Size kimse anlatmadı mı? Yanan gemiler geri dönemez. Size kimse anlatmadı mı? Dilek tuttuğunuz yıldızların çoğunun çoktan sönüp gittiğini. Bana hiç kimse anlatmadı, yıldızların dilek tutamayacağını.
TVSTRANGERTHINGS
hello vonnie

★

⁂
art blog(derogatory)
Alisa U Zemlji Chuda

No title available

祝日 / Permanent Vacation
occasionally subtle
RMH
wallacepolsom

roma★
Not today Justin
he wasn't even looking at me and he found me
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

JBB: An Artblog!

izzy's playlists!

No title available
Peter Solarz
sheepfilms
seen from Brazil

seen from Japan
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from Finland
seen from United States

seen from Germany

seen from Canada

seen from Brazil

seen from Australia
@ashabellq
Size kimse anlatmadı mı? Yanan gemiler geri dönemez. Size kimse anlatmadı mı? Dilek tuttuğunuz yıldızların çoğunun çoktan sönüp gittiğini. Bana hiç kimse anlatmadı, yıldızların dilek tutamayacağını.
İşte siz benim en sevdiğim kelimesiniz bayım, anlamının sonsuzlukta uğurladığıve asla telaffuz edilemediği. Siz benim için aşk değilsiniz, o kelimenin kendisisiniz; adına onlarca kitap da karalansa açıklanamayan... Siz benim için mutluluk kelimesisiniz; gıyabında yagmurlar altında tangolar dizilse de yetersiz kalan. Siz benim için ölüm değilsiniz ; uğruna yazılan sonelerin, çekilen acıların, yaşanan kayıpların bile anlatamadığı o his, belki de hissizliksiniz. Siz benim için o kadar çok şeysiniz ki kelimeler bile yetersiz kalıyor bayım. Dikine kesilen bilekler misali, tedavisi geç kalmış hastalığımsınız. Ben ise sahnelerden kaldırılmak üzere olan, perdesi aralık kalmış bir oyunum artık, yalnızca sizin için...
“Sonra birden gözlerini kısıp her şeye ve herkese meydan okuyan o hırçın surete bürünüyorsun. Vazgeçilmez oluyorsun. Sana nasıl bir etiket koyabilirim ki? Sen böylesine dik başlı, böylesine kendinle çelişirken sana nasıl bir etiket koymamı bekliyorsun?”
N.G. Kabal - Gecenin Hikayesi, Aylema
Şu sıralar resim yapmam mümkün değil, bir çizgi bile çizemiyorum, oysa ben hiç şu andakiden daha büyük bir ressam olmadım.
Keşke insanlar geçip giden şimdiyi yaşamak yerine, geçmişte kalan bir sıkıntının hatıralarını anımsamak için hayal gücünü bu kadar zorlamasalar!
"Bir taşın kalbini eritecek kadar çok sevdim seni." - Martin Eden, Jack London
Saçma sapan laflarla kafalarına sokulmuş o küçük ahlaklarıyla lak lak konuşur ama yaşamaktan korkarlar. Seni seveceklerdir Martin, ama kendi küçük ahlaklarını daha çok seveceklerdir.
Jack London (Martin Eden)
Ait olduğu yeri bulamamıştı çünkü. Kendini bulduğu heryere uyum sağlamıs, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırmaisteği ve yeteneği sayesinde her zaman ve her yerde sevilen biri olmuştu. Ama hisbir yere kök salamamıştı. Etraftakileri memnun edecek kadar uyum sağlamış ama kendisi tatmin olamamıştı. Her zaman bir huzursuzluk hissiyle altüst olmuş, daima ötelerden gelen bir çağryı duymus, kitaplar, sanatı ve aşkı bulduğu ana kadar hep dolaşmış ve aramıştı.
Seni ben rüyamda gördüm
Sonbaharın etekli yapraklarıyla
Koşuyordun taşlı yollarda
Kahveye bulanmış saçının her bir teli
Savruluyordu bana uzanırcasına
Seni ben rüyamda gördüm
Gölgesine sığındığım söğüt dallarıyla
Gülüyordun hunharca
Bakanı izdihama getiren kirpiklerin
Yakıyordu kalbimi kavururcasına
Seni ben rüyamda gördüm
Dün gece
Uyanmak istemedim
Boş bir umutla
Direndim
Seni ben rüyamda gördüm
Gömdüğüm mezar taşınla
Uyuyordun çiçekli toprakta
Dokunuşunla tir tir titrediğim bedenin
Çürüyordu ayaklarımın altında
Seni ben rüyamda gördüm
Her gece
Uyanmak istemedim
Çaresiz bir yakarışla
Ölmek istedim
öldüğümü sanıyordum ama gözyaşlarım akmıyordu. nefes alamadığımı sanıyordum ama güneş alacalı gökyüzünde parıldıyordu. dünya yok oluyor sanıyordum ama küçük çocukların seslerini işitiyordum. öldüğümü sanıyordum ama orada kimseyi göremiyordum.
i thought i was dying but tears aint falling. i thought i couldnt breath but the sun was shining. i thought the world was ending but some child noises calling. i thought i was dying but no one was there.
Çünkü ne zaman bir iyilik yapsam bedelini ödedim. Buna pişman edildim. Hep hallettim ama bu sefer 'olmuyor karanlığı'ndan yazıyorum; çok güçlü olmayın, çok düşünceli, çok yardımsever, çok çok çok... Hiçbir şeyin çok'u olmayın, o zaman insanlar sizden insan olabilme hakkınızı alıyor. Üzülemiyorsunuz, kırılamıyorsunuz, süper idare ettiniz evet ama bir yerden sonra alttan alınan olamıyorsunuz. Çoksunuz çünkü. Bir şekilde halledersiniz sanılıyor.
Remus Lupin who is unexplainably jealous of his friends and hates himself for it.
Every time Sirius gets a perfect or close to perfect score on an exam when they didn't even study at all for it, didn't even know they had one until they showed up to class. Meanwhile, Remus studied for the whole week and still barely passed. Stayed up late while Sirius partied and flitted around Hogwarts. Remus deserved that score, not Sirius.
Every time James charmed and made friends with someone new, collecting people around Hogwarts like it was nothing. Every day, he was talking to someone new, helping out a first year or laughing it up with a classmate Remus barley ever seen. Remus tried so hard, yet all the first years were scared of him and everyone in their year thought he was a weird, loner nobody. Remus deserved new friends once in a while, not James.
Every time Peter get anxious or upset, feeling buried beneath school work or the pressures of others and the others remind him to take a break and relax. He'd join in but deep down, hated that he could never break down. He couldn't relax or tell them how he feels. He needs to prove he's worthy and deserving. Peter doesn't have his body torn apart and become a monster every month. Remus deserves to be comforted and break down, not Peter.
But it's Sirius who stays up late to keep him company while he studies, who celebrates every mediocre score Remus gets and treats him to chocolate when he gets a little better the next time. Its James who never makes him feel left out when in conversations, who makes sure to introduce every new friend to Remus, no matter what. It's Peter who drags him away from his bed somedays to simply play chess or help him with some homework, who makes sure Remus eats and drinks on hard days.
So Remus keeps it to himself, letting his jealousy fester and grow, all while hating himself for it every step of the way.
Her zaman üşüdüğümü dile getiriyorum lakin hava soğuk mu bilmiyorum. Sen mi üşüyorsun bilmiyorum. Bir şeylerden iğrenecek kadar uzaklaştığım için mi bilmiyorum. Üşüyorum ama kalbim alevler içerisinde kavruluyor. Titreyerek yanıyorum.
Üşüyorum. Renkler birbirine girdi. Ne gökyüzüm ne ormanım var artık. Üşüyorum çünkü içim ısınmıyor. Güneş gökyüzünde kavruluyor lakin yüreğimdeki buzlar erimiyor. O kadar üşüyorum ki parmaklarımı hissetmiyorum. Bulutlar beni sarmalamak için yeryüzüne inse de hissizliğimi bastıramıyorum. Gözüm görmüyor sanıyorum puslu dumanlara sarılırken. O kadar hissetmiyorum ki sorun bende zannediyorum. O kadar hissetmiyorum ki sarılıp sarmalandığımı anlamıyorum. O kadar hissetmiyorum ki ağlıyorum.
Dalgalar yüzüme vuruyor
Adımlar eziyor birer birer
Kalbimdeki bu ağırlığı
Kuşlar dahi taşıyamıyor
Gözlerimi aydınlatan gözyaşları
Okyanusun hiçliğine karışıyor
Rüzgârın acı çığlığını
Kilometrelerce öteden duyuyorum
Biliyorum içten içe
Gökyüzü bile bana rengini açıyor
Titrek parmaklarım uzanıyor
Bedenimi çevreleyen ıslak toprağa
Yıpranmış tırnaklarımla eşeliyorum
Kendi taştan mezarımı
Gözlerimi aydınlatan gözyaşları
Okyanusun hiçliğine karışıyor
Kimselere görünmeden
Ölüyorum
Yalnızca deniz ve yıldızlar
Bir de soluk bedenim ve
Haykıran rüzgâr
Ağıt yakıyor
Ama ben kimselere görünmeden
Toprağa gömülüyorum
'Çok tuhaftı! Ağlayamadım; ama ruhum paramparça olmuştu.'