A Farewell to Arms
- İsminiz?
- Gamze
En az 4 farklı kriter sayıp verdiğim kahve siparişimin son aşamasında sorulan soruya son zamanlarda ilk defa yüksek sesle ve kendimden emin bir şekilde cevap verdim. Sanki kahveyi yetiştiği yerden kendim getirmişim, havanda dövüp öğütmüşüm gibi. Bundan bir kaç ay önce olsa, oyundan atılmış bir çocuk gibi ürkek, kırgın çıkardı bu ses.
Hastalığımı öğrendiğim 2019 yazından beri bedenim ve zihnim saydammış gibi hissettim. Kim gözlerime baksa, kiminle 2 dakika muhabbet etsem içimi görüyor, zihnimi okuyor, tüm yaşadıklarımı biliyor gibiydi. Bilmiyorlarsa da bilsinler istiyordum; herkes bilsin, herkes görsün hem kırıldığım hem güçlendiğim yerlerimi.
Son zamanlarda bu cam vazoymuş gibi yaşamaya duyduğum ihtiyacın giderek azaldığını hissediyorum. Ayaklarım yere daha sağlam basıyor. Beynimde yeşeren tümörün hikayesini kimseye anlatasım yok artık. "Sanki hiç yaşanmamış gibi" diyemem tabii; adını her duyduğumda hala irkiliyorum. Ama artık, onun bir parçam olduğunu yavaş yavaş kabulleniyorum. İçimde ayaklarını yere vura vura isyan eden, "Neden ben?" diyen kadın sakinleşti. Kafasının içindeki delinin her an her şeyi yapabileceğinin farkında ama meydanı ona bırakmıyor. Elinden gelen her ne ise onu yapıyor ve sonra evin en güzel köşesine geçip çayını yudumluyor. (Ki yeni evinde güzel bir köşe bulmak hiç zor değil :) )
İşte tüm bu nedenlerden ötürü bu blog'a bir son vermem gerektiğini düşünüyorum. Yazılarımdan kaçını okudunuz, kaçı uzay boşluğuna karıştı bilemiyorum. Ama yine de 1 kişiye bile ilham olmuşsa ne mutlu bana. Bu çılgın yolculukta yanımda olan herkese en kocaman sevgilerimle. Hoşçakalın...
Not: Çok yakında kimi kurgu, kimi kuruntu; hayatlarımızla ilgili düşüncelerimi paylaşacağım yazılarımın yer alacağı yeni bir blog yazmaya başlayacağım. Okusanız ne güzel olur!













