Offfff! N’abıcaz be Kamil?
Serdar Akar’ın kült filmi Gemide’nin en can alıcı sahnesindeyiz. Erkan Can’ın (Kaptan) oyunculuğunu belki en çok konuşturduğu o sahneyi bilen unutmaz.
Fonda bir kepçenin, limandaki teknelerden aldığı kumu kamyonlara boşaltma görüntüleri ve makine sesleri varken, Kaptan en derininden iç çekerek kendi yükünü boşaltır yancısı Kamil’e.
“Offfff! N’abıcaz be Kamil?”
Kaptan geminin kaptanı, tayfasının işlediği bütün suçlardan mesul. Çıkış yok, boğazlarına kadar batağın içindeler; cinayet, adam kaçırma, tecavüz... Hepsi kaptanın sırtında. İşler çok “karışık”, Kaptan’ın kafası almıyor. Kimin eli kimin gözünde belli değil. Herkes katman katman dalaverenin içinde; nefislerine hakim olamayanlar, yalan söyleyenler, çalanlar çırpanlar tek bir geminin üstünde.
Kaptan’ı seversiniz; raconuyla, delikanlılığıyla, zaaflarıyla kendi içinde bütündür. Empati kurarsınız Kaptan’la; dürüsttür çünkü, derdi gemiyi kendisinin de hakim olamadığı bu pisliğin içinden selametle çıkarmaktır. Öyle ya da böyle, takdir etseniz de etmeseniz de, dürüstlüğü, samimiyeti ve Erkan Can’ın muhteşem oyunculuğu Kaptan’a yakınlaştırır izleyeni, sevdirir kendini. Biliriz ki Kaptan, eğer yakalanırlarsa, her suçu kendi üstüne alacaktır. Kendi işlemedikleri olsa bile.
Henüz filmin en başında, “Bir memleket gibidir gemi... Ben de bu memleketin baş şeyi gibiyim...” diyen o Kaptan hayal ürünü, evet. Bu da bir film, bir kurgu yalnızca. Fakat Kaptan, etrafımızdaki ‘Baş şey’lerden çok daha gerçek geliyor bana.
Şimdi;
*Hakka, ırza tecavüzlere göz yumulan
*En tepedekilerin, onun yanındakilerin, hatta onun yanındakilerin bıdısının bıdısının bile çalıp çırptığı
*Göz göre göre gencecik çocukların öldürüldüğü
*İşlenen cinayetlerin hesabının sorulmadığı
*Türlü çeşit pisliğin üstünün örtüldüğü
*Utanmanın esamisinin okunmadığı
*Dalaverenin bininin bir para olduğu
..bir gemi gibidir memleket...
O da bu geminin, baş şeyi... Kaptan’ı..
Ve ben merak ediyorum; acaba bir kere içi sıkılıp “Off” çekti mi en derinden? Bizim Kaptan kadar olabildi mi? Dürüst samimi ve -şekilden değil- gerçekten bir ‘delikanlı’ gibi pisliğin içinde bile onurlu durabildi mi? Gemiye verilen zararın, denizden, şuradan buradan başka yerlerden değil, tam güvertenin içinden, kendi tayfasından, kendinden geldiğini fark edebiliyor mu Kaptan gibi? Belki asıl önemlisi, Kaptan’ın her şeye rağmen izleyenin gözünde kaldığı kadar temiz kalabildi mi?
Bunca olan biten, fantastik bir kurmaca gibi artık gözümüzde. Bir filmde karşımıza çıksa, oyuncuları yönetmeni yuhalayarak domates yağmuruna tutacağımız, berbat yazılmış, yönetilmiş ve oynanmış bir film gibi yaşananlar. Gerçeklikle bağlantısı çoktan yitip gitmiş, kendi içinde bile tutarsız bir film izliyoruz ve inandırıcılığı yok. Dahası film çoktan koptu, boşa sarıyor.
İstediğin kadar kendi isteklerine göre toplum inşa et, istediğin kadar gizli odalar, tüneller kur, sevdiklerine saraylar, sevmediklerine hücreler dik. Bir mühendis gibi, onca yıl toplumun yapısını şantiyeye çevir, her yanını talan et, al-sat rant sağla, gün gelecek apaçık bir gerçekle yüzleşeceksin.
Çünkü; “Batan bütün memleketler gibi... Deniz, kumu önünde sonunda geri alacak... Çaresi yok!” Kaptan...













