Bir miti irdelemek insanı irdelemektir.
Jung'a göre: "Bilinçdışı özerktir. Doğanın ve onun sırlarının ne geliştirilebileceği ne de bozulabileceği bir alanda öznel kontrolün ulaşamayacağı, dinleyebileceğimiz ama karışamayacağımız bir yerdedir ve orada kalacaktır. Bilinçaltına addettiği özellikler bana Locke'un töz (substantia) tanımını hatırlattı. Nasıl ki bilinçaltı, anlaşılması -bir manada; var sayılması- için bilinçten destek alıyorsa; Locke'un töz tanımında da niteliği tek başına kavrayamadığımızı ve dolayısıyla mecburen buna destek veren başka bir şeye ihtiyaç duyduğumuz yer alır. Şeylerdeki bu ortak desteğe töz diyor. Şeylerin bağımsız ele alınamaması gibi, bilinç de bağımsız ele alınamıyorsa (yani bilinçaltı da töz de özerk ise), burada bir bağ kurup, şu halde insan'ın töz'ü bilinçaltı mıdır diye diye merak ediyorum. Descartes'ın töz anlayışı örneğin hiç de böyle değildir. Olmak için kendi varlığından başka bir şeye ihtiyaç duymayan şeydir töz der; ve bu koşulu sağlayan tek şey de Tanrıdır diye çıkarımı tamamlar. Yani töz'e bir bağımsızlık addeder.
Şimdi buradan bakınca demek istiyorum ki Tanrı Descartesçıdır. Tevrat'ta tanrı Musa'ya "Neysem, o'yum" diyor. Aynı zamanda töz'ün, Descartes'ın töz tanımlarından biridir bu.
Soren'de de aynı tözün ne olduğuna dair benzer bir işaret görülebilir sanırım. Ne diyor Soren: “Örneğin bir taşın var olduğunu değil, var olan bir şeyin taş olduğunu ispat ederim. Mahkemede bir suçlunun var olduğu değil, gerçekten var olan sanığın suçlu olduğu ispat edilir. Varoluşa ister accessorium(ek) ister ebedi prius(varsayım) densin asla ispat edilemez.”
Devamında bir yerde diyor ki, "Tanrı bir ad değil, bir kavramdır; belki bu yüzden, essantia involvit existeniam (özü varoluşu içerir).
Şimdi Spinoza'ya göre de tanrı "bir" ise, -doğa ise- biz de doğanın (tanrının) bileşenlerinden bir parça isek, şu halde biz de "neysek, o" muyuz?
Ya da kavramsal olarak iddia edilen Tanrının tözü biz miyiz?
Şeylerin ne’liğini niteleyen belirtmeler ya da tanımlar, başka bir “şey”in ne’liğini belirtmeye muktedirdir. Bir şey’in niteliğini belirtmek amacıyla başka bir belirtme sözcüğüne olan ihtiyaç, kısır döngü halinde görünür. Yani her şey birbirini açıklıyorsa öyleyse ilk açıklama neye dayanmaktadır sorusu sorulabilir. Fakat burada döngü yoktur. Yani ilk defa demir’i nitelemek için önceden hakkında sahip olunan bir kayaya; ya da akan bir lav yatağını nitelemek için önceden görülmüş bir nehir yatağına ihtiyaç duyulabilir. Herhangi bir duyuyla elde edilmiş epistemik nitelik, yine herhangi bir duyuyla deneyimlenmiş başka bir şey’i nitelemek için aktarılabilir. Döngü yoktur demiştim, çünkü elde edilen ilk bilgi linguistik değil, duyusaldır. Bu yüzden bir şey’e ait olan nitelik, başka bir şey’e aktarılması “bütünen aynılık” olmadığı ön kabulünün üzerine kuruludur. Bu ön kabul zaten şey’lerin bağımısız bir evrende olduğunu örtük olarak kabul eder. Fakat şeyler bu bağımısızlık evreni içinde özerk yapıda gibi görünürler. Çünkü her biri ancak birbiriyle ya varlar ya da yoklar.
Yaratılış 9:6’da “Çünkü Tanrı insanı kendi suretinde yarattı” diye yazıyor.
Bunun tam tersininin geçerliği olduğunu söylemek de mümkün: “İnsan tanrıyı kendi suretinde yarattı.”
“Tanrı insanı yarattı, çünkü bilinmek istiyordu” fikri tek tanrılı teolojiler içinde yaygın bir yere sahip. Bunun da tersinin geçerli oluğunu söylemek mümkün. İnsan tanrıyı yarattı çünkü bilinmek, anlaşılmak istiyordu. Bir anlama gelmek istiyordu.
Tevrat’a göre Musa tanrıya “adın nedir diye sorar”, tanrı da “Ben benim” der.
Burada bir isim yoktur. Zamanla “Yahve”ye dönen Ehyeh Asher Ehyeh, esasen bir niteleme cümlesidir. “Adın nedir” için verilebilecek bir cevap gibi görünmemektedir. Cevabı üretinin gerçekten de bir tanrı ya da insanın ta kendisi mi olduğunun bir önemi yok. İkisinde de kapı aynı yere çıkar. Ehyeh Asher Ehyeh diyen bir tahta parçası olduğunda bile tahtanın haksız olduğunu kimse söyleyemez. İster teolojik epistemolojiye göre ister bilimsel epistemolojiye göre; şeylerin biricikliğini reddetmek mümkün değil. Her ne kadar totolojik bir bilgiye benziyor olsa da doğruluğu şüphe götürmez. A=A’dır. Bu nitelemenin zamandan bağımsız olması oluşun kendisine içkin bir durum.
“Neysem o’yum” nitelemesinin yapıştığı şey, sadece diğer şeylerle değil, şey’in kendine yönelik geçmişteki kesin ve gelecekteki olası halinden bile bağımsızdır.
(Buna yalnızca bir alegori gözüyle bakıyorum. Platon’un mağarası ve o mağaradaki gölgeler alegorisi ne kadar gerçekse, Musa-Tanrı buluşması da o kadar gerçek. )