CEPHE'ye güveniyorum.
Hemen alın bu arkadaşı 👏🏻👏🏻
CEPHE'ye güveniyorum.
will byers stan first human second

blake kathryn
he wasn't even looking at me and he found me
styofa doing anything
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
One Nice Bug Per Day
Jules of Nature

ellievsbear

JBB: An Artblog!

No title available
Game of Thrones Daily
AnasAbdin

Kaledo Art

Kiana Khansmith
Claire Keane
occasionally subtle
todays bird
taylor price

Andulka
dirt enthusiast
seen from United States

seen from Ireland

seen from South Korea

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Russia
seen from Egypt
seen from United States
seen from Australia

seen from United Kingdom
seen from Netherlands
@leonidasssc
CEPHE'ye güveniyorum.
Hemen alın bu arkadaşı 👏🏻👏🏻
CEPHE'ye güveniyorum.
Halk Cephesi Açıklama: AKP'nin Polisi Dilek Doğan'ı Kurşunladı HALKI KATLİAMLARINIZLA, FAŞİST TERÖRÜNÜZLE TESLİM ALAMAZSINIZ Faşizm, zora ve zorbalığa dayalı bir siyasi sistemdir. Faşist iktidarlar ömürlerini uzatmak için her türlü araç ve yönteme başvurmaktan kaçınmazlar. Kitle katliamlarından dar infazlara; terörün her biçiminden, işkencelerden psikolojik savaş yöntemlerine… bir çok yönteme başvurur faşizm. Amaç ise hep aynıdır. Halkta korku ve panik yaratarak halkı sindirmek, halkı teslim almak… Bugün ülkemizde yaşananlar da oligarşi ve iktidar bekçisi AKP'nin halkımıza yaşattığı zulüm de bu gerçeklikten bağımsız değildir. Yönetememe krizi derinleştikçe daha da saldırganlaşan oligarşi ve iktidar bekçisi AKP halka karşı savaş açmıştır. Ülkenin her yanı savaş alanıdır. Sadece son 10 günde yaşananlara bile bakılsa, bu ülkede demokrasinin d'sinden bahsedilebileceğini kim söyleyebilir? İşte Ankara'da yaşanan katliam… İşte Kürdistan'da yaşananlar… Ve işte son olarak Armutluda yaşanan, burjuva medya tarafından gerçekleri ters düz edilen infaz girişimi… 18 Ekim sabahı saat 04.30 sularında Armutluda bir eve baskın yapan polisler girdikleri evde Dilek Doğan'ı silahla vurdular. Sözde, baskın gerekçeleri Hatice Ruken Kılıç'ı aramaktı. Fakat baskın yaptıkları evde buldukları Hatice Ruken Kılıç değildi. Halk düşmanı katil polisler arkalarında, göğsündeki kurşun yarasıyla, ölüm kalım savaşı veren 25 yaşında bir genç kız bıraktılar. AKP ve burjuva basın yalan söylüyor. Amaç A kişisini, B kişisini aramak değildir. Aynı anda hem Armutlu'da hem de 1 Mayıs Mahallesi'nde yaptıkları baskınlarda Hatice Ruken Kılıç'ı aradıklarını söylüyorlar. Gerçek nedeni ise ağzından salyalar akan bir katil kendini kaybederek itiraf ediyor. Baskına gelen polisler “Biz çatışma timiyiz, yok mu lan bizimle çatışacak kimse” naralarıyla eve giriyorlar. İnfaz kararı öncesinde alınmıştır. Alınan karar Hatice Ruken Kılıç'ın görüldüğü yerde infaz edilmesi kararından ibaret de değildir. Ev halkından birini infaz etmek için dayanmışlardır kapılara. Türkiye oligarşisi on yıllar boyunca çatışma süsü vererek devrimcileri katletti. “Şimdi sıra halkta” diyor. Katliama gelirken de bir devrimcinin ismini kullanıyorlar ve onu arıyoruz diyerek baskınlarına kılıf uyduruyorlar. AKP faşizmi halka bir mesaj vermek istiyor. “Devrimcilere selam vermeyin, onlara evinizi açmayın, yoksa onları katletmeye geldiğimizde sizi de çeker vururuz” diyor. Ve AKP faşizmi, esas olarak; emperyalizmle birlikte aldıkları “imha” kararı doğrultusunda Cephe'nin hareket alanını daraltmak istiyor. Halkın mücadelesini büyütmemizi engellemek istiyor. DİLEK DOĞAN VE AİLESİ POLİS TERÖRÜ KARŞISINDA DİRENMİŞTİR BASKI VARSA DİRENİŞ VARDIR DİRENME HAKKIMIZIN ÜZERİNDE TEPİNMENİZE İZİN VERMEYECĞİZ Gecenin karanlığında bir aile evine gelip ev halkını ve mahalle sakinlerini uykusundan uyandıran katil polisler karşısında el pençe divan mı duracak halkımız? Bu keyfiliğe boyun mu eğecek? Dilek Doğan'ı, sadece “içeri ayakkabılarınızla giremezsiniz, galoş giyin” dediği için çekip vurmuştur polis amiri. “Galoş giyin” demek; sizin terörünüzü, keyfi uygulamalarınızı kabul etmek zorunda değiliz" demektir. “Zorundasınız” diyor AKP. “Her türlü mantıksız, insanlıkdışı, gayri-meşru, keyfi uygulamaya boyun eğmek zorundasınız. Sorgulama, itiraz etme, hakkını arama” diyor. Yoksa… yoksa ölüm var bu işin sonunda. Halkımızın zalimin zulmüne verdiği o yalın cevabı haykırıyoruz biz de; Ölümden öte köy yok! Ölümse eğer tehdit, ölüm zaten hep ezilenlerin payına düştü. Nerede ne zaman öldüğüne değil, nasıl yaşadığına bakar halkımız. Onurunu, namusunu kaybetmeyi ölüm sayan bir halkı teslim alamazsınız. “Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile”… Onar onar da katletseniz, saniyeler içinde 99 canımızı da alsanız halkı teslim alamazsınız. Bu halkın çocukları 122 kere öldü insanca yaşamak için. Bu halkın kızı Günay tek başına katil sürüleri karşısında teslim olmadı. İşte bu nedenle bugün AKP'nin halka karşı açtığı savaş sonuç vermeyecek. Ne kitle katliamları ne de dar infazlar halka boyun eğdiremeyecek. Halkımız bugün kurşun yemeyi de göze alarak halk düşmanı polisler karşısında tavırsız kalmıyor. Direniyor… Bu, Cephe'nin devrimci politikalarının halkta bulduğu karşılıktır. Bu karşılığı büyüteceğiz. Halkımızla birlikte yeni direnişler yaratarak faşist katliam ve saldırı politikalarını püskürteceğiz. DİLEK DOĞAN'I VURAN AKP FAŞİZMİDİR HESAP SORACAĞIZ! FAŞİST KATLİAMLARINIZA SALDIRILARINIZA BOYUN EĞMEYECEK ADALETSİZLİĞE TESLİM OLMAYACAĞIZ! KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ! HALK CEPHESİ
Öyle ölüler varki ben onların öldüğünü düşündükçe,Vakit olur,Yaşadığımdan utanıyorum..(Nazım Hikmet) Emep Gençliğinden Elif Kanlıoğlu Ankara da Patlamada yaşamını yitirdi Hoşçakal..
Bu Düzene Sevdamızla alternatifiz..
" Aşka ömür biçilmez! Süre biçilen yerde ise aşk yoktur. Sorunuz karşı cinse duyulan sevginin yoğunlaşmış biçimi olarak aşkla sınırlı. Oysa aşk olgusu bunun üstünde bir varoluş, bir kültür meselesidir. Kısaca, hangi kültürü taşıyorsanız, o kültürün "aşk" olgusunu yaşarsınız. Taşıdığınız tüm etiketlere rağmen burjuvazinin kültürünü soluyorsanız "aşk" sizin için 'köpeklik' olabilir, başka bir şey de. Kısaca burjuvazi kendine uygun bir aşk yaratmış ve bunu da halka dayatmaktadır. Oysa bu halkın Ferhat ile Şirin'i, Leyla ile Mecnun'u, Mem u Zin'i vardır. Ve halkın yaşattığı bu destanlarda, bu kültürde aşkın ne süresi vardır ne de sonu. Bu, kadın ve erkeğin birbirini sevmesindeki niteliktir, düzeydir. Bu nitelik aşktır. Ancak burjuvazi bu ilişkileri niceliğe indirger. Herhangi bir mal, bir eşya gibi son kullanım tarihini belirler. Marks'ın dediği gibi; "burjuvazi gölgesini satamadığı ağacı keser". Burjuvazinin dünyasında Ferhat ve Şirinlerin sevda ağaçları tüketim kültürünün balta darbelerine maruz kalır. Aşk bir varoluş biçimidir derken, aşkı karşı cinslerin ilişkisi anlamında daraltamayız. Aşk hali ya da aşıklık; hayata, halka, insanlara, doğaya, kavgaya ve bir insana... kısaca seni vareden her şeye insan olmanın erdemiyle yaklaşabilmektir. Bu hali kişiliğe dönüştürmüş onurlu bir insanın karşı cinsle sevgiye, güvene, paylaşmaya, sadakate ve sonsuzluğa dayalı kuracağı karşılıklı ilişki de elbette aşka tekabül eder. Bugün insanlarımızın kafasına aşkın ömrü şu kadar gündür, aydır, yıldır teranelerini sokanların hayatına bakın. Burjuvazinin allayıp pulladığı Televole ilişkilere bakın. Küçük-burjuva aydın, sanat takımının yaşadığı alçalmaya bakın. Bu kesimlerin hiçbiri gerçek aşkı, sevgiyi, bağlılığı, mutluluğu yaşamamıştır, bilmezler. Onlar aldatmayı yaşar, onu yazarlar, köpekleşirler ve bu matah bir şeymiş gibi köpekleşmelerine "aşk" adı verirler. Sonuç olarak, aşk nedir sorusunun en kısa cevabını öğrenmek isteyenler İbrahim ve Sevgi Erdoğan'ın yarattığı kavga abidesine bakmalılar. İşte biz, bu her yanı çürüyen ve çürüten düzene sevdamızla da alternatifiz. " #Ümitİlter
Yorumum; Sevdamızla düzene alternatif olmanın karşılığı şudur; karşılıklı emek,özveri ve bencillikten uzak "BİZ" olabilmektir. Düzen bizlere "BEN"i dayatırken bizler ise "BİZ"e sarılmalıyız. Bizi biz eden budur. Dokunamasanda,Göremesende ve duyamasanda hayatı sürekli o varmış gibi yaşamak düşünmek ve hissetmektir. Biz her şeyimizle düzene alternatif olmalıyız. Sevdamızla, Duruşumuzla, Düşüncelerimizle ve İnancımızla sarılmalıyız o kızıl güne kadar birbirimize ve "Biz"e . Kaybedecek hiç bir şey yok ama kazanacağımız koskocaman bir dünya var. ve son olarak Karl Marks'ın sevgilisine yazdığı mektubu sunmak isterim.
Canım Sevgilim,
Sana gene yazıyorum; çünkü yalnızım ve sen hiç bilmeden veya işitmeden veya bana yanıt veremeden kafamda seninle sürekli diyaloglar kurmak beni rahatsız ediyor. Portrenin bu kadar kötü olması pek işime yarıyor, ve Meryem Ananın en çirkin portrelerinin, "kararlı Madonna"ların bile, neden iyi portrelerden daha çok, tükenmez hayranlar bulabildiğini şimdi kavrıyorum. Bu kararlı Madonna resimlerinden hiçbiri, senin gerçekte yaşlı değil de asık yüzlü olan, ve sevimli, tatlı, öpülesi
yüzünü hiç yansıtmayan fotoğrafından daha çok öpülmüş ve koklanmış ve gözlerle okşanmış değildir. Ama yanlış resmedilmiş gün ışıklarını düzeltiyorum, ve anlıyorum ki, lamba ışığından ve tütünden pek bozulmuş gözlerim yalnız düşte değil, uyanıkken de resmedebiliyorlar. Etinle, kemiğinle karşımdasın, ve seni kollarımda taşıyorum, ve tepeden tırnağa öpüyorum, ve önünde diz çöküyorum, ve inliyorum: "Madam, sizi seviyorum". Ve sizi Venedikli zencinin her zaman sevdiğinden daha çok seviyorum. İkiyüzlü ve kötü dünya bütün karakterleri ikiyüzlüce ve kötü algılıyor. Bunca karalayıcımdan ve yılan dilli düşmanımdan kim beni ikinci sınıf bir tiyatroda birinci aşık (sayfa 151) rolünü oynamaya içten eğilimli olmakla kınadı? Oysa gerçek budur. Alçakların mizah yeteneği olsaydı, "üretim ve değişim ilişkilerini" bir yana ve beni senin ayaklarında öbür yana resmederlerdi. Altına da yazarlardı. Ama onlar aptal alçaklardır ve aptal kalacaklardır,
Bir an için evde olmamak iyidir; çünkü nesneler ayırdedilmek için aynı zamanda görünür. Yakından incelenen küçük ve gündelik şeyler çok büyürken, yakındaki kuleler bile cüce görünür. Tutkular da böyledir. Yakınlıklarıyla insanın göğsünü sıkıştıran küçük alışkanlıklar, dolaysız konuları gözden uzaklaşır uzaklaşmaz, tutkusal biçime bürünür, yiterler. Konularının yakınlığı ile küçük alışkanlıklar biçimine bürünen büyük tutkular, uzaklığın büyülü etkisiyle büyürler ve yeniden doğal büyüklüklerini alırlar. Benim aşkım da böyle. Yalnızca düşle benden uzaklaşmış olman yetiyor, ve hemen anlıyorum ki güneş ve yağmur bitkilerin gelişmesine nasıl yarıyorsa, zaman da aşkımın büyümesine öyle yarıyor. Sana aşkım sen uzakta olur olmaz, ruhumun bütün enerjisinin ve gönlümün bütün karakterinin toplandığı bir dev gibi görünüyor. Kendimi gene insan olarak duyuyorum, çünkü büyük bir tutku duyuyorum, ve öğretimin ve modern eğitimin bizi içine karıştırdığı çeşitlilik, ve nesnel ve öznel bütün etkileri bize ters eleştirten kuşkuculuk, bize yalnızca her şeyi küçük ve önemsiz ve sıkıcı, belirsiz kılmak için yaratılmıştır. Ama aşk, Feuerbach'sal insana, Moleschott'sal madde değişimine, proletaryaya duyulan aşk değil, tersine, sevgiliye ve özellikle sana duyulan aşk, insanı yeniden insan yapıyor.
Gülümseyeceksin, tatlı sevgilim, ve bütün bu dil uzunluğuna nasıl vardığımı soracaksın. Ama senin o tatlı ve temiz yüreğim yüreğime bastırabilseydim, susardım ve bir tek söz söylemezdim. Dudaklarla öpemediğim için dil ile öpmem ve sözcüklere başvurmam gerekiyor. Gerçekte şiir bile söyleyebilir ve Ovid'in "Libri Tristum"una, gönül acısının Almanca kitabına uyak bile düşürebilirdim. Onu yalnızca İmparator Ogüst sürdü. Oysa beni sen sürdün, ve Ovid bunu bilmiyordu. (sayfa 152)
Dünyada gerçekten birçok kadın var, ve onların birkaçı güzeldir. Ama yaşamımın en büyük ve en tatlı anılarının her çizgisini, hatta her kırışığını yeniden gösteren bir yüzü bir daha nerede bulurum? Sonsuz acılarımı, bulunmaz yitiklerimi bile senin tatlı yüzünde okuyorum, ve senin tatlı yüzünü öpünce, acıyla öpüşüyorum.
"Onun kucağına gömülmüş, onun öpücükleriyle yeniden dirilmiş" - yani senin kucağına ve senin öpücüklerinle, ve Brahmanlara ve Pitagoras'a yeniden doğma öğretilerini ve hıristiyanlığa yeniden dirilme öğretisini bağışlıyorum...
Hoşçakal tatlı sevgilim. Seni ve çocukları binlerce kez öperim.
Karl'ın
"Sonsuz acılarımı, bulunmaz yitiklerimi bile senin tatlı yüzünde okuyorum, ve senin tatlı yüzünü öpünce, acıyla öpüşüyorum. " bir sevda yaşayabilmeniz dilegiyle.. Leonidas SsC
Yoldaş senin bir gülüşün Bir dostunun yarasını saramıyorsa artık Sen artık kendin değilsin Vur öfkeni dostuna Yazdım dağlarca göllerce Dökülmeyen gözyaşım da boğulsun deryalarca Yitip, giden devrimler gibi Dost sesin, dost gülüşlerin Şimdi çölde bir damla su Sen artık kendin değilsin Öfke çaresizliktir bilirim Çaresizliğine ölürüm Sesinde açan çiçeklere inan her şeyimi veririm Sanma ki bir yitiktir Hüzünlere sarılmam Sanma ki gülüm bu hüzün Öldüğümde bitecektir Bir gün mavi bulutlara Biner sonsuza giderim Dost sesini duyava dek Karanlığa gülümserim..
Munzurdan bir kuş indi, karalı, karalı Gittim baktım kanatları, yaralı, yaralı Kirvem belli dersim dağlarının, maralı, maralı, maralı Kirvem, kirvem, kirvem, kirvem Hey avcı vurmuştur kaç gündür yaralı. Munzurdan bir tas su verin de ölem diyor Hem ağlıyor hem bir türkü söylüyor Biz de söyleyelim birlikte ölelim Munzur benim kirvem olur kime vereyim. Kirvem yine bela, kirvem yine bela Duman olmuş dağlar yolum karanlık Kirvem yine bela, kirvem yine bela Kör olmuş dağlar yolum karanlık. Ah... diz çökmüş de ille de Anam, anam, anam diyor Burna haber salında dayı dayı dayı Ah... dönüp gitsem şu dağlara diyor Kirvem dağlarda nerde olduğunu bilem Ah dağlara git ateş yak orda olduğunu bilem Ah kirvem uzat uzat ayağının altını öpem. Munzurdan bir tas su verin de ölem diyor Hem ağlıyor hem bir turlu söylüyor Biz de söyleyelim birlikte ölelim Munzur benim kirvem olur, kime vereyim. Kirvem yine bela, kirvem yine bela Duman olmuş dağlar yolum karanlık Kirvem yine bela, kirvem yine bela Kör olmuş dağlar yolum karanlık.
#Munzur #Dersim
Bir sabah, sosyalist bir Anadolu'ya açarsan gözlerini, yoksa artık 17 sömürücü zengin ailenin egemenliği, emeğin hakkı veriliyorsa artık, sokaklarda yatmıyorsa çocuklarımız, yoksulluktan ölmüyorsa insanlarımız, 16-17 Nisan'da Çiftehavuzlar'da "Bayrağımız Ülkenin Her Yanında Dalgalanacak" diye haykıran o sesi hatırla. Çünkü, bir gün bağımsız, demokratik, sosyalist bir ülkede açacaksak gözlerimizi, sosyalizmin bayrağı, Çiftehavuzlar'da uğruna can verilerek dalgalandırıldığı içindir.
"Toprağın ve şafağın O şafakların ışığı bize kimden armağan Gülümseyen gözlerle O gözlerle yüreğimizi harmanlayan Kahraman yüz yirmi iki can yürüyor en önde Telaşsız, kaygısız, yar elinden tutar gibi Sevdanıza and olsun, sizlere sunacağız Tertemiz sabahları, özgür bir vatanı Hani suskun geceleri O geceleri, karanlıkları dağıtan var ya O en güzel türküleri O türküleri and içer gibi haykıran var ya"
Eskisi kadar özlemiyorum seni, Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.. Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.. Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık. Biraz yorgunum.. Biraz kırgın.. Biraz da kirletti sensizlik beni ! Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama “İyiyimler” yamaladım dilime. Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak, Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.. Gel diye beklemiyorum artık, Hatta istemiyorum gelmeni.. Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde. Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum Benim derdim yeter bana banane ! Alıştım mı yokluğuna ? Vaz mı geçiyorum, varlığından ? Tedirginim aslında, Ya başkasını seversem ? İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem..
Özdemir Asaf
Tuzağa düşmüş bir ceylanın bakışındaki hüzün değildir umut Kınalı keklik gibi ürkek bir kuş da değildir Ne yalvar yakar olmuştur zulmün pençesinde ne de düşürmüştür kırların ve türkülerin onurunu yere Baharda bir tomurcuk gibi patlayan öfkedir umut barajını yıkan bir ırmaktır açılır serpilir ve büyür kıyısında sevda Emzirir aşkı emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan ferhat'ın direncini bin yılların sabır taşını çatlatırlar açar bin yılların kapısını Düşman dönük bir mavzer gibidir umut yaratır tetik ve parmak en gürbüz çocuğunu tarihin
Ahmet Telli...
Cevap vermediğine göre onun gözünde benim gibi biri yoktu. Eğer onun gözünde yoksam ne kadar yokum diye düşünmeye başladım. Bunun derecesini tayin etmeye çalıştım. Bütünüyle mi yoktum acaba yoksa kısmi bir yokluk muydu benimki? Dünyada iki kişi kalsak mesela arar mıydı? Aramazsa herhalde kati surette yok sayılırdım onun gözünde.
Emrah Serbes (via kedidirokedi)
Bırak Uçsun o kelebekler...
Korkunç zordu beni sevmek. Ve ben, buna yalnız birinin gücü yeteceğini seziyordum. Ama o biri, istemiyordu henüz.
Rainer Maria Rilke (via matmazelinmelodisi)
Sesinden başka suçum,
yüzünden başka iyiliğim kalmamıştı.
Sana neden sığındığımı anlıyor musun?