The Texas Chainsaw Massacre
Senaryo: Kim Henkel, Tobe Hooper
Oyuncular: Marilyn Burns, Edwin Neal, Allen Danziger
Film 1974, ABD yapımı bir korku-gerilim filmidir. Bağımsız bir filmdir. Türkçeye “İnsan Eti” adıyla çevrilmiştir. Film çekildiği yıllarda önce dağıtım şirketi bulmakta sorun yaşamış, sonra sansür yakasını bırakmamış bir çok ülkede gösterimi yasaklanmış yayınlandığında ise izleyicilerin rahatsız olması üzerine bir çok sinemada gösterimi durdurulmuş. Eleştirmenler çok beğenenler ve kötüleyenler olarak ikiye ayrılmışlar.
Film en “etkileyici” korku filmlerinden biri kabul edilmekteymiş. Filmi izlediğimde aklıma ilk gelen ilk kelime bu olmuştu. Şansım var ki bu filmi sinemada izleyebildim. Bunun için ayrıca mutluyum.
Film oldukça düşük bütçeyle, kısa sürede ve popüler olmayan oyuncularla çekilmiş. Bununla birlikte Tobe Hooper’ın da ilk filmi olarak biliyorum. Filmi güzel kılan öğeler de zaten bunlar galiba. Yönetmenin -iyi yönde- amatör ruhunu hissedebiliyorsunuz. Doğru bir ifade mi bilmiyorum ama sahneler estetik kaygılardan arınmış gerçek, vahşi ve çok doğal. Soğukkanlı, yürüme hızını hiç arttırmayan ama yine de kurbanını yakalayabilen ya da her tarafın kana bulandığı splatter filmlerin aksine çok az şey gösteriyor bize. Onlardan ayrılıyor. Tam olarak öldürme sahnelerini de izleyemiyoruz ama hakikaten korkuyoruz, anlam veremiyoruz, merak ediyoruz. Bunun yanında bir sürü devam filmi de mevcut. Ama izleyenlere bu filme bulduğu tadı veremeyen filmler olduğundan henüz izlemedim onları. Yine de filmdeki bazı karakterlerin gizeminin çözülmesi adına izlenebilir.
Kıvırcık arkadaşın ağzındaki sosis türevi et “ne etidir?” sorusunu insanın aklına getirirken bir de sıcak havada ağzından düşürmüyor o sosisleri...
Filmin açılış sahnesinde Teksas’da mezar soyguncuları ile ilgili bir radyo haberi duyuyoruz. Akabinde başroldeki gençlerle tanışıyoruz. Bir dolmuşa doluşmuş 5 genç arkadaş. Bunlar bir mezarın kontrolü için çıkmışlar yola. Bunların aralarından ikisi kardeş. Taş gibi bir sarışın ve tekerlekli sandalyede oturan şu kıvırcık arkadaştan bahsediyorum. Bunların o civarda aile yadigarı bir evleri var ve oraya uğramaya karar veriyorlar. Yola devam ederken bir otostopçu da katılıyor aralarına. Aslında otostopçu her şeyin habercisi. Gençler otostopçudan nasıl kurtulduklarını bilemiyorlar da bunu kötü bir işaret olarak üstlerine alınmıyorlar, devam ediyorlar yola ve olaylar gelişiyor...
Aslında otostopçu her şeyin habercisi.
Derken aile yadigarı eve ulaşıyorlar ve hemen sıkılan gençler yüzmek için evin yakınlarındaki göle gidip birer birer ölmeye başlıyor. Daha ilk cinayet sahnesinde anlıyorsunuz ki bu film sizi beyninizden vurulmuşa çevirecektir. İlk cinayet sahnesi öyle beklenmedik, öyle vahşi bir sahnedir ki siz de kurban kadar neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Katiller yamyam bir aileden oluşur. Aslında pis işleri aileden sadece biri yapmaktadır. Diğerleri öldürme işine bulaşmazlar. Aralarından bir tanesi de iyi bir aşçıdır(!) Pis işleri yapan hantal aile ferdi de bizim filmi izlemesek de bildiğimiz “Leatherface” dir. Aslında bu Leatherface mezar soyguncusu ve serikatil Ed Gein’den esinlenilmiştir.
...pis işleri aileden sadece biri yapmaktadır.
Bu ailenin evini gördüğünüzde bir kez daha beyninizden vurulursunuz. Çünkü harika bir atmosfer yaratılmıştır. Filmin hakkındaki yorumlar hep “kan görmüyoruz ama sürekli vahşet görürüz” şeklinde. Kullanılan öldürme aleti bir elektrikli testere ve filmin o uzun kovalama sahnelerinde o testerenin sesi, katilin yorulmaz bilmez iz sürüşü, hayatta kalmaya çalışan genç kızımızın ‘başımıza gelse öyle kaybederiz kendimizi’ dedirten çığlıkları resmen bize korku şöleni sunar.
Korku severlerin mutlaka izlemesi gereken bir film olduğunu anlatabilmiş olmayı umuyorum. İzlerken yanınızda “junkfood” olmasını önermem.