bazen ölüm hepimize mantıklı geliyor, öyle değil mi?
aslında bize mantıklı gelen ölüm değil, bir kurtuluş, kaçış yolu.
hissetmemek, kurtulmak, kaçmak, sorumluluklarından kurtulmak varken yaşıyorsun, hemde anlamsızca.
insanlık tamamen bitmiş, dostluklar, gerçek aşklar, her şeyin bittiği bu devirde hala yaşıyoruz.
mesela, dünyanın adaleti. birimiz acı çekerek ölürken, neden birimiz acısızca ölüyoruz?
evet, bunlarında temeli insanlara dayanıyor sayılır. mesela kanser, lenf kanserini örnek alalım.
biri kıvranarak lenf kanserinden ölürken biri neden hık diye gidiyor?
aslında amacım ölümü sorgulamak ve Allah’ı sorgulamak değil, amacım insanlığı sorgulamak.
aslında bu tüm saçma ama bizi ölüme sürükleyen hastalıklar insanlıkla başlamadı mı?
insanların daha kendine yararı yokken dünyaya nasıl olabilir?
biz nasıl hala hemde bu asırda, umut ediyoruz?
birbirimize değer verip, her anı değerlendirmek varken, biz birbirimizi kullanıp, oynayıp, üzmekten zevk alıyoruz. biz ne tür yaratıklarız böyle?
şimdi, her şey mükemmel. teknoloji telefonlar her şey mümkünken, her şey mükemmel değil mi?
ama birde en eski zamanlarımıza bakalım.
eskiler, balolar, veya aslında bizim ilkel dediğimiz ama ne kadar modern zamanlar.
şimdi ise varoş partiler, varoş kutlamalar.
neden varoş, açıklayayım. 14 yaşındaki çocukların sigaralı içkili partilere gidip dağıtması kendilerini eğlence değil.
kimseyi yargılamıyorum, ama kendi görüşüm hep böyledir.
eski zamanların o güzel, minik heyecanlı, hafif dramatik zamanları.
her zamanın bir hüznü var, ama o zamanlar insanların birbirlerine olan kini ne kadardı?
savaşları ve yine ırkçılığı saymazsak.
dünyanın adaletsizliğinden kaçıp kurtulmak isterken, buna gram cesaretimin bulunmaması ne kadar acizce.
insanlar kendilerini kesiyor, onlara yapılan zorbalıklar yüzünden, biz bunları nasıl yoksayabiliyoruz?
ölüm hepimizin başına gelecek bir gerçek iken, nasıl çevremizdeki ölümlere karşı bile bu kadar umursamaz ve unutkan oluyoruz?
yaratıklaşmışız, belkide insan görünümünde canavarlarıyız biz bu evrenin.