Yeni Rota - Bölüm 5
Döndüğüm gibi yeni rotama giriş yapmıştım. 1 sene boyunca çalışıp hazırlandığım Amerika'daki üniversiteden vazgeçmiştim. Hayatım boyunca işaretler bana kitap yoluyla gelmişti. Çoğu kararımda bu yüzden etkisi büyüktü.
Amerika'da okuduğum 'Simyacı' kitabını öylesine seçmiş olamazdım. Meraklı, gezgin çoban güvenli alanından çıkarak yeni ufuklara doğru yol almıştı. Yol boyunca karşısına çıkan işaretleri okumayı öğrenmişti. Uzun yollar giderek kendi hazinesini arayan bilge çoban, sonunda işaretlerin onu getirdiği yer olan piramitlere getirmişti. Burası onun kasabasından, ikliminden, dilinden çok farklıydı. Büyüleyiciydi. Büyük çöller geçmesine rağmen karşısına yine talihsizlikler çıkmıştı. Güzel bir dayak yiyip hazinesinin aslında burada olmadığını o an fark etmişti. Aslında değerli hazinesi, bırakıp geldiği kasabasındaki evinin yanında bulunan binanın içindeydi. Rotasını kendi evine çevirdiğinde ise, gerçekten değerli hazinesini bulmuştu, işte oradaydı.
Ben de çoban gibi hazinemi aramaya gelmiştim. Aldığım mesajlara göre benimki de çok uzaklarda değildi.
✈ ✈ ✈
Birkaç gün içinde yeni rotamı çizmek üzere araştırmalarıma devam ettim. Sonunda iki seçeneğe indim: Bir tanesi kolay ve içi boştu, diğeri zor ve donanımlıydı. Zor ve donanımlı olanı can dostumla beraber uzun tartışmalar sonrasında seçtik. Sanırım bu bizi hazinemize götürecek yoldu. Hemen başvurduk ve uzun beklemeler sonrasında kabul edildik.
Bir yandan yeni rotamı çizip o yoldan gitmeye çalışırken bir yandan ise duygusal yüklerle boğuşuyordum. Yarım kalan konular, kalp ve hayal kırıklıkları beni dibe doğru çekmek için uğraşıyordu. Ben konuları kapatmaya çalışırken geçmişten gelen hayaletler ısrarcı davranıyordu. Defalar kendimi sözel ve yazılı olarak anlatmaya çalıştım. Ama faydası yoktu, hayaletler hiçbir şeyden anlamıyordu. Ruhumu daraltmaya devam ediyorlardı.
O'na gelecek olursak... Alakasız konulardan dolayı mesaj yazmaya çalışıyordum. O zamanlarda dünyadan ayrılarak aya geçiş yapıyormuş gibi hissediyordum. Geçmiş hayaletleri, ruh daralmalarımı O'na anlatıyordum. O da sakince beni dinleyip pek yorum yapmıyordu. Hatta bir gün kendimi tutamayıp hayaletler yüzünden telefonda ağladığım bile oldu. Ama ben yazmadıkça yazmıyordu ve aramıyordu. Artık bu duruma sinirleniyordum. Onun yazmasını bekliyordum. Bu sayede bana ilgisi var mı yok mu diye tahminler üretecektim. Ama nafile...
☽ ☽ ☽
Oturdum aydaki yatağımın üstüne. Günlerdir defalarca dinlediğim şarkıyı açtım, Gönül Salıncağı - Erkin Koray. Şarkıda 'Salla beni uçayım gönül salıncağında...' sözleri bana cesaret veriyordu. Bir hayal kurdum:
Alaçatı'daydım. Bronz tenimle incecik askılı bir kıyafet giyinmiştim. Yanımda O vardı. Dar sokaklarda yürüyorduk. İçtiğimiz bira etkisiyle kafamız çakır olmuştu. Dudaklarımız kulaklarımıza yapışmıştı, sürekli gülümsüyoruz. Yürürken yavaşça belime sarıldı. Tabi kolu biraz yukarıda kalıyor çünkü boyu daha uzun. Ben de sarıldığı yere elimi koyuyorum ve gözlerine bakıyorum. Baktığım anda 'Üşümedin değil mi?' diye soruyor. Ben ise heyecanla 'Yoo, şu an gayet iyiyim. Sen çok sıcaksın.' diyorum ve utangaç gülümsüyorum. O sırada gözleri bana çok güzel bakıyor ve gözlerimiz kilitleniyor. Sonra yol kenarında beni durduruyor ve gözlerimin önüne gelen saçımı yüzümden çekiyor. Bana sadece derinden bakıyor. Dokunsa büyüsü kaçacak gibi. Gülümsüyorum. O da gülümsüyor. Sonra ona doğru bir adım atıp kafamı göğsüne yaslıyorum. Hafif sigara kokusu burnuma geliyor. O da bana iki koluyla sarılıyor, saçlarıma dokunuyor. Ben de ellerimi onun göğsüne yaklaştırarak gözlerimi kapatıyorum. Ve dünyadaki en güvenli yere girmiş oluyorum...
Tam o sırada dünyadan bir mesaj geldi ve telefonuma baktım. Bana whatsapp'tan fotoğraflarını yollamış. Heyecanla konuşmaya başladık. Aralıksız konuştuğumuz 5 saat sonunda hayalimin heyecanıyla altın vuruş yaparak kaçtım. Konu gözlere ve bakışlara geldi. Derin bakışlarını kaybettiğini söyledi ve ben de hızlıca cevap verdim: Bence kaybetmemişsin, çok dolu bakıyorsun. O da kocaman gülümseyen bir fotoğrafını çekip gönderdi ve 'Bu şekilde tanışmamız ne garip. Zaman bu zamanmış. Seni tanıdığıma mutluyum.' dedi. Karşılığında 'Ben de mutluyum' dedim. 'İfade edemem mutluluğumu' dedi ve ben hemen kaçtım...






