“Yusuf gittiğinden beri tek kelime yazamadım. Kör bir kuyu bulsam, belime kadar sarksam içine. ‘Yusuuf!’ diye bağırsam. ‘Yusuuuf!’”
— Aykut Ertuğrul, Mümkün Öykülerin En İyisi
Sade Olutola

Andulka

No title available

shark vs the universe
he wasn't even looking at me and he found me
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

izzy's playlists!

Origami Around
h

JVL
dirt enthusiast
occasionally subtle
Three Goblin Art
Claire Keane
Keni
cherry valley forever
Sweet Seals For You, Always
Lint Roller? I Barely Know Her
Not today Justin
art blog(derogatory)
seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands

seen from Russia
seen from Brazil
seen from Argentina

seen from Senegal

seen from Brazil
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@beniittiniz
“Yusuf gittiğinden beri tek kelime yazamadım. Kör bir kuyu bulsam, belime kadar sarksam içine. ‘Yusuuf!’ diye bağırsam. ‘Yusuuuf!’”
— Aykut Ertuğrul, Mümkün Öykülerin En İyisi
henüz yirmili yaşlarımın başındayken geçmişten; çok geçmişten olmasa bile geçip giden bir şeyden bahsetmek boğazıma taşları dizmekten başka bir işe yaramıyor. dut ağacıymış, yaralanan adammış, korkulu rüyalarmış. dolu hissediyorum. anılara, çocukluğuma. kendime.
“ıstıraba hatıra denir mi?”
“şimdi bir koca geçmişin kıyısında her şeyin sükûta ve olmamışa devrildiği yerde ne eskilerin şevk ve neşesinde, ne kabul ve tesellisinde öyle hiçbir şeysiz ve hatta anasız babasız ot gibi bitmiş, bittiği gibi bitmiş, dikeni kendi elinde, şifası yanlış kurutulmaktan uçmuş, sadeliğe gömülme mecburiyetinde, coşamama, koşacak yer bulamama illetinde miskin, dünyanın şu devrinde, ülkenin şurasında, sözler sözlerin yolunu tıkarken, ama kafada bir türlü kıvılcımlanmayan bir tıkızlık ve çatlamayan bir yürek, yanmayan bir beyin, delirmeyen bir gönülle geçmişi kendime güldürmeye gelmiş gibiyim. ziyan olmayı hak ettim, ama onu da olamıyor gibiyim. anladım ki, hayret sadece anlamadığıma. bazısı boşuna “rabbim hayretimi artır,” demiyor, rabbim anlamayışımızı artır, artır, hatta taşır, bu işler ve öbürleri çünkü anlayarak olmuyor, anlamayarak da olmuyor. hiçbir şey hiçbir türlü olmuyor. başka türlü olmuyor. sır sırrına kapanıyor, arayan aradığıyla kalıyor.”
kendime ağıt.
masa lambasını açtım, kitapları masaya koydum, kalemleri düzdüm, en sevdiğim yeşildi. duvarın köşesinde bir dua asılıydı. amin dedim. yatağa yattım sonra. üstümde bana bol gelen boğazlı kazak. ben bu boğazlı kazakların içinde hiç nefes alamadım. annem yan odada öylece uyurken gidip karanlıkta onu izledim. yanağımdan yaşlar süzüldü üç kere sildim sıcaklığı geçmedi. mutfağa gittim kapıyı kapatıp pencereyi açtım. yedinci kattan hızla geçip giden arabalara baktım. atlamak istedim. annem çok üzülürdü yapamadım. benim babam öldü ben cenazesine gidemedim. salıncakta sallandım gözyaşlarım yere hiç düşmedi. radyolar bir şehri unutmamayı öğretir ben hiç hatırlayamadım. mektupları okudum, fotoğraflara baktım, annemin gözlerinde çocukluğumu aradım. gözkapaklarım soyuldu pencerelerim kırıldı ben ağzımı açıp gel diyemedim. ağlayarak uyandığım her gece annemi aradım. annemin ağzı yara olmuş bana hiç söyleyememiş. ben kimsenin çiçeği olamadım. dikenleri kendine batan bir gül oldum baykuşunu unutmuş. musluk açıkken bir şeyler anlatıldı suyun sızladığını düşünüp öylece ağladım. dayım elime silah verdi rahatla diye ben kafama sıkacaktım kalbim artık sussun diye. dayımın dizine sarıldım nolur beni artık öldür diye. bu kitabı okudun mu denildi şu su senin mi denildi ellerin niye böyle küçük denildi, biz eski aslı'yı çok özledik denildi ben kulaklarıma delikler açmak istedim kalbimdeki gibi. kimsesizliği yeni öğrenmiyordum ben, ya da yalnızlığı, yalnız olmayı, yalnız kalmayı, sadece içimdeki çocuğun yanağına tokat atıldı. kapı kapandı, ekmek parasıyla sigara alınması beklendi, o hiç uykusunda izlenmedi, onu uyurken kimse öpmedi. salavat getirip peygamber sıkıntısıyla uyuduğum gecelerde kirpiklerini düşündüm acaba onlar da benim gibi yorgun mudur diye. düz yolda giderken düştüğünü sanıp dizlerimi açtım kanamış mı diye. karnıma kramplar girdi yorgan üstüne kısa geldiyse diye. kırmızı ışıkta beklerken düşündüm aklına ben geldim mi diye. annemden sakladığım gözyaşlarımda seni düşündüm yüzünü nasıl yıkayabiliyorsun diye. soğanları küp küp doğrayıp soğuk suda yüzümü yıkadım sen orda ceketinin düğmesini ilikleyebil diye.
ama nasıl.
beni kendi evimde evsiz hissettirdin.
sen şerefsiz miydin ben hiç bilemedim. sen bir gece vakti bana açık mezar aratan değil miydin.
annem beni üzgün doğurmuş.
dayanamayacak kadar çok üzülmüşüm, fark edemedim.
eğer arkadaşının birisi ölürse, annesi, babası ölürse kardeşi ölürse, komşusu ölürse ve bakkalı ölürse, öğretmeni ölürse, sevgilisi ölürse hatta kedisi köpeği ölürse, birileri ölürse arkadaşının, çünkü o onları eğer seviyorsa, bitkisi ölürse, balığı, muhabbet kuşu ölürse, atı ölürse ve dedesi ve fili de ölürse, arkadaşının teyzesi ölürse, halası, dayısı, amcası, kuzeni yeğeni ölürse, birileri mutlaka ölürse arkadaşının, belki sevmiyorsa da öyle ölürse, arkadaşının uzaktan bir tanıdığı ölürse, arkadaşının çocuğu ölürse, çünkü çocuklar da ölebilir bunda bir şey yoksa, yakından bir tanıdığı eğer arkadaşının ölürse, o zaman birisi ölmüşse arkadaşının yanına gidip dersen ki: arkadaşım, senin bir şeyin öldü. bu yüzden başın sağ olsun, seni oldukça sever ve taziyelerimi iletmek isterim, iyi olmanı dilerim, her şey geçer, mekanı cennet olsun, toprağı bol olsun, allah günahlarını affetsin, sen canını sıkma, üzülmeni anlıyorum, doğrusu, ne kadar iyi birisi idi o ölen, çok severdim onu, hiç unutmayacağız, hep hatırlayacağız, mezarına da bile gideriz, nasılsın, dersek ve sıkı sıkı sarılabilirsek.
arkadaşımızın ama kendisi ölürse kimseye gidemiyormuşuz. durup durup. bir ağaca mı belki, sarılmaya. koşmak isteği. saatte çok kilometre hızla.
salak!
salak!
şimdi kime başın sağolsun diyeceğim. ciddi soruyorum lan. başın sağolsun tam olarak ne demek ve işlevi nedir. yeni transferleri duydunuz mu teyzecim. ilk kez arkadaşım ölüyor çok heyecanlıyım. elime yüzüme bulaştırıyorum her şeyi. gidip gidip bir ağaca sarılsam, insan olsa canı acır.
eğer arkadaşının birisi ölürse.
eğer arkadaşının birisi ölürse.
seninle aramızdaki mesafeyi ağlayarak kapatırım ben. söz.
artık gözyaşlarımı sadece yastığım hissedebiliyor.
artık babama baktığımda babamı göremiyorum.
güzel şeylerin olma ihtimalini yıktım.
her yerde buruk buruk.
bu evde ağlayabileceğim hiçbir yer yok.
baba, seni üzmek istemezdim ama seni üzmek istiyorum.
“kendini gereksiz hissetmenin ne olduğunu bilirsin.”