6 senedir hiç televizyon izlemiyorum. Son 1 senedir düzenli olarak gazete okumayı da bıraktım. Gündemi, - başkalarının görmemi istediği gibi servis edilen - yayın organlarından değil, o gündemi oluşturan, yaşayan ve içinde olan ilk ağızlardan takip etmeye çalışıyorum. Sanıyorum ki artık sosyal medyanın da suyu benim için kaynadı. Bazılarını yakından, bazılarını uzaktan, bazılarını ise hiç tanımadığım 1600 küsür arkadaşım var. Duvarıma her saniye onlarca paylaşım düşüyor ve kimi paylaşımlar beni kısa süreli şoklara sevk ediyor. Son "şok" umu yakından tanıdığım arkadaşlarımla paylaşmak istedim. " Terörün çözümü için Ankara'da patlamanın gerçekleştiği alanda kurulacak sehpada apo'nun asılması ile başlayan, ülkemizde 1 ay sürecek sokağa çıkma yasağı ile gelişen, tüm şehirlerimizde pkk sempatizanları ve üyelerinin kılıçtan geçirileceği bir süreç ile son bulan" paylaşımlar. Hemde 1 - 2 kişi tarafından değil, fotoğraf halinde bir yazı ve on binlerce kişi tarafından paylaşılmış / paylaşılmaya devam ediyor. Sur mahallesini 100 günde mi kontrol altına alabilmiştik ? Cizre'de 82 gündü galiba. Yüksekova, Şırnak, Nusaybin bakalım neler olacak. Akan kanı, yeni akacak kan ile durdurmaya çalışmak, hayatlarını kaybeden yüzlerce polisimize, askerimize, sivil insanımıza ve henüz hayatlarını kaybetmemiş ama bu hayal ile ilerlersek kaybedecek daha binlercesine saygısızlık değil mi ? Farkında bile değiliz. Zihinlerimizde, kavgayı, terörü, ölümü, savaşı, bombaları, tacizi, tecavüzü, haremi meşrulaştırıyorlar. Sorgulamak, hesap sormak, cevap aramak yerine kanla beslenmeyi ne zamandan beri tercih eder olduk ? İçimiz yanıyor, o yada bu şekilde hayatlarını kaybedenlerin yakınları ise artık yaşayan ölüler. Yanacak, ezilecek bir içleri bile kaldığını düşünmüyorum. Harekete geçmek, sormak, sorgulamak için neyi bekliyoruz anlamış değilim. Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımın yazdığı satır ile bende zihinsel kusmama son vermek istiyorum. " En büyük sorunumuz İsveç gibi olsun artık. Çöpümüz bitti bize çöp verin çok acil. " diyerek ağlayalım. Çağrı