Stranger Things

@theartofmadeline
Jules of Nature
almost home

shark vs the universe
Sade Olutola

PR's Tumblrdome
Monterey Bay Aquarium

★
One Nice Bug Per Day
No title available
Game of Thrones Daily

#extradirty
Three Goblin Art
Sweet Seals For You, Always

izzy's playlists!

Kaledo Art

Andulka
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

titsay
seen from Singapore
seen from United States
seen from Colombia

seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Singapore
seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from France

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Canada
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from Argentina

seen from Singapore
@maledictusanimarum
Bu yüzden mi hatırlamak hep öksürtür içimizi?
Kolların bir mezarlığın en huzurlu yeriydi adeta.
Sen bir mezarın tam ortasında açan papatya„
O evde, bu evde, şu evde.. Hepsinde birileri yaşıyor. Birileri boğulurken 4 duvar arasında, birileri huzur içinde nefes alıyor. Birileri evladını, babasını, kocasını şehit edip koymuşken toprak altına, birileri parasını verip gitmediği savaşı televizyondan izleyerek şehitlere üzülüyor. Bir yerlerde birileri doğarken bir yerlerde birileri ölüyor. Biz buna dünya diyoruz, biz buna düzen diyoruz, biz buna yaşamak diyoruz. Sikeyim böyle dünyayı, düzeni, yaşamı.
Bir uçurumun kıyısında olduğunu bile bile sırf uçma ümidiyle kendini serbest bırakan ve uçamayan bir kuş hüznü, başka türlü anlatılmaz.
Vurmanıza gerek yok, sesinizin tonu beni yerlere sermeye yetiyor.
avucunun içinde sızlayan yaraya merhem olmaya ant içmiş gibi’
Sımsıkı sarıldı, alnımdan öptü. Bir vedaydı bu, oysa bilmiyordu vedaları hiç sevmediğimi.
“Veda etmeden gidilmez çocuk, bu vedadan sayılmaz çocuk..”
Bir melek ölürken, böyle sessiz durulmazdı ‘çocuk’
çocukları çok seviyorum, seni çocuğum gibi.
“Acının insana kattığı değeri sikeyim, açık arttırma oldu hayatımız.”
— (via biriyimbenbiri)
“Cem Adrian, geçen sene kendi albümünü dinlerken bir fotoğraf paylaşıp, altına “dolu bir tabancayı önce kendinde dener gibi.” yazmıştı.”
1913-14 yıllarına dayanan bir aşk öyküsü… İmkansız bir aşk.
Görev icabı Sofya'ya yeni taşınmış bir Türk Subayı pek arkadaşı yok müzikli bir çay bahçesinde oturuyor etrafı tanımaya çalışıyor bir yandan memleketi için diplomatik görevlerinin gerektiği davetlere açılışlara akşam yemeklerine katılıyor.
1914 yılının şubat ayında yine böyle bir davette onunla tanıştı. Adı Dimitrina'ydı. Kısaca, Miti diyorlardı. Çok güzeldi. Güzel olduğu kadar iyi eğitimli, İsviçre'de müzik eğitimi görmüş, üç lisan biliyordu. Katıldığı davetlerde herkesin odak noktası olurdu bu özellikleriyle. Türk’ün de dikkatini çekti. Bizimkinin de kızdan aşağı kalır yanı yoktu sık sık katıldığı toplantılarda ilgi odağı tartışmaların merkezi olurdu.
O gece Strauss'un “Güzel Mavi Tuna” valsi çalıyordu. Bizimki hiç tereddüt etmedi, salonu ortadan ikiye kılıçla böler gibi yürüdü, yanına gitti, elini uzattı, “bana bu dansı lütfeder misiniz dedi?” Tüm salonun gözleri üstlerine çevrilmişti. Kıskanç bakışlar eşliğinde piste çıktılar. Herkes onlara bakarak fısır fısır onların hakkında konuşuyorlardı. Onlar ise hiç konuşmuyor gülümseyen gözlerle birbirlerine bakarak sabaha kadar dans ettiler. İlk görüşte aşk derler ya. O gece bizimki ve genç kız mıknatısın iki ucu gibi birbirlerinin cazibesine kapıldılar. Daha sonrasında buluşmaya başladılar Borisova parkında dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı birlikte. Başta dedik ya imkansız aşk.. Önce dedikodular başladı, sonra tatsızlıklar… Çünkü Miti’nin babası General Kovaçeva Bulgar Çarı’nın has adamlarındandı, savaş kahramanı, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir adamın kızı bir Türk ile olacak iş değildi. Ama bizimkinin umrunda bile değildi Askeri Kulüp’te tertiplenen baloda denk getirdi, inadına, Çar’ın önünde dans etti Miti’yle… Ele güne meydan okudu. Hemen ardından da, evlenelim dedi. Miti düşünmedi bile, evet dedi. İki gönül bir olmuştu ama General kızı apar topar bir başkasıyla bir mühendisle nişanladı. Bizim ki nişanı duydu, yıkıldı.. Görev süresi bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları, İstanbula geri döndü. Halbuki Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş, fırlatıp atmıştı parmağına zorla takılan yüzüğü… Ama Türk Subayın bundan haberi yoktu.
Belki de hayatı boyunca yaptığı “TEK” hataydı..
Kızı alıp, gitmeliydi… Yapamadı.
Türk subay’ın hayatına daha sonra çok kadın girdi ama unutamadı Dimitrinayı… Hatta, seneler sonra, Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “gençliğimi bıraktım Sofya’da” dedi… “Bir kız sevdim ama, bana vermediler...”
Dimitrinada vefatından evvel başında bekleyen kız kardeşi Olga’ya mırıldandı. “Biliyor musun” dedi, “rüyamda onu gördüm, galiba nihayet Mustafa Kemal’e kavuşuyorum…”
Kapattı gözlerini. Nihayet kavuşmuşlardı. İşte Bulgaria Pastanesi'nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, Mustafa Kemal'in bir gün yine pastanede otururken, Bizaat kendisinin tercüme ettiği Şair Léon Louis van Montenaken ait olan şiir La vie est bréve Un peu de réve Un peu d'amour Et puis bon jour La vie est vaine Un peu de haine Un peu d'espoir Et puis bon soir Şiir: Léon Louis van Montenaken Hayat boştur Biraz kin Biraz ümit Ve sonra allahaısmarladık
Hayat kısadır Biraz hayal Biraz aşk Ve sonra allahaısmarladık Tercüme: Mustafa Kemal Atatürk
Birkaç gündür Bulgar kaynakları da dahil konuyla ilgili bilgi topluyordum umarım sizinde hoşunuza gitmiştir. Bu arada Fikret Kızılok’un parçasıyla dinlediğiniz zaman bizzat o yıllara tanıklık etmişçesine bir his yaşıyorsunuz. Onuda aşağıya bırakıyorum :) İmla ve yazım hatam olduysa affola…
Çok güzeldi be
‘Mustafa Kemal’e kavuşuyorum’ bölümünü okuyunca içimden bir şeyler daha koptu be ne güzel hikayesin sen
Sonsuza dek reblog yapabilirim 💜
Mükemmel adamdan mükemmel aşk hikayesi.
YA ÖLÜYORUM SONSUZ RB
Mükemmel❤💖
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum 😌
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum.
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum.
Vayy be Mustafa Kemal'e kavusuyorum.
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum…
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
Mustafa Kemal'e kavuşuyorum
bir daha eskisi gibi olmayan her şeye kırgınım.
Bir gün herkes aşağıdan bakacak çiçeklere.