Aradan dört yıl geçti nerdeyse. Ben ikinci kez sevildiğime ağladım. Bambaşka bi yerde, bambaşka bi kişilikle. Büyümek harbi garipmiş.
i don't do bad sauce passes
Cosimo Galluzzi
No title available
Peter Solarz

No title available
Lint Roller? I Barely Know Her

No title available
Not today Justin
tumblr dot com

tannertan36

PR's Tumblrdome
AnasAbdin
One Nice Bug Per Day
trying on a metaphor

Origami Around

Love Begins
will byers stan first human second
ojovivo
occasionally subtle

#extradirty
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Indonesia
seen from United States
seen from Canada

seen from Türkiye

seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from United States
seen from Belgium

seen from United States
@kayipruh
Aradan dört yıl geçti nerdeyse. Ben ikinci kez sevildiğime ağladım. Bambaşka bi yerde, bambaşka bi kişilikle. Büyümek harbi garipmiş.
Valse - Evgeny Grinko 🤍
şu sıralar evimde misafirim biraz.
Anlam veremiyorum ne bu yaratamama hâlim? Önümde onlarca defter, kalemlerimin haddi hesabı yok. Çıkıp tek kelime yazamıyorum. Renkler, yazıldığım kurslar, internette çeşit çeşit insanlar... Elimin altındaki her şey çizmem için yol açıyor bana. Ama yeltendiğim her çizgi yarım. Raflar dolusu kitap, bir o kadar kitapçı, onu da beğenmezsem artık her yerdeki sahaflar. Kalkıp birinin kapağı açmaya heves bulamıyorum. Oysa çok net hatırlıyorum, aklıma gelen cümle uçmadan önce not defterimi bulmaya çalıştığım sokakları. Pencerenin önünde duran ve ne zaman gitmeye karar vereceği belli olmayan kuşu telaşla karaladığım zamanları. Ya da okumayı yeni söktüğümde, etrafımdaki küçük büyük bütün yazıları bıkmadan heyecanla okumamı. Şu dönemde, sanatın önündeki tek engel 'ulaşılabilirlik' sanırım. İnsan varlığım yine formunda, beni hiç şaşırtmadan aynı acizliğinde ilerliyor.
Fitili olmayan bi mumu yakamadığında kalkıp çakmağı kırardın sen.
söğütle salkımın arasında, betonla toprağın, annemle mutfağın. seninle benim değil. yemin ederim, hiç. başlarsam sonunu getiririm. yalan bu. adım atsam yeri öperim. düşersem özür dilerim. bir avuç pamuk ama dikeni var. artık elime değil, kendine batmamanı dilerim. okudum, okudum, okudum. sanıyorum bin kez falan. koyduğun noktanın niyetini buldum. hesap yaptım, onu da bozdum. benim kalbim almadı, senin omuzların geniş; haksız bir savaş ama hakkımla yenilirim. onanmıyorum. hiç ihtiyacım kalmadı. tamamlayamayan ama yokluğa alışanmış insan. bunu yarısı uyuşuk kalbimden söylüyorum. o ben değilmişim. sonuçta artık hiçbir yarana üflemek rüyası görmüyorum. sabaha kadar ettiğim dua reddedildi diye küsmüyorum. bir yolu vardır; başka bir yolu, penceresi, kapısı, mutlaka vardır da ben artık hiç aramıyorum. o defteri açmıyorum ama atmıyorum da. uzanmıyorum. aklıma gelince neydi o, diyorum. sınır ihlâli yok. bağımsızlığını tanıyorum. bayrağın çok güzel. tüm köşeler senin. tüm köşelerin senin, çok güzel. yanında yürümüş olmanın ciğerlerimden basık, kalbimden şişkin bir şekli var. görmüştün, içimde bir atlı karınca turunu tamamlıyordu. her şey çok güzeldi, jeton bitene kadar. olsun, ben teşekkür ederim. başka bir yolda eskiyormuş ayakkabıların. aferin dedim, benim çocuğum durmaz. kalbim niye kırılsın? yemin ederim, hiç.
Dostoyevskinin öldüğü yıl Atatürk doğmuş. Dostoyevskinin Türk düşmanı olduğunu öğrenmemden midir bilmem, bu detay beni gereksiz keyiflendirdi.
Ben kulaklıksız hayatıma devam edebiliyosam her şeyi yaparım, tarzı bi büyüklenme var üstümde.
Işığını zar zor yaktığın bi odada oturuyorsun. Biri gelip önünden geçer ışığının diye almıyorsun kimseyi odaya.
Gittiğin hiçbir yerde kabul edilmemen dileğiyle.
Bugün bi çocuk bana "aaa harry poter'ın kitabı da mı varmış?" dedi. Cevap vermedim.
Tavanla bakışmıyorduk bi süredir, aramız açılmıştı. İyi olduğuma yorup seviniyodum bu duruma. Meğer başımı yukarı kaldırmayı unutmuşum.
Birer birer eksiliyor masadan yıldızlar. Gece yavaş yavaş dönüyor özüne, sonsuz karanlığına. Fakat bu gökyüzünde elbet sabah olacak. Güneş doğacak dayanılmaz sancılarla. Ve iyi olacağız.
Mezarlığın herhangi bi köşesinde birer mezar. Biri zengin bir iş adamı, diğeri tarla çalışanı. Ölüm sebepleri ikisinin de tesadüf; birinin boğazına yurt dışından getirttiği havyarı kaçmış, öbürü tarlada sıcaktan ve yorgunluktan sonsuz bi uykuya dalmış. Birinin ilk öksürüğüyle kapısına doktorlar sıralanmış, diğeri bayıldı sanılmış uzun süre kimse yüzüne dahi bakmamış. Biri yatağında vasiyetinin son cümlesiyle ölmüş, ötekinin kargalar gözünü oymuş hatta dediklerine göre etrafı leş gibi de kokutmuş. Birinin cenazesi binlerce insanlar doluymuş, diğerinin karısı eve ekmek gelmediğini fark edince gözleri dolmuş. Birinin arkasından uzun bi yas, ötekinin yerine ise yeni bir işçi tutulmuş. Nihayetinde bu iki insanoğlu aynı mezarlıkta buluşmuş.
Bir sana verilen kartlar var, bir' de senin seçtiğin kartlar. Sana verilen hayatına girip ders veren kişiler, senin seçtiğin bu derslerden yola çıkarak hayatına soktuğun kişiler.
Basit aslında.