Turuncu Kapı Günlükleri: #Pilot
Bugün kabak yok. Bir zamanlar hiçbir anlam ifade etmeyen bu cümle, şimdilerde küçük bir hayal kırıklığı yaratabiliyor.
Pazarda Nisoşko spesiyali için iyi kabak bulamadım. Bir süredir şunu öğrendim; kötü sebzeyle inatlaşılmaz. Sabit bir menüm yok. Pazar bana ne verirse tezgah o gün ona göre kuruluyor.
Menü değişir. Hayat gibi.
Öğlene doğru iki katlı mekanımın turuncu kapısı açıldı.
“Lütfen bana kötü haberi verme” dedi dün ilk kez gelen misafirim, daha montunu bile çıkarmadan.
Gülmeye başladım.
“Dünkü kabak mı? "
Bir anda yüzü düştü.
“Bitti deme. O kabağı tekrar yemek için geldim.”
“Bitmedi” dedim. “Sadece bugün Brüksel lahanasına dönüştü.”
Bana birkaç saniye ciddi bir hayal kırıklığıyla baktı.
“Brüksel lahanası mı?”
“Bana güven.”
Bir omuz silkmesi geldi önce. Sonra oturdu. Galiba bazı insanlar buraya sadece yemek için gelmiyor.
Turuncu kapı gün içinde bir sürü farklı ritimle açılıyor. Bazıları hızlı giriyor, sanki uzun süredir buraya aitmiş gibi. Bazıları eşikte iki saniye duruyor.
Daha önce hiç görmediğim biri girdi içeri. Tam o ikinci gruptandı. Etrafına baktı. Sonra direkt sağ taraftaki raflara yürüdü. Atölyede çıkan el yapımı bakır düzeneklere uzun uzun baktı. Birini eline aldı.
“Bunları burada mı yapıyorsunuz?”
“Bazen” dedim. “Bazen de bozuyoruz.”
Güldü. İyiye işaret ve bakışları sonra askılara kaydı. Kumaşlarını seçerken saatler harcadığım, her biri başka bir hikayeye benzeyen kıyafetlere dokundu uzun uzun.
Tarzı hemen gözünden okundu. Yeni taşınmış mahalleye. Belli. İnsanların yüzünde oluyor bazen o bakış. Bir yere ait olabilir miyim bakışı. Akşamki etkinlik afişini gördü. Biraz durdu.
“Şey…” dedi. “Bu akşamki etkinliğe tek başıma katılsam garip olur mu?”
İçimden güldüm. Bazı sorular insanı yıllar öncesine ışınlıyor. “Katılmazsan ayıp olur” dedim.
Akşam doğaçlama var. Alt katta biri sandalye taşıyor. Mutfakta birileri bir şeyler atıştırıyor. Yukarıda prova sesi. Arka masada iki kişi ilk kez tanışmış ama sanki üç kırgınlık geçmişler birlikte, öyle bir hava. Ben Brüksel lahanalarını karıştırırken arkadan tanıdık bir el uzandı. Bir tane çaldı.
“Bugün kabak çocukları biraz üzülecek galiba” dedi. Gülmeye başladım. Bazı insanlar hayatına öyle güzel yerleşiyor ki sesini duymak ev gibi geliyor. “Yarın nereye kaybolsak?” diye sordu kulağıma doğru. Bilmiyorum ama bir yerlere gideriz. Biz hep biraz kaybolup buluyoruz birbirimizi.
Akşamüstü üst kata çıkıyorum. Mahalle yavaş yavaş turuncuya dönüyor. Aşağıdan bir kahkaha yükseliyor. Birileri yeni tanışıyor. Birileri kalmaya karar veriyor. Birileri ilk kez rahat nefes alıyor belki. Pencereden bakarken düşünüyorum. İnsan bazen sadece bir mekan açmıyor galiba, bir kapı aralıyor.
Yeni hikayelerin peşine düşüyor.
Kim geleceğini bilmeden, kim kalacağını bilmeden. Bazen bir kahvenin, bazen aynı masayı paylaşmanın, bazen tek bir “kalmazsan ayıp olur” cümlesinin birini başka bir hayata yaklaştırabileceğini umarak.
Kimin hangi masada değişeceğini bilmeden. Kimin içeri girip kalmaya karar vereceğini bilmeden.
Çünkü bazı kapılar dışarı değil, birbirimize açılıyor galiba.













