makeymakeymakeup

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Russia
seen from Italy

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Kosovo

seen from Germany

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Sweden
seen from Malaysia
makeymakeymakeup
Şu sosyal medyaya sadece kız düşürmek için giren tipler, iğrençsiniz...
Gerçekten insanların iki yüzlülüğünden kusasım geliyo. Lütfen, rica ediyorum, az ötede yaşayın bana da bulaşmayın. LÜTFEN!
Canım kızım Deniz. Eminim doğsan bi ışık demeti olarak verirlerdi seni kucağıma. Aynı beni annemin kucağına verdikleri gibi. Aynı annemi annesinin kucağına verdikleri gibi. Bizim ailenin kadınlarının lanetidir bu tantanalı parıltı. İnsan annesinin ışığının sönmesini izlerken öfkeden bi ummanda boğuluyor sanki. Bunu izlemek zorunda kalmadığın için şanslı saymalısın kendini. Ben her sabah aynaya baktığımda annemin beni acı içinde kıvrandırarak nasıl kendini yok ettiğini, seninse nasıl hiç ışıyamadığını düşünmekten aklımı kaybediyorum. İki karanlık arasında koşturan yorulmak bilmez bi zavallıyım.
Deniz. Seni çok sevdim. Buna en büyük kanıt olarak gör karadelik gibi seni yutacak bu dünyanın ortasına, sönmeye mecbur bir yıldız gibi doğmamış oluşunu. Ben karnında bebeğinin ölüsünü günlerce taşımış bi kadınım. Bu çukuru içime kazarak kendime hiç kapanmayacak bi yara sana da belki korkarsın diye ışıkları hiç söndürmeyecek bir anne armağan ettim. Işıl ışıl bi mezarlığım artık.
Deniz. Doğmamış yıldızım. Göğümün en güzeli. Hiç tutamadığım ellerini öpüyorum her gözlerimi kapattığımda. Bi annenin yapması gereken ilk ve tek şeyi yapamadım. Seni yaşatamadım. Bi mezarlıktan ibaret bu kadını artık bağışla.
çok zaman geçti. kaşıma demişti reaper neyi ve neden kaşımamam gerektiğini anlamadan alnımın en ortasına dokunduğunda küçük bir çocukken. ta ki bugüne kadar. geçmişime çektiğim duvar kendime çektiğim duvardan ziyade uyuşmuş bir hayattaki zaman kaybına dönüştü. farketmem için üzerinden 20 sene, yaşımdan ise 30 sene geçmesi gerekti. kendime yabancı bir şekilde her birini hatırlarken tepkisiz, duygusuz bir kayaya dönüşmem miydi sonucu? keşke patlayabildiğim kadar patlasaymışım işin sonu ölmek de olsa bir şeyler yapsaymışım. o zaman belki çeneleri kapanır ya da sırıtışları kesilirdi.
çocukluğumu verdim lan ben; saflığımı, benliğimi her şeyimi. şimdi hangi hakla geçip de karşıma konuşabiliyorsunuz? sen babanı 30 yaşında sildin, ben ise 10 yaşımda karşımda 40 kişiyi arkasına almış babamı kendi içimde öldürdüm. farketmedim mi sanıyorsunuz gülüşlerinizi, küçümseyici bakışlarınızı, kendi aralarınızda kulaktan kulağa hakkımda konuşmalarınızı? suskunluğumu sakinliğimi korktuğumdan mı sandınız? siz delikanlı geçinirken ben sokakların en orta yerinde gözlerimde yaşlar çizgilere basmamaya çalışırken gözlerinin içine baktım ölümün. tek bir adım uzaktaydım yanımdan vızır vızır geçen arabalardan, eski dostumdan. onu aldı bir adımla. aklımda ve kalbimde tek bir acım vardı; sahipsizlik. bilir misin 10 yaşındaki bir çocuğun hissettiği sahipsizlikteki ağırlığı? siz cankiii diye arkadaşlarınızla geyikler yaparken öğrendiğiniz yeni kelimeyle; bilmiyordunuz ki şırıngaların arasında küçük ayaklarımla seneler önce gezdiğimi. bir somun ekmek için yaptıklarımı, maruz kaldıklarımı, bankların soğukluğunu, gecenin ayazını. 1 lira dahi olmadan geçen günleri.
bir yerlede bir zamanlar; ölü görmek ile ölümü görmek farklı yazmıştım. ikisini de gördüm. biri en sevdiğim insanlardan birisi diğeri en yakın arkadaşım. sanırım tüm bunların yanında beni uyuşturan buydu. ölümün varlığının sivriliği her gün kollarıma batıyordu. o yüzden her şeyin anlamsız ve gereksiz gelmesi sanırım bu yüzdendi. insanların yakasına yapışıp gözlerini delerken birden ilaçlar ve uyuşturucular arasındaki girdapta kayboldum. GÖREMEDİNİZ. EN ORTA YERİMDEN KIRILIRKEN BEN, ATTIĞIM SESSİZ ÇIĞLIKLARI DUYMAK YERİNE SESSİZLİĞE BÜRÜNDÜNÜZ, KAFANIZI ÇEVİRDİNİZ.
Kabuslarım devam ediyor, çığlık atarak uyanmalar hezeyanlar. kendime yabancıyım 20 senedir. son 3 senedir ise bir şeylerin yanlış gittiğinin farkındayım ama ne olduğunu anlayamıyordum. ta ki bugüne kadar. kaşıdım, duvar yıkıldı. değer verdiğiniz yargılarınızı ve basitliğinizi öyle bir yıkacağım ki her birinizin ağzı açık kalacak.
hayatta kalmak için büründüğüm kişiliği, örülen duvarı kendi ellerimle yıkmam gerekti. çünkü ben bu değilim çünkü her zaman beni aşağı çeken bir şeylerin olduğunu hissediyorum, bir sınır var onu geçmem gerek ama geçemiyorum. bu yüzden olduğunu öğrendim. çok uğraştın özür dilerim, binlerce özür. tüm bunlardan beni cımbız ile çektin. beni izlediğini biliyorum. ama bunun olması gerektiğini sen de biliyorsun. seni çok özlüyorum. sana çok ihtiyaç duyuyorum.
özüme döndüm, kendime büründüm. en çok susan da bendim en çok taviz veren de.
tevazunun bir nimet bilgeliğin ise bir kıymet olduğunu sen bana öğrettin. ama anlayacak insan yoktu. gösterdiğimiz tevazu üzerinden bizi ezdiler. olsun dedik.
elimdeki bıçakları aldın yerine kitaplar verdin. ama anlayacak insan yoktu. okuyup da bilim adamı mı olcan dediler. oldum.
erdem ismini yanlızca erkek ismi sananlara ince cümleler kurdum hiç bir yerde duyamayacakları. ama anlayacak insan yoktu. saf dediler. olsun dedik.
kalıpların dışına çıkmak için sorular sordum kimsenin cesaret dahi edemediği ya da korktuğu. ama anlayacak insan yoktu. kafir ya da değişiksin dediler. sormaya devam ettik.
giden bizden gitsin yeterki insanların gönlü hoş olsun dedik. ama anlayacak insan yoktu. tepemize bindiler. olsun insanları kırmayalım dedik.
doğru yanlış terazisindeki kantarın topuzunu sen öğrettin bana ama o topuz hep bozuktu. ahlaktan bahsettiler. kendi doğrumuzda devam ettik.
yanlış yerde doğru olmaya çalıştık. zoru öğrendim ilmek ilmek. şimdi sıra kolayda. siz gibi olmakta.
neler yapabileceğimi biliyorum.
****************************************
uzun zamandır beni arıyordun, hissediyordun ama bulamıyordun. çıkardım üzerimdeki görünmezlik pelerini. bana değil gölgeme bak. bu yüzdendi. her zaman saygı duydum sana aldıkların için kızmak yerine. biliyordum düzeni. dolaylı da olsa sen öğrettin. ben de öğrenmem gerektiğini farkettim. nedeni nasılı niçini. kaybolmayı, görünmezliği, hiçliği. o yüzden ne kadar kaynak varsa hepsini okudum. gereksiz demeden, yılmadan, söylenenlere aldırmadan. odamın içindeki loş ışığa karışan sigara dumanına eşlik eden müzik vardı sadece senelerce. yalnızlığın bir nimet olduğunu seni araştırırken öğrendim. bana değil gölgeme bak. neyin önemli ve değerli olduğunu insanların söylediklerini dinlemeden öğrendiğim ve anladığım için parladığımı biliyorsun. her şeyin farkındayım. her saniye beynim küçük galaksiler patlatıyor adeta. ama bir şeyler değişmeli.
ölüm bile kıskanıyor. gözleriniz nerede? gölgeme bak.
en sevmediğim laflardan biri
BOL ŞANS
Jenny Lawson - Hiç Olmamış Gibi Yapalım E Kitap İndirKitap Adı: Hiç Olmamış Gibi YapalımYazar: Jenny LawsonSayfa Sayısı: 424 Jenny Lawson - Hiç Olmamış Gibi Yapalım Epub Pdf E Kitap İndir https://bc.vc/ViakwvQ https://bc.vc/rwoT140 https://bc.vc/jMTrijI https://bc.vc/EZor6FK https://bc.vc/6pQHIr4
Jenny Lawson - Hiç Olmamış Gibi Yapalım Epub Pdf E Kitap İndir Jenny Lawson - Hiç Olmamış Gibi Yapalım E Kitap İndirBabamın geyiği attığını düşünmek istiyorum çünkü giydiğiniz ya da içine kustuğunuz
Yine ne zor duygulardayım. Bakmaya halim cesaretim yok. Erkekleri canavar olarak görmeyr başladım galiba. Ortamda erkek varsa hep tetikteyim. Güvende hissetmiyorum. Keşke maruz kalamasaydım kız düşürme muhabbetlerine beni fena etkiledi. Beni tepkimeye soktu hep sokuyor. Herhangi bir aldatma, şakasıyla üstüne gül koklama babından olaylarla nasıl başedeceğimi bilmiyorum. Bi yanımda umudum ve mutluluğum var hala yine de. Küçücüğüm daha. Evet küçücük bi kızım bundan gücenmeyeceğim. Neden bu kadar tetiklendiğimi araştırıyorum uzun zamandır. Bu yolda çok yalnız hissediyorum, çoğu yolumda da çok çok yalnızım. Kimseye el uzatamayacak kadar korkuyorumdur belki. Bana uzatılan ellere yine de hemen güveniyorum. Bunu yıkıyorum şimdi. Acıya tutunmaya gerek yok. Aklıma şey geliyor. Buruk bi gülümsemeyle: dilek dilerken meli ma lı cümle kurmayın diyolar ya. Tamamiyle öyle konuştum evren şimdi kabul etmiycek xd. Neyse acı içindeyim. Benimle eğlenen bir ağam mı var karşımda yoksa samimi hisli canımdan can parçası mı var. Beni bu şüpheye düşüren ne. Kendi çelişkilerimi mi yansıtıyorum ona. Gerçek ne. Bilmiyorum fazla başkaşaeının alanını düşünüyorum sanki. Merkezde kal merkezde kal. Asla istemiyorsun sevdiğin birinin ellerine çamur bulaşabileceği ihtimalini. Ama ya onlar bataklığa uğradıysa, ne yapavaksın hamamcıbaşı tellak rolu hazırlansın mı efendim?? Hamamında ağırlayıp bir de çamurlarını görmemiş gibi temizlemeye kalkacaksın. Yapma yapma ya da yapmak mı doğrusu. Belki de birinin kirine dokunmaktan acayip korkacaksın. Görmemiş gibi yapavaksın. Kaçacaksın. Kapıları kapayacaksın. Ne zor, üstelik sen diline kilit vurmuş gibisin kendim. Yanında eşlik edecek yüreklere muhhhtaçsın deli gibi muhtaçsın.
Kalbimdeki kötülüğü seziyorum. Fakat korkudan filizlendiler onlar, güvene ihtiyacım var. Sürekli birilerine güvenli yatak olamaya çalılırken kendi kıçım açıkta kaldı. Ne kadar ekmek o kadar köfte prensibine bel bğladım. Ama yok. Hangi yolu tuttursam bir kusur çıkıyor yolda.
Ve saygısız erkek kişileriyle başa çıkarken kendi çizgimden fena sapıyorum. Yapmıyım bunu bir daha. Ya da dinsizin hakkından imansız mı gelir?
Bilmiyorum, anlık.