seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Thailand

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Togo
seen from United States

seen from Türkiye

seen from France
seen from United States
seen from France

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Italy

seen from United Kingdom

seen from United States
Time Machine Offical Video
Time mac
Dönüşümlü olarak bunları kullanıyorum telefonumun kilit ekranı için kdkdkdkdkkdk
Size kimse anlatmadı mı? Yanan gemiler geri dönemez. Size kimse anlatmadı mı? Dilek tuttuğunuz yıldızların çoğunun çoktan sönüp gittiğini. Bana hiç kimse anlatmadı, yıldızların dilek tutamayacağını.
Çin'in ejderhasından âhû sevgiliye...
Yüzüklerin Efendisi'ni seviyorsanız, hazine tutkunu Smaug'u da bilirsiniz. Orta Dünya'da onları Morgoth'un yarattığını biliyoruz. Smaug, ejderhaların Orta dünyadaki son temsilcisiydi. Aynı Daenerys ejderhaları gibi. Smaug, Erebor'daki cüceleri sürer ve altınların üzerine oturur. Hobbit, Meşekalkan Thorin ve kafilesi tarafından büyücü Gandalf'ın da yardımıyla Bilbo Baggins'e bu hazineyi Smaug'dan çalma görevi vermiştir. Olayları biliyorsunuz zaten...
FİLMLERDE İZLEDİĞİNİZDEN ÇOK DAHA FARKLI
Ejderha, Çin'in sembolü. Biraz Batı'nın ejderhalarından farklıdır. Onlar kötülüğün değil, uğurun ve şansın sembolüdür. Daha çok yağmurla ilişkilendirilmiştir. Çin'de eskiden çok yağmur yağdığında, sel bastığında, gök gürlediğinde ejderhalar kızmış olurlardı. Yine o filmlerdeki gibi kanatları yoktur. Yılana daha çok benzerler. Ateş de püskürtmezler. Bahsettiğimiz gibi Ateş ruhu değil, daha çok Su ruhudurlar.
ASLAN KAPLAN SIRTLAN...
Çince ejderha 龙 (lóng) şeklinde yazılır. İmparator koltuğu, ejderha koltuğudur. Lóng, sadece ejderha değil yaratık anlamına da gelir. İşte size şimdi bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Türkçede vahşi hayvanlar genelde, -lan ile biter. Arslan, kaplan, sırtlan, yılan... Küheylan bile vardır. Ama benim en dikkatimi çeken Ceylan'dır. Gerçekten baktığımızda bütün vahşi yaratık isimleri bize Çinceden gelen "lóng" ekiyle geçmiştir. Ama yıllardır, Ceylan'a anlam verememiştim. Çünkü ceylan hepimiz için vahşi değil, tatlı tatlı kırlarda seken, sevimli yaratıklar olarak aklımıza geliyor.
NERİMAN ALTINDAĞ TÜFEKÇİ'NİN O MUHTEŞEM SESİNDEN TÜRKÜ
Bize Ceylan'ın Moğolcadan geldiği biliniyor. Moğalca Ceylan, Cegeren demek. Ceren ismi de oradan geliyor. Azerbaycan Türkçesine "Ceyran" olarak geçmiştir. Neriman Altındağ Tüfekçi'nin o muhteşem sesinden "Arakçının mendedir ceyran" türküsünü dinlemeyi hepinize öneririm. İşte burada bir şüphe doğuyor. Batı Türkçesine Ceyran olarak geçen kelime bizde niye "-lan" ile bitiyor. Kafamdaki yapboz, Dîvân edebiyatı sayesinde oturdu. Bunun yanıtını Ahmet Talât Onay'ın "Açıklamalı Divan Şiiri Sözlüğü"nü karıştırırken buldum.
O ÂHÛLAR BİZE NE EDERLER...
Onay, "âhû" kelimesini şöyle açıklıyor: "Geyik, ceylân veya karaca denilen vahşi hayvandır. Vahşetlerinden, güç avlanmalarından kinâye olarak haşin dilbelere, gözlerinin letâfetinden dolayı güzel gözlülere, misk âhûsu münasebetiyle güzel kokulara da âhû denir. Arapçası gazâldır." Hakikaten Dîvân geleneğinde sadece güzelliğinde dolayı sevgiliye âhû dendiğini sanardım ama aslında o vahşi, yüz vermez, kafir gibi vicdansız, ele geçirilemez oluşundanmış. Nâilî-i Kadîm'in beyiti ile bitirelim: Vahşet-güzinân ol iki merdüm Reşk-i gazâlân ol iki âhû
(O iki gözbebeği vahşet-güzîndir; yani ceylânlar gibi vahşete mütemayildir. O iki âhû gibi gözler bütün ceylânların haset ettiğidir.)
Wattpad uygulamasında ufak bir fantastik hikaye yazıyorumm
Dra
Gidişin, abartılı bir özgürlük arzusundan başka bir şey değil aslında. Çünkü sıradanlığın getirdiği açıklık sana her zaman sıkıcı geliyor. Ellerin ve ayakların titriyor mu, yoksa dans mı ediyorsun kimseye göstermeden? Gitmek istemendeki amaç korkuyor olman mi, yoksa zaten gelmeyi bile hiç istememiş olman mı?
Bırak Mumi'nin hikâyesini anlatayım sana. Her şey yıldızlı bir gecede başlamış. Cadıların hüküm sürdüğu, gök yüzünde uçan ejderhaların insanlara korku saldığı bir dönemmiş. Mumi, yetim bir çocukmuş. Büyüdüğü dünyanın ondan nefret ettiğini, ailesini öldüren duman adamlarının sayesinde öğrenmiş. Duman adamlar, cadılardan bile daha tehlikeliymiş. Öyle ki, krallığın çöküşüne sebep olup, kral ve onun soyundan gelen herkesi öldürmüşler. Ülkeyi koruyan aile de gittiğinde, duman adamlar cadılara görev vermiş "Hey!" demişler. Burada kalan insanlara korku salacaksınız. Öyle korkutacaksınız ki onları, bizi öyle bir anlatacaksınız ki, ismimizi duyduklarında zangır zangır titreyecekler. Ailesi duman adamlar tarafından öldürü- len Mumi, on altı yaşına geldiğinde kaçmaya karar vermiş. Duman adamların bir gün onu bulacağından korkarmış hep. Senin yapacağın gibi kaçmış. Aylar süren bir kaçış olmuş bu. Gittiği her köyde, kötülüğün başkahramanı olan duman adamlar varmış. İşte o zaman fark etmiş; nereye giderse gitsin, umutsuzluğu ve korkusu da onunla birlikte geliyormuş. Geride bıraktığı korku ve umutsuzluğu değil, kendisiymiş. Bir şeyleri olması gerektiği yerde halletmek yerine, kaçtığı yerlerde yapmayı tercih eden Mumi, sonunda geri dönmeye karar vermiş. Mecburmuş buna. Çünkü o, yaşadığı yerden kaçtığından beri, ejderhalar insanlara daha çok zarar veriyor, cadılar daha korkunç büyüler yapıyormuş. Kaçmaktan yorulduğu bir gün, ormanlardan birinde bir gezgin ile karşılaşmış. "Sen!" demiş gezgin. "Kaçıyorsun, evladım. Kaçıyorsun ama kendinden." Adam ağaçların arasında kaybolmadan önce, tekrar Mumi'ye dönmüş. "Korktuğun şey aslında kendinken,neden başkalarının seni korkutmasına izin veriyorsun?" Mumi'nin kafasına o zaman dank etmiş. Aylar sürse de geri dönmüş kasabasına. Kendini bulduğu bu yolda, ilk önce cadıların karşısına çıkmış. Cadılarla işi bittiğinde, onları kendine hizmetkâr edip ejderhaları başka diyarlara sürmüş. Sıra duman adamlara geldiğinde, onları kendi dumanlarında boğmak istemiş. Onlara en büyük acıları çektirerek, onlardan üstün olduğunu kanıtlamış. Onların yaptığı gibi kimseyi öldürmemiş ama. Mumi sadece, iyiliğin gerçek olduğunu kanıtlamaya çalışıyormuş. Saf iyiliğin her zaman üstün olduğunu göstermekmiş amacı. Kasabasından uzakta geçirdiği aylar boyunca korkan Mumi, dönüş yolunda korkmamayı ve umudu öğrenmiş. Her şey bittikten sonra, umudu anlatmış insanlara. Kaçmanın bir işe yaramayacağını, geride bıraktıklarımızın biz gittikten sonra daha kötü bir duruma düşeceğini anlatmış.
Vazgeçmemeyi anlatmış Mumi.
En çok da sevmeyi...