2019 ve Minimalizm Çabalarım
2019 yılıma damga vuran bir kavram varsa o da “minimalizm” kavramıdır. 2019 yılında yaşadığım sıkıntılar mı beni sıkıntılarımla alakası olmayan bir şeye kanalize olmaya itti yoksa buna gerçekten ihtiyacım mı vardı ben de bilemiyorum; fakat bu seneki Cemre ile 2018 yılındaki Cemre’nin pek çok konu bakımından aynı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu değişimin sebebi ise 2018 yılının sonlarına doğru tanıştığım “minimalizm” idi. Bu gönderide size “minimalizm” konusunda bir bilgilendirmede bulunmayacağım. Zira onu profesyonelce yapan hesaplar var. Ben bu konuda pek bir şey okumadım, izlemedim. Ayrıca bu birazdan bahsedeceğim üzere bence kişiden kişiye göre değişen bir süreç, sadece motivasyon kaynağı bulmanız lazım. Her neyse,,, Konumuza dönelim. :)
Ben dağınıklıktan nefret eden, tam manasıyla düzen âşığı olan bir insanım. dağınık bir yerde asla çalışamam, rahatlayamam; dağınıklıkta yaşayamam. Hal böyle olunca da sık sık dolaplarımı boşaltır yeniden yerleştiririm. Ne zaman derleme toplama faaliyetine girsem mutlaka “ay bunu bir kere giydim / kullandım; ama aslında pek hoşuma gitmiyor” diye diye iki - üç torbayı doldurur bir kenara ayırırım. Zira indirimde bana bir şeyler olmuştur, beynimi bir kenara bırakmışımdır ve “ay fiyatı çok inmiş” diye gitmiş bir sürü giymeyeceğim şey almışımdır. Bir de birilerine hediye edemeyeceğim hiç kullanmadığım ve kullanmayı da düşünmediğim şeylerim vardır takı, kişisel bakım ürünleri, kremler, makyaj malzemeleri gibi. Örneğin bir ara “el kremi” çılgınlığım vardı, sürekli krem alıyor; ancak bir tanesini kullanıyordum; çünkü ellerimin kuruluğuna bir tek krem iyi geliyordu; ama diğerlerinin de kokusu güzeldi vesaire vesaire. Sonra bir de kitap manyaklığım vardır. Evet, çok okuyan bir insanım, bunu inkâr edemem; fakat şu andan itibaren hiç kitap almasam bana on yıl yetecek kitabım var desem yalan olmaz.
İşte hal böyleyken bir gün bir arkadaşımla konuşurken konu “minimalizm”e geldi. Bu kavramın kelime anlamını bilsem de bir “akım” haline dönüştüğünden haberim yoktu. Arkadaşım bana Instagram’da bir hesaptan bahsetti ve ben de eve dönünce biraz inceledim. Hesabın adı “Türk İşi Minimalizm”di ve hesabın sahibi minimalizme dair bilgilendirici ve motive edici paylaşımlar yapıyordu. Bir de “kahvem termosta” diye bir harekete öncülük ediyordu. Aslında benim için “minimalizm” merakı da bu “#kahvemtermosta” hareketi ile başladı diyebilirim. Minimalizm ile bunun ne alakası var demeyin. Minimalizm ile birlikte sahip olduğunuz şeyleri daha yakından tanımaya başlıyorsunuz ve bu da çevre konusunda ister istemez bir duyarlılığa sürüklüyor insanı bence.
Önce karton bardakta ve pet şişede su almayı bırakarak işe başladım. Pek çok şeyde olduğu gibi termos konusunda da gereksiz harcamalar yapmıştım. Üniversitedeyken termosumu sık sık kullanıyordum aslında; ama bir süre sonra yanımda taşımak zor gelmişti. O dönemde aldığım ve bana hediye edilen üç adet termosum vardı; ancak üçü de fonksiyonel açıdan yetersizdi. O sebeple kendime iyi bir termos alarak işe başladım (Starbucks’tan indirimden bir termos aldım ve çok memnun kaldım. Biraz sızdırabiliyor; ama kahveyi uzun süre sıcak ve soğuk tutuyor). Ardından bir de suluk aldım. Yazın da soğuk içecekler için pipetli bir termos edindim. Başta yanımda bunları taşımak zor geldi; çünkü ikisi birlikte bazı çantalarıma sığmıyordu; ancak bunun da bir çözümü vardı: bez çanta! Bu vesileyle yanımda bez çanta taşımaya başladım ve bu da beni poşet alımından kurtardı. Yine de zaman zaman evden çıkarken yanıma almadığım oluyordu; ama kendimi zorladım. Örneğin yanımda termosum yoksa kahve almadım. 😅 Bir süre sonra yanımda termosumu ve suluğumu taşımak bir alışkanlık haline geldi. Bir yıldır hiç karton / plastik bardakta sunulan bir şey almadım. Pet şişe konusunda hâlâ zorluk yaşıyorum; çünkü gün içinde suluğuma doldurduğum su bitince ister istemez su almak zorunda kalıyorum. Bunun için de bahsettiğim hesap bir kampanya başlatmıştı; ama sanırım henüz olumlu bir sonuç alınamadı.
İşin minimalizm boyutuna dönersem 2019 başında bir mottoya sadık kalmaya çalışacağıma söz vermiştim. O da “live simply” idi. İşe pek çok kişi gibi gardrobumdan başladım. Öncelikle tenimi rahatsız eden kıyafetleri, çok büyük kıyafetleri, “zayıflayınca giyerim” deyip hiç giymediğim kıyafetleri, ucuz diye aldığım; ancak içime sinmeyen kıyafetleri, renk ve model açısından kombinlemesi zor olan kıyafetleri bir kenara ayırdım ve ihtiyacı olanlara ulaştırmaya çalıştım. Bir süre geçtikten sonra yeniden bir elemeye gittim. “Ben bunu son iki yılda kaç kere giyindim” diye sordum kendime. Bazılarını hiç giymemiştim ya da en fazla iki kere giyinmiştim. Bu sefer de onları eledim.
Peki bu süreçte hiç yeni şeyler almadım mı? İtiraf edeyim, aldım; fakat bu sefer pek çok renkle ve parçayla kombinleyebileceğim şeylere yöneldim. Ayrıca etiket okumayı öğrendim. Pamuklu şeyleri tercih etmeye, polyester, akrilik gibi sentetik kumaşlardan uzak durmaya başladım.
Peki hiç bilinçsizce alışveriş yapmadım mı? Maalesef yaptım. bu süreçte de gereksiz olduğunu hissetmeme rağmen aldığım şeyler oldu; ama eskiye nazaran bunların çok az olduğunu söyleyebilirim. En geç bir aya taşınacağım ve bu taşınma esnasında bir eleme daha yapacağım. Bunun son olmasını ümit ediyorum.
Peki bu gerçekten beni mutlu etti mi? Bu beni gerçekten mutlu etti. Zira artık içime sinmeyen, sadece kalabalık eden şeyleri gördükçe sinirlerim bozuluyordu; dolabım dolup taşıyordu. Bir de belki komik gelecek; ancak giymediklerim, giymek istemediklerim beni strese sokuyordu. “O para verip kadar almışım, giyineyim bari” deyip içime sinmeyen şeyleri giyiyor, sevdiğim şeylere fırsat bulamıyordum -ne salakça-. 😅 Şimdi aşağı yukarı her şeyimi severek giyiniyorum. Ayrıca bazı şeyleri “daha özel günler” için saklıyordum ve özel gün gelmiyor, o kıyafet hiç giyilmiyordu. Artık onları da “özel günü” beklemeden giyiniyorum ve bu beni mutlu ediyor.
Kıyafetlerimden sonra sıra takılarıma, ayakkabı ve çantalarıma geldi. Özellikle takı konusunda öyle bir noktaya gelmiştim ki artık neyim var neyim yok hiçbir fikrim yoktu. Hepsini elden geçirdim. Neyim var neyim yok gördüm. Kıyafetlerimdeki değişim takılarıma da yaradı; çünkü daha sade şeyler kullanmam takılarımı daha sık ve farklı şekillerde kullanmamı sağladı. Ayakkabılarda ne kadar güzel görünürse görünsün rahatsız bütün ayakkabılarımla vedalaştım. Kombini zor, küçük çantalarımı da hediye ettim.
Kişisel bakım ürünü konusunda da benzer bir elemeye gittim. Bu sonbaharda bir cilt tedavisine başladım, ilaç kullanıyorum. O sebeple kullandığım ürünler belli. Bu ürünler haricindekilerle vedalaştım. Ayrıca etiket okuma bilincim burada da kendisini gösterdi. Artık kimyasalı bol şeyler almamaya, daha doğal ve vegan ürünler almaya dikkat ediyorum (bu noktada Alterra ve Yves Roche ürünlerinden çok memnum olduğumu söyleyebilirim). Ardında makyaj malzemelerine sıra geldi. Ben aşırı makyaj yapan bir insan değilim; ama niyeyse gidip sürü malzeme almışım. Bunların bir kısmını ne yazık ki atmak zorunda kaldım. Daha sonra ojelerime el attım. “Ay rengi çok orijinaaal” diye gidip kullanmadığım ve aslında pek de hoşuma gitmeyen bir sürü oje almışım. Ev hâlâ bir oje cenneti; ancak büyük ölçüde kullandığım renkler kaldı. Uzun bir zamandır da oje almıyorum, mutluyum.
Gelelim kitap konusuna. Beni takip eden kitaba düşkünlüğümü de az çok bilir diye tahmin ediyorum. Minimalizmde beni en zorlayan şey belki de kitaplarımdı. Zira kütüphanemde hiç yer kalmamıştı. Ben ise aldıkça alıyordum. Hiçbir ayrım yapmıyordum. Böyle olunca da okuduğum şeylerin bir kısmından keyif almıyor “ben bunu niye almışım” diyor, okurken kaybettiğim zamana hayırflanıyordum. En son yana yakıla aradığım bir kitaba bir Tumblr gönderimde rastladım. Kitabı iki yıl önce almışım, aldığım kitapları bir gönderiyle paylaşmışım. Aradığım kitabı o gönderide görünce şok oldum desem yalan olmaz. Ayrıca kitap fuarında dolanırken “ya bu kitap bende var mıydı” sorusunu da sık sık kendime sorunca buna bir dur demenin vaktinin geldiğini anladım. Önce tekrar okumayı düşünmediğim kitapları bir kenara ayırıp hediye ettim. Bu benim için zordu; çünkü ciddi ciddi kitaplarıma bağlanmıştım. Bununla birlikte, hediye ettiğim kitaplarımı aramıyorum. “Keşke vermeseydim” dediğim bir kitap olmadı. Aksine kütüphanemde boşluk açılması beni mutlu etti. Bu fasıldan sonra kütüphanemde ve Kindle’ımda olan kitapları Goodreads’e ekledim. Böylece hangi kitaba sahibim hangisine değilim anlama imkânı elde ettim. Ardından kendime çoook ilgimi çekmediği takdirde bir kitabı almayacağıma dair söz verdim. Önce Goodreads puanına bakacak, ardından hakkında yazılmış yorumları okuyacak, ona göre satın alacaktım. Sözümü büyük ölçüde tutuyorum. Neredeyse bir buçuk aydır kitap almadım. Tabii buna akademik zorunluluklarla aldığım kitaplar dâhil değil. Onlar benim için bir keyif değili, mecburiyet. Onları minimalizmin dışında tutuyorum. Ayrıca okuyup bitirdiğim; fakat bir daha okumak istemediğim kitapları bir rafta topluyorum. Bir süre sonra onları da hediye edeceğim. Yukarıda da bahsettim, bir aya kadar taşınacağım ve evin her köşesinden kitap çıksın istemiyorum.
Peki minimalizm sadece “sahip olduklarım” konusunda mı etkili oldu? Buna rahatça hayır diyebilirim. Yukarıda da sıklıkla dile getirdiğim gibi bir aya -inşallah- taşınacağım. Daha büyük bir eve yerleşeceğim. Öncelikle ev konusunda “minimalist” olmadım, kimseye de olmasını önermem. Zira iki yıl küçük bir evde yaşadım. Hep “kutu gibi şirin bir evim” olsun isterdim; ama pişman oldum. İnsan küçücük evde daralıyor, bunalıyor. O sebeple küçük ev kesinlikle önermem! 😅 Buna mukabil, ev eşyası konusunda çok daha bilinçli davrandığımı düşünüyorum. Evin eksiklerini giderme sürecinde ihtiyacım olmayan bir şey almamaya gayret ediyorum. Örneğin ben çok misafir ağırlayan bir insan değilim. Bu sebeple de salonun yarısını bir yemek masası takımı (ve bir de büfe) ile doldurmadım, misafir için tabak çanak, çatal bıçak takımı almadım. Benzer şekilde mutfak eşyalarımda sadece kullanacağım, ihtiyacım olan ürünler aldım. Hiç süs püs almadım mı? Elbette aldım. Bu açıdan minimalizmi “deldim”; çünkü boş duvardan nefret ederim, bibloya vesaireye bayılırım; fakat yukarıda da demiştim, bu minimalizm süreci tamamen kişinin kendisiyle alakalı olan bir şey.
Evin yanı sıra minimalizmin “sosyal hayatım”da da etkilerini gösterdiğini söyleyebilirim. Örneğin bu sezona kadar “Devlet Tiyatrosu’nda oynanan tüm oyunları izlemeliyim” mantalitesinde bir insandım; ancak son yıllarda oyunlar o kadaaaar kötü ki neredeyse her oyundan “keşke gelmeseydim” hissiyatı ile ayrılıyorum. O sebeple bu sene metin yazarına ve oyun kadrosuna güvendiğim oyunları tercih ettim. Çok da iyi ettim. Hem maddi açıdan tasarruf ettim hem de her seferinde iki - iki buçuk saatimi boşa harcamamış oldum. Tiyatrodan arta kalan zamanı operaya, baleye, sinemaya ayırdım ve kesinlikle pişman değilim.
Minimalizmi akademik hayatımda bile hissetmeye başladım. Belki de artık doktora seviyesine gelmemin etkisi olmuştur, bilmiyorum; ama artık bir şeyler yazarken “şu kaynağı da kullanayım, buna da atıf yapayım” demeden “bu kaynak yeni bir şey söylüyor mu, yazıma ciddi bir katkısı olacak mı” diye daha sık sorguluyorum. Ayrıca uzun yazmanın değil, az cümleyle çok ve anlaşılır şeyler ifade etmenin önemini daha iyi kavradığımı hissediyorum. Tabii aşamalar ilerledikçe olgunluk da artıyor; fakat minimalizm de daima aklımın bir köşesinde beni uyarıyor. :)
Bir destan yazmışım. İçimi dökmek istedim. Belki bir okuyan olur ve bu yazı onu motive eder diye düşündüm; çünkü beni de bir Instagram hesabı minimalizm ile tanıştırmıştı. Hâlâ “ben tam bir minimalistim” diyemiyorum. Hâlâ gereksiz harcamalar yapıyorum; ancak bunları azalttığımı biliyorum. Kalitesi düşük on tane şey alacağıma kaliteli tek bir şey almaya çalışıyorum. Kendimi eşyalar yüzünden strese sokmuyorum. Elimdekilerin değerini anlamaya başladığımı hissediyorum. Bir ya da iki ay önce Netflix’te “Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel” isimli bir belgesel izlemiştim. Onun sonunda -yanlış hatırlamıyorsam- şöyle bir ifade geçiyordu: “insanları sev, eşyaları kullan”. Bu benim için gerçekten etkileyici oldu; çünkü alıp alıp “sonra kullanırım” dediğim çok şey vardı ve anladım ki onları kullanmadığım müddetçe hiçbir işe yaramıyorlar ve belli bir süre sonra kullanılmalarının hiçbir anlamı kalmıyor; çünkü ona ihtiyacım -ve onu kullanmaya hevesim- kalmayabiliyor. Bu sene “less is more” mottosunu hayatımda daha iyi uygulamaya çalışacağıma dair kendime söz veriyorum. Size de öneririm. Gidip ihtiyacınız olmayan bir sürü şey alacağınıza ihtiyacınız olan şeyleri daha iyi kalitelisinden alın, aldığınız şeyleri kullanın. Bunu yaparken çevreye karşı da duyarlı olmaya dikkat edin.
Beni de bu destan için affedin. 😅
Şimdiden herkese iyi seneler! 🌟