sevdiği ülkesi fransa Voltaire için yaşanılmaz olunca ona aynı dönemde yaşıyan Büyük bir entelektüel kol kanat geriyor Alman kralı Büyük Friedrich, arkadaşlar avrupa değil dünya tarihinde, aydınlanma tarihinde çok önemli bir mihenk taşıdır. Büyük entelektüeldir bir II. Friedrich, Voltaire'i yanına alıyor.
İşte bu Alman Kralı Büyük Friedrich, II. Friedrich 1750 yılında Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor, oranın havasını suyunu çok beğeniyor ve ‘Bana şuraya bir saray yapın" diyor. Burayı çok beğendim fırsat buldukça gelir kalırım. Burayı çok beğendim. Kral, istediğini yapar sonuçta..
Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor böyle un içinde bir emekçi, bir işçi.
+ “Buyrun?” diyor -Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, burda bir saray yapmak istiyor satın alacak. Kaç para söyle fazlasıyla vereceğiz. +Satmıyorum ki ne parası? -Ne? +Satmıyorum! -Saçmalama, Kral istedi. + Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.
“Çat!” kapıyı kapatıyor.
Adamları gelip Kral'a diyorlar ki; - Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. + Nerden çıkardınız deli olduğunu!
-Satmıyorum diyor biz kral burayı almak istiyor dedik satmıyorum diyor. (Kral tabi şaşırıyor biraz da kızıyor)
+ Çağırın bakalım bana şu adamı. Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. (Düşünsenize bir yerde koskoca kral karşısında bir değirmenci hayal etsenize.)
II. Friedrich; - Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para? + Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum! - Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim. Sana vereceğim parayla Almanya'nın her yerinde yaparsın değirmen + Sen koskoca kralsın, paran çok. Sen git Almanya'nın heryerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Friedrich kızıyor ne demek onca insanın içersinde bana karşı çıkıyorsun ayağa kalkıyor; - Bana bak ! Benim kral olduğumu unutuyorsun ! Unutma ki ben Kralım! Değirmenci öyle bir bakıyor kralın gözlerine şunu söylüyor; + Efendim sizde unutuyorsunuz ki! Berlin'de hakimler var! + BERLİNDE HAKİMLER VAR !
Hiçbir güç, hiçbir siyasi görüş, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten yukarı olamaz. Berlinde hakimler var! Adalet var! Hiçkimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar. Bu gerçek öykü bir değirmecinin krala söylediği bu söz “Sizde unutmayın ki Berlin'de hakimler var!” Adalet herkes için! Sen kral olabilirsin bende değirmenci ama hakimler var! Unutma ki adalet herkes için! Adaletin içine hiç bir siyasi görüş hiç bir çıkar hesapları karışamaz! BERLİNDE HAKİMLER VAR!
Dedik ya Kral Friedrich büyük bir entelektüel bu sözden çok etkileniyor ve değirmeni yıktırtmıyor yanına sarayını yaptırıyor ve değirmenciyle komşu oluyor. Ve bu tablo bu resim çıkıyor ortaya.. Sarayını değirmenin yanına yaptırıyor ve komşu oluyor.
Sabahları II. Friedrich arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor; + Hey Friedrich, ekmek yaptım göndereyim mi? II. Friedrich diyor ki; - ADALET HER SABAH bana, SICAK BİR EKMEK kokusuyla gelirdi.
Yıllar yıllar sonra…
Berline bir Osmanlı heyeti gidiyor. Berlin'de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti de var orada. Aralarından biri, yalnızca biri bu öyküyü biliyor. Ve; - “Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yanyana görelim.” diyor Kimse gelmiyor yıl başı gecesi ne işim var orda kutlama burda diyor kimse gitmiyor onunla o tek başına kalkıp gidiyor. Hiç üşenmeden onca yolu. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O güzel insan Mustafa Kemal'den başkası değildir.
BERLİNDE HAKİMLER VAR!
Bugün 29 Ekim, belki ben Sunay Akın‘dan dinlediğim bu hikayeyi tamamladığımda gün çoktan bitecek ama anlamanızı isterim ki;
Cumhuriyet dün sıkça heryerde paylaştığınız “Efendiler yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” demesiyle kurulmadı. Çok çok öncesi var… Anadolu’da ki bu aydınlanma büyük bir satranç oyunudur Sunay Akın’ın deyimiyle.. Ve Atatürk’te büyük bir satranç oyuncusuydu bunu görmenizi istiyorum. Osmanlı heyetinde görevli gitmişken Berlin’e, çıkıyor gidiyor bu adaletin simgesi olan o değirmene ve saraya uzun uzun bakıyor. Çünkü onun derdi hamle yapmak. Piyon olmak değil şah çekmek.
Atatürk büyük bir askeri bilgindi. Büyük bir kahramandı, savaşlar kazanmıştı. Büyük savaşlar… Göğsümüz kabarıyor bunları dinlerken ama düşünüyor muyuz onun asıl savaşı neydi? Nasıl kazanmıştı bunca zaferi ?
Kurtuluş savaşının son taaruzunu başlatmadan önce çadıra kitaplar götürmüş, üstelik duymuş ki Çalı Kuşu diye bir roman çıkmış onu da getirtiyor onu da okuyor. 30 Ağustostan bir hafta önce… 30 Ağustos'ta bu topraklar özgürleştiğinde! Mustafa Kemal'in çadırında eşyaları toplanıyor. Çadıra giriyor Mustafa Kemal, kitapları var orada masanın üzerinde. Askere, aman çocuk kitaplar, kitapları unutma diye tembihliyor. Asker; “Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin kitaplarınızı ona koyacağız merak etmeyin” diye cevap veriyor. “Peki” diyor Atatürk, dışarı çıkıyor herkes zaferi kutluyor. 5 Dakika sonra dayanamayıp içeri geri dönüyor, aklı kitaplarda. Kitaplarım diyor Mustafa Kemal, kitaplar hala masanın üstünde duruyor? Asker cevap veriyor; Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin sandığa koyacağız. Bir de bakıyor Mustafa Kemal, dışarıda sandıklar, Atatürk sandıkları göstererek; E burası sandık dolu? diyor askere. Asker cevap veriyor; Efendim onlar mermi sandığı, içlerinde mermi var. Gidiyor Mustafa Kemal, alıyor mermi sandıklarından birini, boşaltıyor yere mermileri. Boş sandığı askerin eline veriyor; Al diyor, kitapları buna koy asıl savaşımız şimdi başlıyor. Dedik ya Atatürk büyük bir satranç oyuncusu onun derdi hamle yapmakla diye..
Bir lider düşünün ki; Zaferin, başarının ardındaki gücü soran bir yabancı gazeteye “Cebime giren her iki kuruşun bir kuruşuyla kitap aldım.” diyen başarısının kitap okumaya dayandığını söyleyen kaç lider vardır ki şu dünyada? Bugünlerde kahramanlıklarla değil “Eğer bir gün söylediklerim bilimle ters düşerse, siz bilimi seçin.” diyen bir adamı bilimle anlamamız kitapla anmamız gerekir diye düşünüyorum. Einstein ın Atatürk e Mektubu; ( https://youtu.be/jEwpi7xl3vo )
Anlatılacak o kadar şey var ki yazmakla bitmiyor ama okuyup okumayacağınızı bilmediğim halde “Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla, zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir“ diyerek devam ediyorum yazıma.. Anlamadınız dimi ? Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir.. Böyle daha anlaşılır sanırım. Bunu da Atatürk’ün yazdığı Geometri Kitabı sayesinde başardınız. Evet Atatürk nutuk dışında 13 kitap daha yazdı bunlardan biri de geometri kitabı. Ezber ve sayıların oluşturduğu bir tarih ile Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlayacağımızı düşünmüyorum. Çünkü Sakarya Meydan Savaşına giderken bile Atatürk, yaverine yola çıkmadan önce bir zarf veriyor.. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün Ama ne zarfta ne mi yazıyor? “Ankara’ya etnografya müzesi kurulsun. Tarihi Ankara evleri korunsun.” Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Yani dün olmadan bugünün olma ihtimali yoktur.
“Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez” M.K. Atatürk. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Ve iki kısa video daha bırakıyorum izlemeniz dileğiyle…
Harika. Umarım gören herkes üşenmeden okur.
Yüzümde bir tebessümle okudum. Yaşa Sis Reyiz!
Gerçekten muhteşem herkes okumalı
Üşengeçlik ve tembelliğin en büyük sorun olduğu 21.yüzyılda herkesin bu yazıyı okuması tek temennim,saygılar ve sevgilerimle
Uzun ama gerçekten çok güzel bir yazı olmuş
Tek kelime ile mükemmel
zaman ayırıp bi bakın derim
Zamanımı ayırdığım en güzel şey.
Okumayan ayıp eder.
Harika bir yazı uzun ama herkes üşenmeden okumalı
Bazı insanların ölümsüz olması gerekiyordu..
zamanımı ayırdığım en iyi şeydi
Teşekkürler
Kesinlikle okunmali
Okunmalı
ef sa ne olmuş
Üşenmeyin okuyun cidden harika
GÖZLERİM DOLDU. EF SA NE. SİS REYİZ ADAMDIR
Birkac gundur karsima cikiyor post uzun diye okumuyordum. en sonunda yine cikti ve okudum sonra kendimden utandim mutlaka okuyun ..
Her çıktığında önüme okuyorum. Ve gene rb liyorum…en iyi post..
Ulan harikalar harikası be! Ellerine, yüreğine sağlık reis.
Helal olsun..okudugum en guzel yazı.
Çok iyi ya
Mükemmell.
Sanırım gördüğüm en anlamlı postlardan
harika.
Vay be cidden iyi gönderme olmuş
Sağlam
Bertolt Brecht…
Her gördüğümde rbrbrb
1913-14 yıllarına dayanan bir aşk öyküsü… İmkansız bir aşk.
Görev icabı Sofya'ya yeni taşınmış bir Türk Subayı pek arkadaşı yok müzikli bir çay bahçesinde oturuyor etrafı tanımaya çalışıyor bir yandan memleketi için diplomatik görevlerinin gerektiği davetlere açılışlara akşam yemeklerine katılıyor.
1914 yılının şubat ayında yine böyle bir davette onunla tanıştı. Adı Dimitrina'ydı. Kısaca, Miti diyorlardı. Çok güzeldi. Güzel olduğu kadar iyi eğitimli, İsviçre'de müzik eğitimi görmüş, üç lisan biliyordu. Katıldığı davetlerde herkesin odak noktası olurdu bu özellikleriyle. Türk’ün de dikkatini çekti. Bizimkinin de kızdan aşağı kalır yanı yoktu sık sık katıldığı toplantılarda ilgi odağı tartışmaların merkezi olurdu.
O gece Strauss'un “Güzel Mavi Tuna” valsi çalıyordu. Bizimki hiç tereddüt etmedi, salonu ortadan ikiye kılıçla böler gibi yürüdü, yanına gitti, elini uzattı, “bana bu dansı lütfeder misiniz dedi?” Tüm salonun gözleri üstlerine çevrilmişti. Kıskanç bakışlar eşliğinde piste çıktılar. Herkes onlara bakarak fısır fısır onların hakkında konuşuyorlardı. Onlar ise hiç konuşmuyor gülümseyen gözlerle birbirlerine bakarak sabaha kadar dans ettiler. İlk görüşte aşk derler ya. O gece bizimki ve genç kız mıknatısın iki ucu gibi birbirlerinin cazibesine kapıldılar. Daha sonrasında buluşmaya başladılar Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı birlikte. Başta dedik ya imkansız aşk.. Önce dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar… Çünkü Miti’nin babası General Kovaçeva Bulgar Çarı’nın has adamlarındandı, savaş kahramanı, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir adamın kızı bir Türk ile olacak iş değildi. Ama bizimkinin umrunda bile değildi Askeri Kulüp’te tertiplenen baloda denk getirdi, inadına, Çar’ın önünde dans etti Miti’yle… Ele güne meydan okudu. Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi bile, evet dedi. İki gönül bir olmuştu ama General kızı apar topar bir başkasıyla bir mühendisle nişanladı. Bizim ki nişanı duydu, yıkıldı.. Görev süresi bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları, İstanbula geri döndü. Halbuki Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş, fırlatıp atmıştı parmağına zorla takılan yüzüğü… Ama Türk Subayın bundan haberi yoktu.
Belki de hayatı boyunca yaptığı “TEK” hataydı..
Kızı alıp, gitmeliydi… Yapamadı.
Türk subay’ın hayatına daha sonra çok kadın girdi ama unutamadı Dimitrinayı… Hatta, seneler sonra, Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da” dedi… “Bir kız sevdim ama, bana vermediler...”
Dimitrinada vefatından evvel başında bekleyen kız kardeşi Olga’ya mırıldandı. “Biliyor musun” dedi, “rüyamda onu gördüm, galiba nihayet Mustafa Kemal’e kavuşuyorum…”
Kapattı gözlerini. Nihayet kavuşmuşlardı. İşte Bulgaria Pastanesi'nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, Mustafa Kemal'in bir gün yine pastanede otururken, Bizaat kendisinin tercüme ettiği Şair Léon Louis van Montenaken ait olan şiir La vie est bréve Un peu de réve Un peu d'amour Et puis bon jour La vie est vaine Un peu de haine Un peu d'espoir Et puis bon soir Şiir: Léon Louis van Montenaken Hayat boştur Biraz kin Biraz ümit Ve sonra allahaısmarladık
Hayat kısadır Biraz hayal Biraz aşk Ve sonra allahaısmarladık Tercüme: Mustafa Kemal Atatürk
Birkaç gündür Bulgar kaynakları da dahil konuyla ilgili bilgi topluyordum umarım sizinde hoşunuza gitmiştir. Bu arada Fikret Kızılok’un parçasıyla dinlediğiniz zaman bizzat o yıllara tanıklık etmişçesine bir his yaşıyorsunuz. Onuda aşağıya bırakıyorum :) İmla ve yazım hatam olduysa affola…
Çok güzeldi be
‘Mustafa Kemal’e kavuşuyorum’ bölümünü okuyunca içimden bir şeyler daha koptu be ne güzel hikayesin sen
Sonsuza dek reblog yapabilirim 💜
Mükemmel adamdan mükemmel aşk hikayesi.
YA ÖLÜYORUM SONSUZ RB
Mükemmel❤💖
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum 😌
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum.
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum.
Vayy be Mustafa Kemal'e kavusuyorum.
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum…
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
yeni favorim.
bu yakışıklı kim lütfen ismini verir misiniz ?
Başarılı bir asker devrimci bir devlet adamı… Kendi kaderini ulusu ile birleştiren bir adam… 1915 te Çanakkale de ingilizlere tarihlerinin en büyük yenilgilerinden birini yaşattı… 1918 yılında birinci dünya savaşından yenilgi yüzü görmeden çıkan tek osmanlı komutanıydı… Dört yıl sonra halkını etrafında toplayarak emperyalist güçlerin dersteklediği işgalci yunan güçlerini yendi ve ulusuna bağımsızlık yolunu açtı… 1923 yılında osmanlı imparatorluğunun yıkıntıları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu ve ilk Cumhurbaşkanı oldu… Altı ay sonra şeriata karşı mücadele başlatıp kazanan ilk lider oldu… Ektiği demokrasi tohumları sayesinde Türk Ulusu içerde ve dışarıda bir çok zorluğa göğüs gerdi… Stalin onu faşist adletti Dedi…Hitler kominist olarak gördü bazıları da diktatör dedi… Halkı ise Ona ATATÜRK Dedi…
helal
Helal olsun kardeşim
İlk ve sondu Geldi ama geçmedi
“Everything we see in the world is the creative work of women.”
— Mustafa Kemal Atatürk (via sis-reyis)
Hayatın uzaktan kumandası yok kanalı değiştirmek istiyorsan kıçını kaldırman şart.
O ne saçma şey öyle saçma şey olur muymuş