Gâye yoksa, fikir ne ? Ve gâye Allah değilse çaba niye ?
— Kumandan Salih Mirzabeyoğlu

seen from Singapore

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Saudi Arabia

seen from United States

seen from United States

seen from Poland
seen from Türkiye

seen from Saudi Arabia
seen from China
seen from Australia
seen from Australia

seen from Argentina
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States
Gâye yoksa, fikir ne ? Ve gâye Allah değilse çaba niye ?
— Kumandan Salih Mirzabeyoğlu
İnsanın istikameti güzel olsun.
Gerisi gelir.
İstikameti güzel olanın, ruhu da güzel olur.. h.h
Liberalin koyunu, sonra çıkar oyunu...
"Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; 'Biz buna müstehakız' derler."
Kastamonu Lahikası'ndan...
Hele maşaallah. Yüzbin maşaallah. Diyarbakırlı kardeşlerimin gözlerinden öpmüşüm. Yiğitçe bir iş etmişler. Müslüman oğlu müslüman Kürdistan'ı (kastettiğim devlet değil bölge) LPG'ci, estağfirullah, LGBT'cilerin 'dans etkinliği' ile kirletmemişler. Dindar cedlerine yakışır bir tavır sergilemişler. Tekbirlerle hepsini dehdehlemişler. O toprakların ulu büyüklerinin ruhaniyetine tebessüm ettirmişler.
Elhamdülillah. Barekallah. Tekrar bin maşaallah. Zaten, öyledir, müslüman Ömerleşti mi İblis bile onu görünce yolunu değiştirmeye başlar. Bak şimdi, anlatınca, gözlerinden öpmek de az geldi. Ben onların ellerinden de öpmüşüm. Öyle sayın kârilerim. Zira bu zamanda hamiyet-i diniyesiyle böyle celadetli işler yapan gençler Allah'a pek yakındır.
Bu vesileyle yaptığım evhamlardan birisini de sizinle paylaşmak isterim. Efendim, bu diyeceğim, Ebubekir Sifil Hoca'nın kitaplarında-beyanlarında çok dikkat çektiği birşeydir. 28 Şubat sürecinde yutulan bir zokaya dairdir. Özetlemeye çalışayım: 28 Şubat'ta solcuların hepsi bir kalem tavır sergilememiştir. Ya? İçlerinden az bir kısmı, özellikle liberal kesim, mütesettir müslümanların yanında durmuştur. Mağduriyetlerini izhar eden yazılar yazmıştır. Beyanatlarda bulunmuştur. Evet. Allah hepsine hidayet versin. Ne diyelim. Fakat, ama, lakin... Acaba bu desteklerini hangi fiyatla satmışlardır? Tastamam 'insaniyet namına' mıdır eyledikleri? Yoksa mevzuda bazı bityenikleri de saklanmakta mıdır?
Ebubekir Sifil Hoca'ya göre vardır. Somut misallerinden de bahseder ya, onlara girmeyeceğim, özet geçeceğim: Liberaller, müslümanlara bu desteği, 'karşılığında destek istemek' için yapmışlardır. Mesela: Mütesettir hanımların üniversiteye kabulüne destek veren birisi bir başka yazısında manaca demiştir ki: "Ben sizi savundum. Şimdi de LGP'cilerin, estağrifullah, LGBT'cilerin haklarını alabilmeleri için siz bana destek olun. Sizin hakkınız nasıl haksa onlarınki de öyle hak. Göreyim hakperestliğinizi..."
Sürecin travmatik yapısı nedeniyle denize düşen bazılarımız oradaki yılanlara, yılan olduklarını unutaraktan, çok sıkı sarılmıştır. Ve nihayetinde yılanlar da karaya çıkıldıktan sonra "Ne sıktın be kardeşim!" diyerek kiralarını musibetzedelerden istemişlerdir. Bugünlerde sıklıkla denk geldiğimiz 'libe-müslim' aydınlar o dönemin yemlenmesinin mahsulleridirler. Hatta, başörtülü olup LGBT'yi savunan (veya az-biraz sonra hepten başörtüsünü falan kenara atıp dini-diyaneti boşlayan) gençler, erkek versiyonlarını da ıskalamayalım elbette kârilerim, o dönemde yenilen zokanın sonuçlarıdırlar. Bu 'borçlandırıcı' desteğin sonucunda, Ömer Seyfettin'in 'Diyet'indeki gibi kolunu kesip verebilen pekaz olduğu için, çoğusu fikriyatında melezleşmiştir. İtikadında melezleşmiştir. Amelinde melezleşmiştir.
Yani kemalistlerin zulmünden liberaller epeyce adam devşirmiştir. Eh, fakat, ama tarlası sürülen yine müslümanlar olmuştur ne yazık ki. Bu ülkede herkesin yüzü biraz güler. Sünnilerinki pekaz güler.
Arıza, müslümanların haklarını 'kendi tanımları üzerinde yükselerek' istemeyi beceremeyişinden kaynaklanmıştır. Tesettürü 'insan hakları' gibi global bir kavramın üzerine yığarak istemek; onunla Batı'dan destek ummak; müslüman memleketin müslüman evlatlarının analarının aksütü gibi helali gibi konuşamamak; aynı kavrama tıkıştırılan pekçok şeyin daha içselleştirilmesini sağlamış; gençlerden "Dört mezhep de ne canım! Peh! Bugünkü dünya ancak liberalizmle yönetilebilir!" diyecek kadar ileri gitmiş acibe-i itikatlar ortaya çıkmıştır. Bunlar namazlarında dört mezhepten çıkmazlar. Ama onları ibadetlerinin dışına da çıkarmazlar. Beşerî ilişkilerde 5. hak mezhebi taklid ederler: Yani liberalizmi.
Bunlar içinde bir de hasbelkader ABD'de eğitim görenler, ayağını Batı dünyasına şöyle bir basıp gezenler, burs alanlar, fonlananlar, hatta çalışanlar pek yamandırlar. Abdullah Cevdet misali, beş vakit namazlı oralara varıp, süreç içinde deizme-ateizme kadar evrilenlere rastlanmıştır. Fakat deizme-ateizme de hemence evrilmezler. Önce bulaştırabildikleri kadar bid'ayı ulaşabildikleri kadar müslümana bulaştırmaya çalışırlar. Asıllarını sonraları açık ederler. Her neyse. Allah gençlerimizi böyle fitnelerden muhafaza eylesin. Benden de amcalarıma/yengelerime nasihat: Çoluğunuzu-çocuğunuzu Batı'ya teslim etmekte heveskâr olmayın. Delikanlı dünyasını (belki) âbâd ederken ahiretinden (belki) olabilir. Mahşer günü anasından-babasından şekva edebilir. Böyle bir bedelleşmeye akıllılık gözüyle bakılmaz, vesselam.
Ha, oraya gelecektim, hızlı gittim: 28 Şubat'tan sonra şimdi Gazze meselesinde de benzeri birşey yaşanıyor. Gerçi küfrün maskesi yırtılıyor. ABD'nin, Batı'nın ne mal olduğu ortaya dökülüyor. Fakat Cibali Babalar da öyle kolay vazgeçmiyor. Bazı üniversitelerde yapılan savaş karşıtı eylemlerden ziyadesiyle heyecanlananlarımız var. Onlar durmuyorlar, dinmiyorlar, yine Batı güzellemesine devam ediyorlar. İlla güneşi Batı'dan doğuracaklar. İlla hidayetimizi onların ellerine verecekler. İlla, illa, illa... Maskenin yırtılmasına gönülleri elvermiyor yani. İşte, bir tanesine, geçenlerde sosyalmedyada rastladım kârilerim. Metin Karabaşoğlu Serbestiyet'te yayınlanan "Yaşasın Gençlik!" yazısında diyor ki:
"Dünyanın her yerinde, ama özellikle Batıda ve Türkiye’de, devam eden mezâlimin son bulması için etkili her türden eylemi ve söylemi geliştiren gençleri izlerken dikkatimi çeken bir husus, tam da Zübeyir Nişancı’nın o söyleşide dikkat çektiği ‘ahlâklılık’ kriterlerine ilişkindi. Ahlâkı salt cinsel normlara indirgeyen daha yaşlı kuşakların epeyce bir kısmı zalime zalim, işbirlikçiye işbirlikçi diyememe ahlâksızlığına duçar haldeyken, İsrail’in zalimliğine karşı sesini yükselten gençler içerisinde her inançtan, düşünceden, ideolojiden, cinsel tercihten kişiler vardı. Belki başka bin konuda birbirlerinden ayrışmalarına karşılık, hakikaten hayata ve insana saygı konusunda sarsılmaz bir ittifakları sözkonusuydu..."
Ahlakın kriteri çoğaltılabilir ama şu 'ibneleri ahlaklı gösterme' meselesi bir cerbezedir. Anadolu irfanında 'beline sahip çıkamayan'ın erdemine inanılmaz. Bu irfan, yabancının değil, İslam'ın irfanıdır. Şehvetine sahip olamayan hiçbirşeyine sahip olamaz. İstikamette hiç olamaz. İbneye umut bağlanmaz. Nitekim Bediüzzaman'ın 'kuvveler bahsi'nde kuvve-i şeheviye üzerine söyledikleri de bunu doğrular:
"Meselâ, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur."
Hollywood'tan tutun Yeşilçam'a kadar mezkûr cerbeze sıklıkla işlenmiştir. 'İyi kalpli ibneler' genelde romantik-komedi filmlerinin klişelerindendir. (Sonlardan birisini Son Kabadayı'da Rasim Öztekin'in kişileştirdiği 'Sürmeli' karakterinde görürüz.) Bu manipülasyon şöyle bir yalana iman etmemizi dayatır: "Tamam, adamlar/kadınlar hayvanların bile yapmayacağı hayvanlığı işliyor olabilir, ama yine de ahlaksız diyemezsin, tiksinemezsin. Belki o daha ahlaklıdır. Saygı göstermeyi unutma..."
Standart sünni bir müslüman olarak ben buna inanmayı reddediyorum. Beni doğrulayacak epeyce veri olduğunu da biliyorum. 28 Şubat'ta veya şimdi Gazze katliamında verdikleri desteği de itikadımı cerheder bulmuyorum. Mazlumların yardımına 'daha sonra onlarda meşruiyet kazanmak için' koşmak liberal ideolojinin taktiğidir. (Türkiye'de de aynı kişiler "Biji Kürdistan!" sloganları atmadılar mı? Ne için? Kürtleri çok sevdikleri için mi? Yoksa manipüle edilebilir bir alan gördükleri için mi?) Fakat burada şöyle garip birşey de var: Bugün İslam âleminde en çok kanı akıtanlar yine onlar. Yani bizi öldürenler de kendilerini liberal olarak tanımlıyorlar. (Biden'a sorsanız ondan liberali yok mesela). Eee, o halde? Herhalde 'iyi polis-kötü polis'in bir versiyonu oynanıyor. Cibali Babalar da yine tezgâha geliyor.
Bitirirken tekrar hatırlatayım kârilerim: Diyarbakırlı gençlerin gözlerinden-ellerinden öpmüşüm. Varolsunlar. Şâdolsunlar. Metin Karabaşoğlu'nun umudu gençlerde olduğu gibi benim umudum da gençlerde. Sadece başka gençlerden ümitvâr oluyoruz. Ben dümdüz sünnilerden ümitvârım. Oysa...
Nasıl ki askerlikte teğmenden mareşale kadar rütbeler varsa ve bir teğmen gururlanıp "Ben de mareşal gibiyim!" dese haddini bilmemiş olur. Tarik-i Âliyye'nin en zor taraflarından biri de haddini bilmemek ve şükretmemektir. Sofi zanneder ki, tarikatta geçen çok seneler onun ıslahına sebeptir. Oysa tarikat senelerle ölçülmez, istikametle ölçülür. İstikametten maksat namazını hiç bırakmamak, bütün namazlarını mümkün olduğunca cemaatle kılmak, orucunu kâmil bir sıfatla tutmak, zekâtını günü gününe noksansız vermek, diline doğruluk ve sadakati koymak, fuhuştan, zinadan, yalandan, gıybetten uzak durmaktır. İşte tasavvuf budur! Yani Şeriat'ı noksansız uygulamaktır.
|Semerkand Dergisi - (Yarbay) Mehmet Ildırar
Sözlerin ve fiillerin Allah düşmanlarını sevindiriyor, Allah dostlarını üzüyorsa kendini kontrol et. Eğer Allah düşmanlarını rahatsız ediyor, Allah dostlarını sevindiriyor ise, istikâmet sağlamdır, devam et.
Üstad Kadir Mısıroğlu
"Şüphesiz ki Allahü teala, dünyaya düşkün olmayan zahide istediğinden fazla, dünyaya rağbet edene, düşkün olana istediğinden az verir. İstikamet sahibine ise istediği kadar verir."
(Ebu Osman Mağribî Hz)
Kaybolan Yollar
Yollar, kimisi dar kimisi geniş. Dar yollarda hareket kabiliyeti kısıtlı ve kafamız rahat. Sağa sola gitmek yok. Seçenekler kısıtlı olduğu için adaptasyon yeteneği daha fazla. Geniş yollar öyle mi hangi kulvarda gideceğine karar vermeli. Yalnız da yürüyebilirsin yanına birini alarak da. Senkronize yürümeli. O yürümüyorsa sen ona uyum sağlamalısın.
Yokuş çıkar bazı yollar. Aşağıdan gidenler yukardan gelenlerle karşılaşır. Kimisi umduğunu bularak dönüyor. Bazısı umduğunu buldu mu bilemiyoruz. Onlar zirveden gelenler. Gururla bakıyorlar aşağıdan gelenlere. Kimisi zirveden inmenin erken olduğunu düşünüyor, direniyor kederle.
Uçsuz bucaksız yollar. Kimine sonsuzluğu haykırıyor, kimine de bitmez tükenmez umutsuzluğu. Nereye kadar gideceğimiz belli değil. Yolun sonuna geldik cümlesini kuramıyoruz bu yollarda. Burada süreç önemli, varış değil diyor kimisi. Ucu bucağı görünmüyorsa gözler kapalı gitmeli.
Dalgaların üstünde iner çıkar bazı yollar. Başımız göğe de erebilir dalga yükselirken, yerin dibine de gidebiliriz dalgalar inerken. Bu sabit olmayan yola uyum sağlamak bir türlü barışamadığımız hayata ne de çok benziyor. Bazen tatlı bazen acı. İner misin çıkar mısın.
Bazı yollar taşlı. Yollar mı taşlı bağrım mı taşlı sora sora ilerlersin. Battıysa ayağına bir taş gücenir sabredersin. Canın mı sıkıldı alırsın bir taş olanca gücünle fırlatırsın. Kendinle kavga etmekten vazgeçmenin yolu burası. Eteğindeki taşları dökersin kimsecikler de farketmez bu taşlı yolda. Uzlaşırsın sertliğin içindeki yumuşayan yanlarınla.
Bazı yollar çetrefilli. Labirent burada doğdu. Nereye gideceğini bilemezsin. Bilmek istersin. Uzun uzun adımlarla, yaylanarak, süzülerek, baka baka, seyrede seyrede değil bir an evvel çıkmak üzere. Orada olmaman gerekiyormuşcasına, soru işaretlerini devire devire başladığın noktaya geri dönersin. Yoruldun, gözden geçirdin ve yeniden başladın.
Gözden kaybolmak üzere hazırlanan yollar var. Yavaş yavaş küçülürsün geriden bakanlar seni doya doya izler. Bu süre zarfında geridekiler senden bahseder. Arada dönüp bakarsın onlar da sana bakıyor mu diye. El sallarsın, onlar da karşılık verdiyse uzaktan güven içinde devam edersin. Bilirsin ki gözden kaybolsam da gönüllerde hep var olacam.
İkinci kez yürüyemeyeceğin yollar var. İstesen de yürüyemezsin, yok öyle bir yol çünkü. Şimdi bana kaybolan yollarımı verseler diye özlem duyarsın. O gün, o saat, o saniye orada olman gereken bir yol. Her adım ayrı bir deneyim, ayrı bir doku ayrı bir tat. Başka yollar düşünmeden, gizli planlar yapmadan o anın kıymetini, değerini bilmeyi bu yolda öğrenirsin. İlk kez yürümenin verdiği heyecan yolun sırrı değil, yolcunun. Yola sadık kalanın, istikametini bozmayanın. İkinci kez yürümenin asla mümkün olmayacağını bilerek yürüyenlerin.
Resim: Steven Outram - Crow Lane
💫💫💫💫💫
Hz Ömer [ra ]