Süre doldu.
Hepimiz inatla süresizliği ararız.
Hem de süre bize doldum dediği halde.
Bize bu bile çoktu diyemeyecek kadar fazlasını bekleriz, ya.
Ya. İşte. Nankör müyüz? Yoksa doyumsuz mu? Ya da sınırları zorlayan bir avuç umut bekçisi miyiz?
Ya hu biz neyiz?
Dolan sadece tek bir süre bile değilken, biz bulduğumuz tüm kum saatlerini durmadan çevirenleriz.
Biz süreyi değil, sahip olduğumuz tüm zamanı dolduranlarız.
Tüketmişiz.
Veyahut tükenen olmuşuz.
Kimin umrunda?
Benim değil. Vallahi benim değil.
Süremi doldurdum yetmedi kum saatimin kumlarını ellerimden bile akıttım ben.
Umrumda değil bize ayrılan zamanın sonuna gelişimiz.
Bendeki bitmek bilmeyen o teselli süresi hepimizden önce tükenmiş.
Tükenince bitiyormu peki?
Sanki ölü ama yaşıyor der gibi.
Ya da ilerden dönüş vermesini beklediğimiz yolda hiç dönüş işareti bulamayışımız gibi.
Yok gibi.
Var olan herşeyin geride bırakacak tek birşeyi bile olmayışı kadar boşu boşuna var olduğu gibi, dolan tüm sürelere o büyük yazık oluşda işte bu var oluşla aynı.
Çünkü bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimizde o geçen süreden de geriye bir tek şey bile kalmadı.
















