he wasn't even looking at me and he found me

roma★

Origami Around
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Kaledo Art

tannertan36
Cosmic Funnies

Product Placement
Claire Keane
Alisa U Zemlji Chuda
Peter Solarz

pixel skylines
todays bird
No title available
almost home

Discoholic 🪩
d e v o n
art blog(derogatory)
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

No title available

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from India
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Canada

seen from Australia

seen from Australia
seen from United States
seen from Canada
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Norway
seen from Lebanon

seen from Malaysia
@erbesr
İyi ki doğdun Oktay Rifat!
Türk edebiyatının usta şairlerinden Oktay Rifat, 105 yıl evvel bugün dünyaya gelmişti.
“Şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır.”
Şiir işçinin, şiir emekçinin, kutlu olsun!
Vatan için öldüğünüze inanıyorsunuz, oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.
Tanrılar Susamışlardı, Anatole France
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız..
Attila İlhan - Ayrılık Sevdaya Dahil - 5 (via fthlc)
Tavuk karşıdan karşıya niçin geçer? René Descartes: Yolun öbür tarafına geçmek için. Eflatun: Kendi iyiliği için. Çünkü gerçek, öteki taraftadır. Aristoteles: Karşıdan karşıya geçmek tavuğun doğasında vardır. Karl Marx: Çünkü bu tarihsel olarak kaçınılmazdı. Hipokrat: Pankreasının aşırı salgısı nedeniyle. Martin Luther: Tüm tavukların sebebini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan karşıya geçebildikleri bir dünya düşlüyorum. Richard Nixon: Tavuk karşıdan karşıya geçmedi. Tekrar ediyorum, tavuk asla yolun karşısına geçmedi. Sigmund Freud: Tavuğun karşıdan karşıya geçmesiyle ilgileniyor oluşunuz, sizdeki güçlü cinsel güvensizlik duygusunu açığa çıkarmaktadır. Buda: Bu soruyu sorarak, kendi tavuk doğanızı inkar ediyorsunuz. Galileo Galilei: Halbuki tavuk karşıdan karşıya geçiyor. Charles de Gaulle: Evet tavuk belki yolun karşısına geçti, ama henüz otoyolun karşısına geçmedi. Albert Einstein: Belki tavuk karşıdan karşıya geçmemiştir de yol tavuğun altından geçmiştir. Bu grecelidir ve neyi referans aldığınızla ilgilidir. George W. Bush: BM kararlarına rağmen tavuğun bu yolda karşıdan karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüğe kafa tutmaktır. Yolu bombalayıp tavuğu havaya uçurmann vakti gelmiş de geçiyordur bile. Nihat Doğan: Benim ülkemin tavuğunun yürüyüşü bile farklı. Necati Şaşmaz: Buffşınya bufşınya, bruvvm! Süleyman Demirel: Tavuk geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir. Tansu Çiller: Bu memleket uğrunda karşıdan karşıya geçen tavuk da bizimdir, tavuğun üstünden geçen traktör de bizimdir. Bülent Arınç: Tavuğun karşıdan karşıya geçmesi çok manidardır. Recep Tayyip Erdoğan: Karşıdan karşıya geçmesini tavuktan öğrenecek değiliz. Ahmet Davutoğlu : Karşıdan karşıya geçen bu tavuğu şiddetle kınıyorum. Kimse asfaltımızın gücünü test etmeye kalkmasın! Fethullah Gülen: Allah o tavuğun kümesine ateşler salsın. Abdullah Gül: Bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan karşıya geçtiyse hükümet gereğini yapar. Kemal Kılıçdaroğlu: Bu tavuğun böyle rahat davranmasına izin verenler bunun hesabını verecek. Bu işin peşini bırakmayacağız. Gerekirse Anayasa mahkemesine gideriz. Hodri meydan! İ. Melih Gökçek: Biz yol yapmasaydık, tavuk nah karşıya geçerdi. Cübbeli Ahmet Hoca: Bırak şimdi tavuğu yahu! Sen sırattan karşıya geçebilecek misin onu düşün! Nihat Hatipoğlu: Arabalar tüm hızıyla geliyordu. Tavuk karşıya geçmeye çalışıyordu. Kornalar susmak bilmiyordu. Tavuk karşıya geçmek için her hamle yaptığında arabalardan ürküp geri kaçıyordu. Yeter diyordu tavuk, yeterr…
Bertolt Brecht'in çok sevdiğim hikayesini Genco Erkal'dan dinleyin..
“Küçük kız, “Köpek balıkları insan olsaydı küçük balıklara daha iyi davranırlar mıydı?’’diye sordu.
Adam,’’Evet’’ dedi. “Köpek balıkları insan olsaydı, denizin dibinde küçük balıklar için sağlam sandıklar yaptırır; sandıkların içine her çeşit yiyecek koyarlardı. Küçük balıkların üzülmemesi için ara sıra büyük su eğlenceleri düzenlerlerdi çünkü neşeli balıkların eti, üzüntülü balıkların etine göre daha tatlı olur. Büyük sandıkların içinde okullar da bulunurdu elbet. Küçük balıklar, bu okullarda, köpek balıklarının boğazından nasıl geçileceğini öğrenirlerdi. Küçük balıklar bütün alçakça, materyalist, egoist ve Marksist eğilimlerden sakınılır, aralarından birisi böyle eğilimlere kapılırsa onun köpek balıklarına derhal ihbar edilmesi gerekirdi. Köpek balıkları insan olsaydı, yabancıların balık sandıklarını ve yabancı balıkları fethetmek için onlar arasında savaşlar olurdu elbet. Bu savaşları da herkesin kendi küçük balığı yapardı. Savaşta düşman tarafından olan ve başka dilde susan birkaç küçük balık öldüren her küçük balığa, deniz yosunundan küçük bir nişan takılır; kahraman ünvanı verilirdi. Köpek balıkları insan olsaydı, onların dini de olurdu. Bu din, köpek balıklarının karnında gerçek hayata kavuşacaklarını, küçük balıklara öğretirdi. Küçük balıkların bazılarına yüksek memuriyetler verilir ve bunlar öteki küçük balıkların üsleri olurdu çünkü böylece daha iri lokmalar bulabilirlerdi. Biraz büyükçe olan, bazı makamlar elde eden küçük balıklar, ötekiler arasında düzeni sağlar; öğretmen, subay, sandık yapım mühendisi vb. olurlardı. Kısacası köpek balıkları insan olsaydı, denizin içinde bir kültür meydana gelirdi…”
Trabzon'daki Kadın Dayanışma Festivali'nden kareler.
#8MartDünyaEmekçiKadınlarGünü kutlu olsun
Sana kırgın değilim, yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Sen de koş sen de düş sen de yaralan. Kalbimin duracağı bahtiyar güne kadar seninle beraber yaralanmaktan başka ne yapabilirim.
Cemil Meriç (via kelebenk)
seninle bir fotoğrafımız olsun istemezdim aslında, çünkü fotoğraflar her şeyi ölümsüzleştiriyor. oysa hayat öyle mi? her şey ölüyor, yitip gidiyor. ben seninle beraber yitip gitmek istiyorum. biri tarihin eski sayfalarında bize rastlayamasın, hiç varolmamış olalım.
acılarımızı kimse okumasın, kanatmasın yarasını. derman olamayacağımız gibi yara da olmayalım
“Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!“ *Birkan Keskin
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz, kendisi değil edasındaki dünya…
Nâzım Hikmet, Bütün Şiirleri s.617 “Piraye İçin Yazılmış: Saat 21-22 Şiirleri”
Kadın frengi hastası, 8 çocuğu var. Bu çocukların üçü sağır, ikisi kör, birisi de zeka engelli. Kadın hamile ve doğan çocuk BEETHOVEN… Sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden dahi; DOSTOYEVSKİ… 6 çocuktan ilki o, iki erkek kardeşi bebekken ölüyor, üç kızkardeşi nazi zulmünde ölüyor. Babası baskıcı, geçimsiz. O ise hep yalnız; Onun adı KAFKA… 11 yaşında babasını kaybediyor, dedesi sert kişilik. Onu evden gönderiyor. Yoksul aile, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor; GORKİ… Babasından sürekli kemerle dayak yiyen bir çocuk.. Çogu geceler sokakta yatıyor. Cildi hasta, karaciğerinden muzdarip ; BUKOWSKİ… 13 yaşında annesi ölüyor, okula gidemiyor, hayatı boyunca ruhsal hastalığının tekrarlayan ataklarından muzdarip. Bir kitap kurdu; WIRGINIA WOLF… Babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuk kendini yetiştiriyor; CHARLES DİCKENS… Ve Umberto ECO ekliyor; “Mutlu insanın hikayesi olmaz”
iki yol vardır, sizi acıdan kurtarabilecek: hızlı ölüm ve uzun sevgi.
oruç aruoba/uzak (via sevgiliplath)
“Hangi dava daha yücedir yaşamdan, hangi savaş daha ehemdir bir evlattan?”
Kayıp Söz, Oya Baydar
Umut dedikleri zaman aklıma bu iki fotoğraf geliyor. Suriyeli sanatçı Tammam Azzam ülkesinde harabe haline gelmiş evin duvarına Klimt'in “The Kiss” tablosunu çizmiş ve eklemişti;
‘‘Biz komedi ve trajedinin ince çizgisini betimliyoruz. Bu durumda nasıl sanat yapılabildiğini gösteriyoruz. Umuttan, insanların savaşa karşı koymalarından, sevgiden dem vuruyoruz. Ben de Gustav Klimt’in Öpücük eserini kullanarak ilgi çekmek istedim. Sanırım burada insanlar sanatla ilgilenmeyi bıraktı çünkü yaşanan her saniye ölüm kokuyor ama ben bir sanatçıyım asker değil, benim mücadele yolum bu.’‘