nasipse adayız filmi netflix’teki tek kaliteli türk filmi olabilir. yazan, yöneten ve başrolde oynayan ercan kesal. şimdi yuutuba da yüklemişler ama her an silinebilir tabi. hâlâ duruyorsa hiç durmayın.
h
🩵 avery cochrane 🩵
cherry valley forever
ojovivo

ellievsbear
we're not kids anymore.
𓃗

PR's Tumblrdome
Xuebing Du
wallacepolsom

❣ Chile in a Photography ❣
d e v o n
macklin celebrini has autism
todays bird
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

No title available
sheepfilms
occasionally subtle

No title available
Monterey Bay Aquarium
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Estonia
seen from Bangladesh
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from China

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Spain
seen from Canada
seen from United States

seen from Canada

seen from Singapore

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Singapore
seen from Canada

seen from United States
@depogibibisey
nasipse adayız filmi netflix’teki tek kaliteli türk filmi olabilir. yazan, yöneten ve başrolde oynayan ercan kesal. şimdi yuutuba da yüklemişler ama her an silinebilir tabi. hâlâ duruyorsa hiç durmayın.
feride’nin hocası duel filmini izlemelerini istemiş. yemek yerken açtık. planım yemek bitince bilgisayarımın başına geçmekti ama filim feci sardı. filim güzel gerilim yapıyor ve güzel merak uyandırıyor. neden güzel diyorum, çünkü biçok filim, dizi, yarışma da bende gerilim ya da merak uyandırmayı başarıyor ama bu genelde keyif veren bir merak olmuyor. ben annem yanımda gelin kaynana seyrederken de kimin kaç puan verdiğini merak edecek kadar salağım. her neyse.. filmin 1971 yapımı olan versiyonunu türkçe dublajla seyrettim. size de 1971 yapımını ve altyazısız olarak seyretmenizi tavsiye ederim. bela ismi ile yuutuba yüklemişler. yuutubdan silinirse bile internetten kolayca bulunabilir olacaktır diye düşünüyorum.
bayram tatilini fırsat bilip sekmelerde bekletip durduğum cebirin tarihi serisini seyrediyim dedim. benim bu tarayıcı sekmelerim abartısız 50 tane falan oluyor. sadece sekmelerle kalsa iyi. masaüstü dolu, belgeler klasörü dolu, telefonumdaki sekmeler ayrı dolu, belgeler ayrı dolu, mail kutum dolu, trello dolu, vatsapa yazdığım hatırlatmalar dolu, keep hatırlatmaları dolu, daha aklıma gelmeyen bir sürü yer dolu. haliyle beyim de aşırı dolu ve kaldırmıyor bunca şeyi.
insanlar ilgi duydukları alanlardaki içeriklere nasıl kayıtsız kalabiliyorlar hayret ediyorum. şimdi bir kere daha kendimi bu konuda toparlamaya çalışıyorum. buna yönlendiren asıl şey geçenlerde murat’ın getirip verdiği jules payot’un “irade terbiyesi” kitabı oldu. gerçi kitabı da sürüncemeye soktum, hâlâ bitiremedim ama.. neyse bu adam işte tek şeye odaklanın, hepsini bi arada götürmeye çalışmayın, bikaç yıl birine bikaç yıl birine odaklanın diyor. mantıklı tabii ama yapamıyorum. ilk başta bi vatsap gruplarından falan çıktım, bildirim gelmesin diye instagram hesabından çıkış yaptım vesaire. sözde ilgimin dağılmasını engellemeye çalışıyordum, sonra saldım hemen. şimdi işte bu cebirin tarihi vidyolarının ikincisini seyrederken yarısında napıyom lan ben dedim. gene dağılmışım. en iyisi ilk bir buçuk bölümden aklımda kalan birkaç şeyi bloga yazıp devamını seyretmeyim dedim.
asıl hedefim önümüzdeki birkaç yılı yazılım ve ingilizceye hasretmek. biraz ümitsiz söylüyorum ama bakalım becerebilecek miyim? ümitsiz söylememe rağmen bu sorunun peşinden gitmek zorundayım. ekonomik durumu düzeltmek için başka bir çıkış yolu görünmüyor çünkü. gelelim vidyolardan aklımda kalanlara: ilk vidyoyu seyredeli biraz oldu. en çok aklımda kalan şey eski mısırlıların altmışlık sayı sistemini kullanıyor olmaları. rhind papirüsü’ndeki, öklid’in elemanlar kitabındaki, diofant’ın aritmetica kitabındaki soruları ve yaptıkları çözümleri gösteriyor ilk bölümde. cebir bulunana kadar yunanlılar, mısırlılar falan neler çekmişler hesap yapmak için. cebir gerçekten muhteşem bi şey. soyutlamayı artırdığı için matematiğin gelişimini fecî hızlandırıyor. tabi cebir de bi anda bizim bildiğimiz cebir olarak ortaya çıkmıyor.
ikinci bölümde de cebirin ilk ortaya çıktığı islam medeniyetinden bahsediyor ve harezmî’nin al-kitab al-mukhtasar fi hisab al-jabr wa'l-muqabala eserindeki soru ve çözümlerden örnekler gösteriyor. tamam sayıları uzunluk olarak algılama bir nebze aşılmış ama cebir henüz negatif sayılarla düşünme imkanını sunmamış. irrasyonel sayılar ise karesi 8 olan sayı falan şeklinde hesapların içinde var anladığım kadarıyla. en ilginç kısımlardan birisi de harezmî’nin ve islam coğrafyası matematikçilerinin oldukça sözel şekilde matematik yapmaları. nasıl olduğunu ikinci bölüme göz atarak görebilirsiniz.
ben kelimeleri biraz sevdiğim için onlarla ilgili kısımlar aklımda kaldı. harezmî’nin kitabının isminde geçen cebir kelimesi denklemin bir tarafında çıkarma varsa iki tarafa da çıkarılan değer kadar ekleyerek çıkarmayı(negatif terim yok henüz) yok etmek, mukabele ise denklemin iki tarafındaki değerlerden küçük olan kadarı her iki taraftan çıkarıp bir taraftaki değeri yok etmekmiş. cebir ve mukabele kelimelerinin konuşma dilindeki anlamlarıyla buradaki anlamları arasında ilişki kurmaya çalışmak epey zevkli :) bir de “algoritma” sözcüğünün kökeninin "el-harezmî” olduğunu biliriz fakat bu vidyoda gördüm ki harezmî’nin denklem çözümü için izlediği yöntem “algoritma” kelimesine isminin verilmesine neden olmuş. mesela bugünkü notasyonla x^2+10x=39 denkleminin çözümünü şöyle yapıyor:
bir de sscb’nin harezmî pulu basmış olması ilgimi çekti:
her neyse bundan sonra öyle her şey ilgimi çekmeyecek :P
iktisatçı olmayan herkesin seyretmesi gereken bir belgesel. türkiye’de neler olup bittiğini anlamak açısından oldukça temel bilgileri içeriyo. “darbeler neden yapıldı? akademisyenlerle iktidarların alıp veremediği nedir?” ve sair bir sürü sorunun cevabını küresel çapta yaşanan ekonomik gelişmelerle olan ilişkilerini göstererek veriyo. şimdi pek yazasım yok galiba ama ülkemizde olan biten bütün siyasî ve ekonomik gelişmeleri çok daha sağlıklı anlamak isteyen her sıradan vatandaşın seyretmesini aşırı tavsiye ettiğim bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
bilgem çakır, scratch’te oyun yapmaya başladığım ve başında gündoğumuna kadar durabildiğimi fark edince oyun yapmayı meslek edinebilir miyim düşüncesiyle giriştiğim yazılım macerasının başlarında tanıştığım bi isim. adam tek kelimeyle: kral. ne kadar kral olduğunu şöyle anlatıyım: insanda fourier öğrenme isteği uyandırabilecek kadar. üç saatlik vidyosunu seyredip daha yok mu dedirtecek kadar.
çocukluğunda demetevler’de commodore 64 ile yazılıma merakı başlayan reyisin bugüne kadar neler neler yaptığını araştırıp bulabilir, bi kısmını bu vidyodan da öğrenebilirsiniz. ben onu youtube kanalı Yalın Kod ile tanımıştım ama bugünlerde vidyo yüklemiyor. kendisine yine gözüm yollarda neredesin, gündüzüm gece oldu ne haldeyim aaaaah diyerek bu hasreti bi nebze gideren, bu vidyoyu çekip kanallarına yükleyen genşlere çok teşekkür ediyorum.
aylardır internetimizde sıkıntı var. türknet’e arıza kayıtları bırakıyom, yaptık diyolar gene olmuyo. birkaç modem denedim olmadı. evin farklı odalarında her bir modemi denedim olmadı. tabi bu her bir oda-modem ikilisini bir gün falan deniyorum. çünkü öncesinde apartmandaki akrabalarımdan aldığım hız testi sonuçları kafamı karıştırdı. sonuçları bizimkiyle aynı olan dayıoğlum bi problem yaşamadıklarını söylüyodu. o yüzden direkt kullanarak denemem gerekti. bu arada deneme için eycofa girmem de saatlerime mâl oluyodu tabi :)
apartmandaki regletten eve gelen iki hat var. en son reglete gelen hattı söküp ikinci hatta alarak yeniden farklı modemleri denedikten sonra başka internet servis sağlayıcıya geçmeye karar verdim. aslında bunu süreç içerisinde hep düşündüm ve uygun tarife araştırdım durdum. hangi firmanın hangi hizmeti bizim eve geliyo, hangisi kaç para falan filan bi ton sıkıcı saat geçirdim. sonunda türknet’in vdsl hizmetine geçersem sorunum çözülebilir ümidi ile vdsl modem almaya karar verdim. hangi modemi alacam, nerden kaça alabilirim, hangisinde hangi özellik var araştırmasıyla geçen bi ton sıkıcı saat daha..
bu süreçte bilgisayarım da bozuldu ve onun tamiriydi, olmadı ikinci el laptop arayışıydı derken çok daha uzun sıkıcı saatler geçirdim. bir e-ticaret sitesi projesi ile uğraşıyordum. projenin yarıda kalması moralimi çok bozdu. bi de özellikle sekmelerimin kaybolmuş olması tam anlamıyla yıkımdı benim için. madem proje de yalan oldu bari köye gidiyim kafa dinleyim biraz dedim. dükkanı yanmış bi adamın hisleriyle köyde biraz kendime gelip geri döndüm. yukarıdaki sürecin bi kısmı köyden önce bi kısmı sonra yaşandı.
çok fazla gereksiz şey yazıyo yukarda. ama boşa harcanmış onca zaman o kadar canımı sıkıyo ki epey dolmuşum. sonuca geçip resimle yazının ilişkisini kuruyum:
evvelsi gece eleye eleye üç adete düşürdüğüm vdsl modem adaylarımı bi internet servis sağlayıcıda çalışan arkadaşım muhammed’e (nâm-ı diğer bakkal) gönderip hangisini alıyım diye sorduğumda öncesinde yukarıda gördüğünüz uygulamadan etraftaki modemlerin yayın yaptıkları kanallara bakarak en tenha kanalı tespit edip modemin arayüzünden kanalı değiştirmemi tavsiye etti. ve tahmin edersiniz ki bu işe yaradı. yoksa bu yazı yazılmamış olacaktı zaten. ben 13. kanalı tercih edip sonuç almıştım. sonrasında internete biraz bakınca 1, 6 veya 11.kanalları tavsiye ettiklerini gördüm. bir de bi blogda bant genişliğini 20 MHz, gücü de işinizi gören en düşük değere ayarlayın demişlerdi. ben şu an modem arayüzünde kablosuz ayarlarından 11. kanal, 20 MHz ve 18 dBm değerlerini seçerek güzel sonuç alıyorum. iyi de benim kaybolan saatlerimi kim geri verecek?
küçük istavritin öyküsü
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye önce müthiş bir acı duydu dudağında gümbür gümbür oldu yüreği, sonra hızla çekildi yukarıya...
Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü neye benzerdi acep gökyüzü. Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu.
"Dudağı yarıklar" denir, şanslıdır onlar, hani görüp de gökyüzünü, insanı, oltadan son anda kurtulanlar.
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu küçük istavrit anladı; yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden, bir kedi yalanarak baktı gözünün içine yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu.
İşte tam o anda eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarına bir öpücük kondurdum başına, iki damla göz yaşından ibaret sade bir törenle, saldım denizin sularına.
Bir an öylece bakakaldı Sonra sevinçle dibe daldı. Gitti tüm kederimi söküp atarak, teşekkürü de ihmal etmemişti. Bir kaç değerli pulunu Elime, avuçlarıma bırakarak.
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu, niye? "Bir gün dedim, bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye..."
Serdar Sıralar
başarılı olmak pek itibar etmediğim, hatta hor gördüğüm bi şey. fakat bi şeyi başarmak değil bahsettiğim. günümüzde çokça yüceltilen, üzerine tonlarca kitap yazılan, konuşmalar düzenlenen, aslında global sistemin hizmetkarlığında daha üst mevkiler edinmek anlamına gelen başarı.
bu nedenle bu vidyonun başlığı benim için irrite edici. fakat aslında içerik öğrenmeyi başarmak ile ilgili. öğrenmenin beynimizde nasıl gerçekleştiği ile ilgili biyoloji bilmeyenlerin anlayacağı düzeyde bir açıklama yapılmış olması itibariyle benim ilgimi çekti. ama başlık kesinlikle değişmeli. öğrenmeyi başarmak, beyin nasıl öğreniyor filan gibi bi şey olmalı.
Hayatımda hiç Yaşar Kemal okumadım. Bu vidyoda “İlk yazdığım hikayelerden Pis Hikaye hâlâ en iyi eserlerimden biridir.” dedi kendisi. Tez vakitte Pis Hikaye ile başlamak nasip olur inş.
türkçe’de “mandalinalar” ya da “mandalina bahçesi” diye yayınlanan tangerines filmini türkçe dublajlı seyrettim. arkadaşım muhammed’in tavsiyesi üzerine seyretmiştim. beni hümanist bildiği için olsa gerek mutlaka seyretmelisin, tam sana göre falan demişti. filmi izlemiş olmakla ilgili beni teselli eden şey “en azından çeçenlerle gürcüler arasında geçen savaştan haberdar olmuş oldum” düşüncesi. filim savaşın anlamsızlığını beni pek tatmin etmeyen bir biçimde basitçe anlatan bi filim. belki ben ayrıntıları güzel okuyamadım bilmiyom ama bana pek yavan, basit geldi. ergenlik çağlarında bir çocuğum olsa onunla beraber seyretmek için anlatım tarzı ve verdiği mesaj açısından ideal bir film olabilirdi.
bu vidyonun ilk on dakikasını izleyince ahmet’e linkini atıp “on dakka izledim” “aydınlandım” diye yazmıştım. vidyoyu bitirince tekrar mesaj attım: “hepsini izledim” “deliriyom”
naendertal academy kanalı matematiğe tam benim kafa yapıma uygun yaklaşan ama temelimin sağlam olmamasından dolayı genellikle anlamakta zorlandığım bi kanal. sanki matematiğin tam özünü anlıyomuşsun hissi veriyo. imlası ve seslendirmesi için başka birilerinden yardım alırsa vidyolar daha da güzel olacak. yine vidyoda anlatılanlara tamamen hakim olduğumu söyleyemesem de vidyo, bu sayılar olayını bugüne kadar ne kadar yanlış anladığımı gösterdi bana. ve tabii sayı doğruları, düzlemler, boyutlar ve bunlar arası geçişler ile bizim hayatımızı sürdüğümüz üç boyutun dışında boyutlar olması ihtimalinin ne kadar büyük olduğunu fark etmek, pi ve e sayılarının sandığımdan ne kadar daha özel sayılar olduğunu anlamak feci heyecan vericiydi. “logaritmik spiral” ile evrenin işleyişi arasındaki akıl almaz bağın sadece varlığından haberdar olmak bile “delirtici” bi şeydi benim için.
murat şen, bilenin çok az olduğu zamanlardan beri takip ettiğim biri. 11 (yazıyla: on bir) senede tiksinerek bitirdiğim elektronik mühendisliğini acaba sevebilir miyim diye düşünmeme bile sebep olmuştu. beğendiğim bütün vidyolarını buraya depolamaya kalksam kanalı olduğu gibi kopyalamam gerekir ama en son vidyosu Çernobil’in Sırrı’nı seyredince burada yer alsın istedim. peki bunu neden istedim? şimdi yeni yeni bi şeyi fark ediyom. bu depo gibi bilogu yapma motivasyonlarımın içinde bir gün geri dönüp günlerimi nelerle geçirmişim diye bakmak isteği büyük yer kaplıyo. belki de içimde “bi şey yapmadan günlerini geçiriyosun” diye günün her anı beni rahatsız eden o sese bi cevap verme isteği bu. bi yandan mükemmelliyetçilik yüzünden hiçbi şey yapamıyor olmamın da önüne geçebilir diye böyle hiç düşünmeden etmeden bi şey yapmak istiyom. eller ne derse desinler o dillerini yesinler hesabı.
Dunyanin en otantik içerik platformu FluTV şahane bir youtube kanalıdır. Risk seven kanalımız İstanbul Film Akademi kanalından doğmuştur. Patreon'dan Destek ...
İlker Canikligil, İstanbul Film Akademisi’nin youtube kanalında başladığı yuutubırlık işini sevdi galiba. Kendine bi kanal açtı Flu TV diye. Sonra filaş transfer olarak meşhur bıyıklı tivitır tarihçisi Emrah Safa Gürkan’ı da kanalına getirdi. Ben kanalın diğer vidyolarına da bakıyorum ama galiba en çok onunla yaptığı seriyi seviyorum:
https://www.youtube.com/playlist?list=PLWXQ0iArMOp9uTJi-e43AFHRby8utPBQp Aslında Harvard’lı Ali’nin maceraları da güzel ama ilginizi çekerse onu kendiniz bulun kanaldan. Bi de ilk cümlede bahsettiğim İFA’nın youtube kanalında Yalın Alpay ile Safsata Savar diye güzel bi seri vardı ama akamete uğradı galiba. Onun oynatma listesi de şurda dursun: https://www.youtube.com/playlist?list=PL4sLdg6opbB6hikq23BOXk3Ys_KdPd0T6 Ayriyeten safsata kavramına ilgi duyanlar için şu sayfada güzelce bi tablo yapmışlar: https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvU2Fmc2F0YQ
IL POSTINO
epeydir niye yoktum, çünkü istanbul’a gittik ve bi altı ay kadar orda yaşadık. yazılım kursu gördüm orda.biraz yoğundu, hiçbi şeyle ilgilenemedim. her gün proje yetiştirme derdi oluyodu falan. neyse bu gönderiyle döndüm. geçenlerde hatunla orijinal ismini yazının başlığında gördüğünüz “Postacı” filmini seyrettik. filim çok hoşuma gitti. konusu şöyle: pablo neruda şili’den italya’da bi adaya sürgüne gönderiliyo. şairi gönderdikleri ev ada halkının yaşadığı merkeze uzak, tek başına bi ev. neruda’ya büssürü posta geldiği için adanın minik postanesine sırf ona gelen postaları götürmek üzere bi postacı alınıyo. bu postacı neruda’ya gide gele şiire ve komünizme ilgi duyuyo. sonrasını söylemeyim, belki izlersiniz. biz şurdan izlemiştik: https://tamfilmizle.com/filmizle/postaci-il-postino-the-postman-1994-full-hd-altyazili-izle/
Soap Kills Ensemble -Galbi
Adem Tosunoğlu - Yabancı