taslakta metin var
we're not kids anymore.
will byers stan first human second

Origami Around
No title available
noise dept.
No title available

Andulka
h

roma★
YOU ARE THE REASON
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sweet Seals For You, Always
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
I'd rather be in outer space 🛸

PR's Tumblrdome

#extradirty
Lint Roller? I Barely Know Her
todays bird
seen from Poland

seen from Malaysia

seen from Austria

seen from Germany

seen from T1

seen from Greece

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Indonesia
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Pakistan

seen from China
seen from Italy
seen from Canada

seen from Vietnam
@imsohighrnandgonnabehighagain
taslakta metin var
ilk önce apartman dairesi
sonra müstakil arsalı ev
daha sonra denize sıfır muhteşem bir ev
denize sıfır olan ev kaçamak ve yaz için. aynı zamanda server ve sistemlerin kurulu olduğu yer.
motivasyonum bu olmalı. Barkın büyüyene kadar vaktim var o da en fazla 5 sene. yani Barkın 5 yaşına gelene kadar bu adımların en azından ilkini gerçekleştirmiş olmak istiyorum. ideali ise 5 sene içerisinde müstakil bir eve geçebilmek. sebebi ise Barkın daha küçükken bahçemizde istediğimiz gibi oynayabilmek.
yapılacaklar ve adımlar
yazılım kariyerin olduğu gibi devam ederken yarattığın boş zamanı mobil appler yazarak doldur. bütün herşeyi klonla ve kopyala, her fikir bir sonraki fikri doğurur ve de mobil app dünyasında her şey kopyadır. unutma.
yapabilirsin.
27 eylül 2024 05:07 baked and 2 candle waiting bun
milkyapp
vmbox windows11 react native
company for software publish for playstore with company infos
ai tools chatgpt claude
buldum sanirim. aradigim cevabin aramak oldugunu buldum. aramanin kendisini bana sevdiren materyalin aradigim sey oldunu buldum.
ilk defa sadece benim olan eylemden uzak ozel bir sey oldu, kendime dair en ozumun anlasilmaya calisirken yapilanlar luks olmamali.
bu belki benim icin cok yikici ve kayipli olacak ama yasadiklarimin getirisi olarak ya bunlarin farkinda olmadan olup gidecektim ya da farkinda olduklarimin ne oldugunu anlarken buldugum seyler beni hayata tutacakti. cunku hala bulamadigim cevaplar var, kimsenin aklindan sormak bile gecmedigi sorulara. bu yeti de; beni donusturdugunuz canavarin icinde kalan en saf tek sey oldu.
gorunmene gerek yok, dokunmana, sesine, kokuna. hic birine ihtiyacim yok. konusmak ve bakismak gibi gereksiz seylere de zaman yok. en yakin dostum oldun. yolumuzu bulduk.
dummpsterjunk
taslaklarda yazı var barkın için.
Big Head BRKN Session
materials: Haze and minty ############################################# ############################################# ############################################# music: 1-
#############################################
2-
############################################# ############################################# ############################################# ############################################# ideas:
Merhaba Thom;
Sanırım kendimden en uzaktaki ama en derindeki bir insana içimi dökme ihtiyacını seninle giderme dürtüsünü yaşıyorum. Emin değilim. omuzlarımdaki kayaları bir nebze de olsa hafifletmek için aldığım materyallerden de olabilir. yeşili çok seviyorum.
sana ilginç gelecek belki ama -bu cümlenin ağırlığını ciddi bir şekilde anlayabileceğini ve değerini bileceğini bildiğim için söylemek istiyorum- bazen şarkılarını dinlerken "ben de bu şekilde yapardım" dediğim o kadar nokta nota ve anlam oluyor ki anlatamam. bu satırları sanırım bu yazdırıyor. bazen o an'ın tam olarak o milisaniyedeki anın farkındalığına denk getirmeye çalıştığım ve galaksiler patlattığım sayısız anlar.
Senin gibi dans edebilmek isterdim. dünyada istediğim her şeyi yapabileceğimi biliyorum. istediğim her yerde olabilirim, istediğim şekilde yaşayıp istediğim şekilde ölebilecek olabilmemin gücünün elimde olduğunu bilmek; benim için her zaman parmak ile gösterdiğim ama asla içinden geçemediğim bir kapı oldu. kendi prangasının farkında olup da, hiç bir şey yapamayacağını dahi bilmeden; bir şey yapmamak beni dünyanın merkezine çekiyor. bütün her şeyi omuzlarımda hissediyorum. kabuğumu atmak istiyorum. senelerdir farkındayım. kaşınıyor. bir şey, tek bir kıpırtı, kıvılcım eksik olan. gelmiyor. deşiyorum anılarımı. ilginç bir şekilde deştikçe kendimi tanıyorum. sanırım bu; içine isteyerek düşmeye karar vermem gereken bir kuyu. kendimi bırakmalıyım sadece. ne kadar bırakırsam o kadar yükseleceğim, bunu her bir hücremde hissediyorum. sanırım bir şeyler eksik. eksik olan şey belki de gerçekten yükselmek istemememdir. hayatın saçmalığını, pamuk ipliğine ne kadar bağlı olabileceğini, bir parmak şıklatmasında var ile yok arasındaki bıçak sırtını görünce belki de anlamını yitiriyordur kendinde bazı şeyler.
kimseye kırgın değilim. sadece zaman geçiriyorum. miras bırakılanlar omzumdayken olabildiğince keyif almaya çalışıyorum. bütün keskinliğini ve saçmalığını bilmeme rağmen her şeyin. gözüm bir şekilde o geçemediğim kapıda. o yüzden benim arafımı hiç bir zaman anlamayacaklar. gecelerimi, uykusuzluklarımı ve rüyalarımı.
bazen düşüncelerimi susturamıyorum, hayal ettiğim şeylerde imkanların gerçekleştiği senaryoda baş rol oynamak ve bunu gerçekten yapabileceğini bilmek sanırım insanı sürekli yeni şeyler aramaya itiyor. samimiyetime güvendiğini biliyorum.
çok zeki olmanın verdiği bir ağırlık var bildiğini biliyorum. bunu öyle bir şekilde yokmuş gibi yapabiliyorsun ki bu senin bütün imajını ve kendine olan güvenini büyük oranda etkiliyor gibime geliyor. bazen bazı şeyleri yapabilmek için ona olabildiğince yakından ve yabancı olarak bakabilmeliyiz. her bir dansında yüreğin ağzında olduğunu biliyorum. ve bu sürekli her anda kalarak son an heyecanı ile yaşamak muhteşem bir duygu, biliyorum. bazen yüreğinin ağzında olmasının ya da olmasını istemenin sende yarattığı baskıyı atlatmak için daha da yakından baktığını biliyorum. peki bazen bu iki tezatlığın yani zorunluluğun ve doğallığın birbiri ile çakışması geceleri uykunu kaçırmıyor mu? bir şeyler düşünmeliyiz. her anın farkındayız. düşündükçe derindeyiz. bu da sanırım bizim lanetimiz ya da sığınağımız.
reckoner'daki gizli hayalet zil notasıyım.
Oğlum.
oğlum, oğlum, oğlum.
son zamanlarda her yere yazmak istediğim tek kelime, tek sıfat, tek ben-liğim. nazardan korkmam ve aylarca seni ağzıma bile almaktan korkmam. babanı tanı olur mu. zira beni tanıman için elimden geleni yapıyorum ki bunun benim için ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsin anlamsız kaos teoremlerinin doğa olayları arasında. zira her bir anın farkında olma lanetiyle yaşanmış bir hayatın içinde sana sahip olmanın ve beni tanıyamamın ihtimali bile beni kahrediyor. bak oğlum, tarihte her baba oğlu ile gurur duydu ya da duymak istedi, bense benimle gurur duy istiyorum. çünkü sen öyle bir zamanda geldin ki beni bile iliklerime kadar titrettin. benden daha farkında, bende daha bir öz ve sarsıcı bir şey geldiğini hissettim. beni anlayacağını biliyorum. zira istersek dünyaları fethederiz, isteyip de yapamayacağımız, olamayacağımız hiç bir şey yok. bu senin damarlarında akıyor. korkma.
boğazımdaki yumrunun adı oldun. her bir duygunun tarifi saçının teli.
baban; junky ruhlu bir serseri oğlum. her zaman öyleydi; sekerken şırıngaların ve demir eksikliği yaşayanların arasında küçük bir çocukken. annenin kaşını kaldırdığını görür gibiyim. zira o da bilir. hayattaki en büyük şansım. eskişehirin soğuk sokaklarını ciğerlerime doldururken düşündüğüm bir çift göz vardı: ruhumu delen, terkederken bir şehri. ilk gördüğümde anlamıştım. iyiki. iyiki ona layığım. zor bir adamım hiç öyle görünmesem de. buhranlarım var kendimi akıntısına bırakmadığım ama arada dalgasına kapıldığım. tek bir isteğim var; yargılama beni olur mu. sana yazıyorum. sana yazmışım. eskiden her bir paragrafımda "bilmiyorum" derdim. şimdilerde ise eser yok bilmemekten. kazıdın en derinden her şeyi.
herkese "her şeyi anlamak zorunda değilsin" derken bütün bıkkınlığım ve tükenmişliğimle sen beni anla olur mu oğlum. zira bu yaşıma kadar gelebileceğim bile düşünmezken hayata attığım ilk çentiksin: varlığımla.
bugüne kadar akan en anlamlı göz yaşlarım.
hayat seni nereye sürükler bilmiyorum. ben her şeye ve herkese bir tecrübe olarak baktım en kötü durumda bile. sana verebileceğim tek tavsiye dara düştüğünde kendi özüne sarılman olacaktır. çünkü kendini dinleyip aklını kullanırsan bir şekilde yolunu bulacağını biliyorum. zira sekerken en yekten yerlerde tutunduğum tek bir dalım vardı herkes ve her şey tam zıttını gösterse de. kendi sesini duymaya çalış.
müzik oğlum, müzik. beni hayatta tutan, gecelerin karanlığını kendi içinde aydınlığa kavuşturan tek şeydi. hiç bir zaman yalnız olmayacaksın, senin hissettiğin duyguları mutlaka bu hayatta ve tarihte hisseden birileri olmuş ve olacak. ne hissettiğinin farkına var ki kendine yakın hissedebileceğin insanları bulabil. bunun kilit noktası bulacağın kişi değil; ne hissettiğinin farkında olman ve bu duygularını paylaşman. bile bile yanlış yapmanın ağırlığını omuzlarında taşıyabilecek olgunlukta olmanı dilerim.
bir şarkının ringtone'um olması ve hayatımda en değer verdiğim, tek dostluğumun başlamasına sebep olması. ikinizin de aynı zamanda doğacak olmanız. bir amcan yok belki ama başın sıkıştığında sorgusuz sualsiz gideceğin bir kapın her zaman var. bunu sakın unutma. Umay'a sahip çık. o senin ikinci yarın. kan döküp kan akıtacağın insanlardan, unutma.
bir hayvanın olsun seni dip kuyulardan çekip çıkaran. bak Tereza hop yaptı kucağıma. ah bir hayvanın binlerce insanın yerini alabiliyor olması insanı o kadar garip duygulara sürükliyor ki. her an her an her an. pamuk ipliği.
üsküdar aralık '21
You can’t take a picture of this, It’s already gone.
çığlık atarcasına yaşa olur mu oğlum. ben uçlardaydım ama hayata bağlanma dürtüm her zaman sınırlar çerçevesinde tuttu beni. büyük yıkımlarım da olabilirdi büyük patlamalarım da. ama ben sıradan bir hayatı seçtim, biraz da vicdanım beni rehin aldı. sana sahip olabilmek için. şimdi farkediyorum.
beni tanı, benimle gurur duy, kozmik ve doğa olayları neticesine yarın yanında olamayabilirim ama baban nice galaksiler patlattı oğlum. bir kulağım, bir gözüm ve binlerce elim her zaman üzerinde.
kalbim ne kadar kırıldıysa o kadar büyüdü. ne kadar çaldılarsa o kadar da ben verdim kendimden. benden giden gitsin ben yıkılmam, bir rüzgarın saçlarımı savurması kadar olur ancak bunca curcuna. o kadar küçüksünüz ki; bir buğday tanesi bile daha dik durmaya dirençli her birinizden. erdem güzel bir isim. hiç bir şey bilmiyorsunuz. neler yapabileceğimi biliyordum, ama onun yerine çentik atmak istedim. çünkü bazı çentikler asırlarca kalır ve tarihi bile değiştirebilir. çocukken, ellerime bulaşan kanlarla haykırırken kazındı bugünler. her gün, her birinizi. anıyorum.
kaosun içinde olabilecek tek bir pattern vardı, ve de olabilecek bütün olasılıkların en küçüğünde. sıy-rıl-dım.
bir dalım ben ardıç ağacında. milyarlarca dallar arasında. her birinde gezindim izinsizce. biraz da olsa torpilim vardı kendimden verdiğim rüşvetlerle. senin için.
nefes al, nefes ver. nefes al, nefes ver.
çok zaman geçti. kaşıma demişti reaper neyi ve neden kaşımamam gerektiğini anlamadan alnımın en ortasına dokunduğunda küçük bir çocukken. ta ki bugüne kadar. geçmişime çektiğim duvar kendime çektiğim duvardan ziyade uyuşmuş bir hayattaki zaman kaybına dönüştü. farketmem için üzerinden 20 sene, yaşımdan ise 30 sene geçmesi gerekti. kendime yabancı bir şekilde her birini hatırlarken tepkisiz, duygusuz bir kayaya dönüşmem miydi sonucu? keşke patlayabildiğim kadar patlasaymışım işin sonu ölmek de olsa bir şeyler yapsaymışım. o zaman belki çeneleri kapanır ya da sırıtışları kesilirdi.
çocukluğumu verdim lan ben; saflığımı, benliğimi her şeyimi. şimdi hangi hakla geçip de karşıma konuşabiliyorsunuz? sen babanı 30 yaşında sildin, ben ise 10 yaşımda karşımda 40 kişiyi arkasına almış babamı kendi içimde öldürdüm. farketmedim mi sanıyorsunuz gülüşlerinizi, küçümseyici bakışlarınızı, kendi aralarınızda kulaktan kulağa hakkımda konuşmalarınızı? suskunluğumu sakinliğimi korktuğumdan mı sandınız? siz delikanlı geçinirken ben sokakların en orta yerinde gözlerimde yaşlar çizgilere basmamaya çalışırken gözlerinin içine baktım ölümün. tek bir adım uzaktaydım yanımdan vızır vızır geçen arabalardan, eski dostumdan. onu aldı bir adımla. aklımda ve kalbimde tek bir acım vardı; sahipsizlik. bilir misin 10 yaşındaki bir çocuğun hissettiği sahipsizlikteki ağırlığı? siz cankiii diye arkadaşlarınızla geyikler yaparken öğrendiğiniz yeni kelimeyle; bilmiyordunuz ki şırıngaların arasında küçük ayaklarımla seneler önce gezdiğimi. bir somun ekmek için yaptıklarımı, maruz kaldıklarımı, bankların soğukluğunu, gecenin ayazını. 1 lira dahi olmadan geçen günleri.
bir yerlede bir zamanlar; ölü görmek ile ölümü görmek farklı yazmıştım. ikisini de gördüm. biri en sevdiğim insanlardan birisi diğeri en yakın arkadaşım. sanırım tüm bunların yanında beni uyuşturan buydu. ölümün varlığının sivriliği her gün kollarıma batıyordu. o yüzden her şeyin anlamsız ve gereksiz gelmesi sanırım bu yüzdendi. insanların yakasına yapışıp gözlerini delerken birden ilaçlar ve uyuşturucular arasındaki girdapta kayboldum. GÖREMEDİNİZ. EN ORTA YERİMDEN KIRILIRKEN BEN, ATTIĞIM SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYMAK YERİNE SESSİZLİĞE BÜRÜNDÜNÜZ, KAFANIZI ÇEVİRDİNİZ.
Kabuslarım devam ediyor, çığlık atarak uyanmalar hezeyanlar. kendime yabancıyım 20 senedir. son 3 senedir ise bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındayım ama ne olduğunu anlayamıyordum. ta ki bugüne kadar. kaşıdım, duvar yıkıldı. değer verdiğiniz yargılarınızı ve basitliğinizi öyle bir yıkacağım ki her birinizin ağzı açık kalacak.
hayatta kalmak için büründüğüm kişiliği, örülen duvarı kendi ellerimle yıkmam gerekti. çünkü ben bu değilim çünkü her zaman beni aşağı çeken bir şeylerin olduğunu hissediyorum, bir sınır var onu geçmem gerek ama geçemiyorum. bu yüzden olduğunu öğrendim. çok uğraştın özür dilerim, binlerce özür. tüm bunlardan beni cımbız ile çektin. beni izlediğini biliyorum. ama bunun olması gerektiğini sen de biliyorsun. seni çok özlüyorum. sana çok ihtiyaç duyuyorum.
özüme döndüm, kendime büründüm. en çok susan da bendim en çok taviz veren de.
tevazunun bir nimet bilgeliğin ise bir kıymet olduğunu sen bana öğrettin. ama anlayacak insan yoktu. gösterdiğimiz tevazu üzerinden bizi ezdiler. olsun dedik.
elimdeki bıçakları aldın yerine kitaplar verdin. ama anlayacak insan yoktu. okuyup da bilim adamı mı olcan dediler. oldum.
erdem ismini yanlızca erkek ismi sananlara ince cümleler kurdum hiç bir yerde duyamayacakları. ama anlayacak insan yoktu. saf dediler. olsun dedik.
kalıpların dışına çıkmak için sorular sordum kimsenin cesaret dahi edemediği ya da korktuğu. ama anlayacak insan yoktu. kafir ya da değişiksin dediler. sormaya devam ettik.
giden bizden gitsin yeterki insanların gönlü hoş olsun dedik. ama anlayacak insan yoktu. tepemize bindiler. olsun insanları kırmayalım dedik.
doğru yanlış terazisindeki kantarın topuzunu sen öğrettin bana ama o topuz hep bozuktu. ahlaktan bahsettiler. kendi doğrumuzda devam ettik.
yanlış yerde doğru olmaya çalıştık. zoru öğrendim ilmek ilmek. şimdi sıra kolayda. siz gibi olmakta.
neler yapabileceğimi biliyorum.
****************************************
uzun zamandır beni arıyordun, hissediyordun ama bulamıyordun. çıkardım üzerimdeki görünmezlik pelerini. bana değil gölgeme bak. bu yüzdendi. her zaman saygı duydum sana aldıkların için kızmak yerine. biliyordum düzeni. dolaylı da olsa sen öğrettin. ben de öğrenmem gerektiğini farkettim. nedeni nasılı niçini. kaybolmayı, görünmezliği, hiçliği. o yüzden ne kadar kaynak varsa hepsini okudum. gereksiz demeden, yılmadan, söylenenlere aldırmadan. odamın içindeki loş ışığa karışan sigara dumanına eşlik eden müzik vardı sadece senelerce. yalnızlığın bir nimet olduğunu seni araştırırken öğrendim. bana değil gölgeme bak. neyin önemli ve değerli olduğunu insanların söylediklerini dinlemeden öğrendiğim ve anladığım için parladığımı biliyorsun. her şeyin farkındayım. her saniye beynim küçük galaksiler patlatıyor adeta. ama bir şeyler değişmeli.
ölüm bile kıskanıyor. gözleriniz nerede? gölgeme bak.
Aertime
glitch is the new boom
bak patlattım
ne yaptığım hakkında insanların en ufak fikirleri bile yok ya da yaptıklarımın ne kadar büyüyebileceğinin farkında değiller. tek söylenen yap da görelim. olay o değil. o kadar çok sonuca odaklanılıyor ki bunun varılmak istenen yere bir yol olduğunun farkında bile değiller. bu sadece somut bir sonuçtan ziyade yüzde yetmiş mental bir şey. olay zaten mentali oturtmakta. diğer yüzde otuz kendi kendine zaten doluyor.
ondan başka bir şey düşünmemek. gündelik hayatta fikirlerini geliştirmeye, sorgulamaya ve soru sormaya çalışarak perspektif ve vizyon geliştirmek. komple ham bir şeyi eline alıp evire çevire her yerini incelemek gibi bir düşüncenin oluşması ve yeşermesi. yeşerdikten sonra yapılacak tek şey susuz kalmaması için üzerine düşünmek.
sanırım kendimle ilgili en sevdiğim özelliğim düşüncelerime saygı duymam ve onları savunmam ve de bu düşüncelerin değerini bilmem. çok olmamakla birlikte tabiki de şüpheci yaklaşmak. farklı ve zıt açılardan sürekli bir değerlendirme süreci. bunun değerini hiç bir zaman anlayamayacaklar. bu gücü gerçekten derinlerinizde hissederseniz şayet isteyip de yapamayacağınız bir şey olmadığını bilmenizin verdiği rahatlık paha biçilemez.
sırf değer yargılarınızı yıkmak için bunu yapacağım. aslında ne kadar basit olduklarını yüzlerine vurmak için. ve de bunu yaparken hiç bir zaman anlayamayacaklarını bilmenin keskinliği daha da bir kışkırtıyor.
amorph1
beni aradığını biliyorum. içindeki o dürtüyü, aklındaki acabayı. her zaman hissettim. peki ya sen benim seni aradığımı biliyor musun? bildiğini biliyorum. neler yapabileceğimi biliyorsun ya da nelerden feragat ettiğimi ve edebileceğimi. dünyanın her yerinde olabilirim. istediğimi yapabilirim. değer yargılarınızdaki kırılma noktaları olurken ben; standart sapma sanmanız zavallılığınızdan. duvarlar ne kadar yüksek, çukurlar ne kadar derin olursa olsun; zamanı gelince beni alacağını biliyorum.
bak patladı bir galaksi daha? bu kaçıncı oldu? az kaldı.
bak uçuyorum yine en dip yerimden. yüksekler yüksek ben ortalarda bir yerlerde bir orada bir burada. tekerlek misali rüzgar misali. bak görüyor musun ben seni görüyorum da. hem de her birinizi. tek tek. ince ince. zira kimse tek olamazmış. bir sürü maskeleri varken bölmekmiş aslında benliğini. 78 adet kişiden oluşuyorum mesala ben. tabi lan ne sandın görsen delirirsin. ya da bilemedim. en sessiz çığlıklar en çok gürültüyü oluşturuyormuş onu arıyormuş oymuş. duvardan duvara. dumandan dumana. ah nasıl da güzeliz ama. bahardaki çiçekler gibi değil de en dikenli en çirkini. hani çocukken tekme atarak kafasını koparttığımız çiçek vardı ya hah işte oyuz. kendimize attığımız tekmelerden olsa gerek. her çocuk kendi geleceğine tekmeler atarmış aslında. zira her çocukluğum aklıma geldiğinde dayak yemiş gibi olurum da biraz. çatmış kaşlarını bana bakarken görüyorum. sebebini biliyorum. sebebini biliyor. kızmıyor çünkü yolun bu kadar bile uzun olamayacağını biliyor. düşün çocuk düşün. bir tek o vardı o kalmıştı elinde, kendine onu miras bıraktın. köprü altlarında soğuk banklarda. sen o duvarları çok küçük yaşta yırttın o yüzden bu kaşlarını çatman. farkındalığından.
sonradan şimdiden bir şeyler değişmeli. iyi ya da kötü bir şeyler kırılmalı. bir şeyleri bırakmalı. kökten gelen yer etmiş. uçmamız hangisinden acaba. değiştirdiklerimizden mi yoksa değiştiremediklerimizin getirilerinden mi. çek bir fırt. boom. içten içten diken diken. köşedeki gölge. en ortasında en yüksekteyim. kollarımı açsam. kollarımı açsam. sararım. belki. belki.
bırak dolsun içine bırak kendini aldığın nefesi hisset biliyorum sorun yok
(by ConfinedRiley)
cool shaped trees ( via )
“The Fighter” by Dillon Droke
Mushroom Bloom- Amanda Sage; 2020