Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf romanında dediği gibi:
"İki insanın birbiriyle karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yan yana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır."
No title available
ojovivo
macklin celebrini has autism

No title available
Misplaced Lens Cap
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
tumblr dot com
RMH
will byers stan first human second
YOU ARE THE REASON
Fai_Ryy
hello vonnie
almost home
Lint Roller? I Barely Know Her

bliss lane

JVL
wallacepolsom
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sade Olutola

Kiana Khansmith

seen from Lithuania

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from T1
seen from United States
seen from T1

seen from United States

seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Bangladesh
seen from Malaysia

seen from Bangladesh
seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Australia
seen from United States
@dilhunsahis
Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf romanında dediği gibi:
"İki insanın birbiriyle karşılaşması kadere, tanıştıktan sonra yan yana kalmaları ise onların gayretine bağlıdır."
Geçer dediğim ne varsa, şu yaşıma kadar bende çakılı kaldı, üstelik daha gidecek çok yolum var ama, ben başımı yastığa koymaya bile yorgunum.
"Sorarlarsa, 'Ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
Romeo ve Juliet’in yaptıkları gibi beraber ölmeyi tercih edenlerin sayısı çağımızdaki kadar az olmasaydı, belki inanırdım ben de sadakate...
Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya. Ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum.
Yaşanılan güzel anılara tutunmak da bir yol elbet. Fakat elbette ki yaşadıklarımız değil, yaşamadıklarımız, yaşayamadıklarımız asıl bizi ayakta tutar Veysel. Bize acılara göğüs gerdirecek kudreti bahşeden, arzu edilen geleceklere ulaşma ihtimalimizden başkası değildir. Umut Veysel, somutu katlanır kılar. Bu yüzdendir ki umudunu kaybeden insan ciddileşir, kararır ve mutluluğu aramaktan vazgeçip huzursuzluğunun yoldaşı olur. İnsan, yaşayamadıklarıyla -kör bir bıçağın taşa sürtünmesi gibi- sürtünür hayata: bıkmadan, usanmadan, tuhaf ve inatçı bir umutla. Sürtünür, sürtünür… ta ki kendi keskinliği yine kendi hayallerini kesene dek.
***
Yine de bir insan sıcaklığının yerini hiçbir şey dolduramıyor. Garip değil mi, yaşadığı acıları bile özlüyor insan...
İnsan, anlaşılmaya muhtaçtır.
insan, sevmeye muhtaçtır.
İnsan, insana muhtaçtır. Her duygu için...
"Allah'ından, kitabından bulsun kim kimin hayali, neşesini çalıp gittiyse..."
Sevilirken, kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar bakmıyoruz çünkü hiç. Biri gelip bizi tezgahtan alana kadar, bir manavın önlüğüne süre süre parlattığı elmalar gibi cilalayıp duruyoruz kendimizi. İlk ısırıktan sonra, ısırılan yerlerimizden kararmaya başlıyoruz ama.
Kendini iyi hissetmenin değilse bile kötü hissetmemenin muhakkak bir yolu olmalıydı, ölmedik ya?
Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup da yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. Bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım. Öyle hileli bir şey bu. İstiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanetler okusunlar topluca, "Sen de ne çok severmişsin be kardeşim" desinler, "Hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah; sen hiç üzme kendini!" deyip hep sırtını sıvazlasınlar. Olmuyor ama. Bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. Sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmayı uğraşıyorlar. Senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. "Hay ben böyle aşkın ıstırabını!" deyip kalaylayamıyorsun çünkü, aşk da senin ıstırap da. Ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin, kendi dağınıklığın.
Yine de bir insan sıcaklığının yerini hiçbir şey dolduramıyor. Garip değil mi, yaşadığı acıları bile özlüyor insan...
"Hayat acımasız diyenler olmuştur size de. Aldırmayın onlara. Hayat, insanın yanında nedir ki?"
Elbette gerçektir bizde sürdüğü için, elbette gerçek değildir yaşanan zamanın dışına düştüğü için. Anılar... Günde kim bilir kaç kez gidip gidip geldiğimiz, alın kırışıklığımızda saklı dünyamız. Bugünümüzü biçimleyen, yaşamın içimizde ve dışımızda süren tortusu. Kaç kişiyle paylaşılırsa paylaşılsın herkese özel olan duygu. Bir daha yenilenemez olan. Yaşarken seçip istemesek de sonradan sahiplendiğimiz, durdukça değerlenen yaşantı parçacıkları. Kimi gün kederle, kimi gün hazla kirpiklerimize takılan geçmiş zaman ölüleri. Bizim ömrümüzü, öznel tarihimizi oluşturan ayrıcalığımız. Akıp giden zamanı bize gösteren, dönüp dönüp kendimizi seyrettiğimiz ayna...
Gözyaşını küçümseyenin acısı da olmaz, sevinci de...