Musab Bin Umeyr رضي الله عنه nın dediği gibi: "Yüreğini yoran düşünceler Rahman'ın hoşuna gitsin.."
{Fâtır/10}
$LAYYYTER
RMH

Kiana Khansmith
he wasn't even looking at me and he found me
No title available
Monterey Bay Aquarium

❣ Chile in a Photography ❣
cherry valley forever

Love Begins

oozey mess
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Peter Solarz
tumblr dot com

#extradirty
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
we're not kids anymore.

if i look back, i am lost
Stranger Things
ojovivo

Product Placement

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from Russia

seen from United States

seen from United States

seen from Iceland

seen from Iceland
seen from Hungary

seen from Maldives
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Indonesia
seen from Netherlands

seen from United States

seen from Singapore

seen from United States
seen from Netherlands

seen from Germany
seen from Malaysia
@muhimmat
Musab Bin Umeyr رضي الله عنه nın dediği gibi: "Yüreğini yoran düşünceler Rahman'ın hoşuna gitsin.."
{Fâtır/10}
"Ama sizin fark etmediğiniz, dikkatinizi çevirmediğiniz bir şey var, o da: Zihinlerinizin husûsen çarpıtıldığı... Yani her konuda size çarpıklığın düzgünlük, düzgünlüğün ise sapıklık olduğunu telkin ediyorlar ve bunu da aralıksız yapıyorlar. Şimdi bizim nerede yaşadığımız, kim olduğumuz meselesi bu arada güme gidiyor."
[İsmet Özel, Direniş ve Atılım, 06 Haziran 2009]
"Önünde diz çöktüğünüz bu dünya şeylerinin üzerine kim çıkarsa, o sizden çok daha kuvvetlidir."
[Ibn Hazm Rahimahullah]
"Her kim dünya sisteminin yürürlükteki işleyişini makûl, yerinde ve isabetli sayıyor, hayat biçimini bu ölçüler içinde rasyonalize ediyorsa o kimse hangi maskeyi takmış olursa olsun sağcıdır.
Yine her kim dünya sisteminin muhtemel bir işleyişinin rasyonel olduğu ve gerçeğin ancak onun öngördüğü bu aklî sistemde yerini bulabileceğini ileri sürüyorsa üzerinde taşıdığı etikette ne yazarsa yazsın o kimse solcudur.
Müslümanların sağcı da solcu da olmayışları bu iki kutbun paylaştıkları tabanda yer tutmayışlarındandır. Sağcılar söz konusu tabanda rahat edenler, solcular ise aynı tabanda rahatlarını arayanlardır. Müslümanlar her iki tarafın bir leşi paylaşmaya çabaladıklarını görme imtiyazını ellerinde tutanlardan oluşur."
[İsmet Özel]
"Bir dilenci, bedevîden bir şey istedi.
Bedevî dedi ki: “Başkalarına verecek bir şeyim yok; elimdekine ise en layık olan benim.”
Dilenci dedi ki: “Hani başkasını kendine tercih eden cömert insanlar vardı?”
Bedevî : “Onlar insanlardan yüzsüzce istemeyenlerle birlikte gidip kayboldular dedi.”
“Burjuva İşçilerin dirisini Sosyalistler ölüsünü sömürür …“ diye dandik bir laf dolanıyor. Sağcılar da, solcular da; işçinin hem dirisini, hem ölüsünü sömürür. İşçi de(işciliği bir kimlik olarak benimsediği takdirde) ya sağcı ya solcudur ve sisteme hizmet eder. Kedini sömürmede ustalaştığı nispette bu iki kesimden birinde ele başı olarak yerini alır.Dünyada insan hakları olmasa da leş hakları var, dilediklerini yapsınlar. Yine de leşizmin kokusu humanizmden daha az rahatsız edici.
Yılbaşı 1Ocak gününü seçtiniz,1Mayıs İşçi Bayramı da girdi demektir,Nasıl yılbaşı gecesi eğleniyorsanız,bugün de,ne yapılacaksa yapıverin.
.
Bugün 12 Cemaziyel’evvel mi, 1 Mayıs mı? Eğer 1397 yılının Cemaziyel’evvel’inin 12’nci günündeyim diyorsanız, sizinle aynı görüşü paylaşıyorum ve size özel olarak bir haberim yok. Ama, bugün 1 Mayıs diyorsanız, hemen haber vereyim ki bugün sizin İşçi Bayramınızdır. Yoo, bugün İşçi Bayramı değil, Bahar Bayramıdır diye yan çizmeyin. O dediğiniz Hıdrellez, o başka, bambaşka bir şey, karıştırmayalım. Şimdi siz madem ki yıl başı olarak 1 Ocak gününü seçtiniz, seçmenizin içine 1 Mayıs İşçi Bayramı da girdi demektir, isteseniz de istemeseniz de. Ama ben komünist değilim ki bu bayramı kutlayayım demeyin sakın. Çünkü bu komünist bayramı falan değil, Batı medeniyetinin iflahını söktükten sonra onlara verdiği bir elma şekeri. Biliyorsunuz elma şekerinin dışı kızıldır, tatlıdır, ama ortasında… Hem sonra bu 1 Mayıs denen şey komünist bayramı olsa ne olur, biz batılılaşmadık mı, orada neyse burada da o olması tabii değil mi? Nasıl Noel ağacı donatıyorsanız ve yıl başı gecesi nezih bir şekilde eğleniyorsanız, bugün de, ne yapılacaksa onu yapıverin. Bu hafifliği burada keselim. Evet, bir milletin hayatında tutarlılık gerekliyse tutulan yolda sonuna kadar gidilir. Gitmek istemeyeni de sürüklerler. İnsanlar düşüncelerinin tabii sonuçlarına boyun eğmek zorundadırlar. Ben şuraya kadar batıcıyım demek olmaz. Dürüst bir kafa kaypaklıktan uzak durmayı bilir. Batı medeniyetini kabule şayan buluyorsanız onun değerlerini edinmeniz de tabiidir. Yıl başını kutlayacaksanız, işçi bayramını da kutlayacaksınız. Aksi halde düşüncelerinizi yeni baştan gözden geçirin. Ulaşılması gereken batı değildir diyorsanız, kendinize yeni bir hedef seçin. Batıcılığı terk edin. Ve orada da tutarlı olun.
İsmet Özel, 1 Mayıs 1977 ‘Pazar’- Yeni Devir “Pazar gavurlar azar”
Tüm selefe, tüm kadim mezhep fukahasına koyun demiş. Mantık çökmüş. Mantık ilmi mantığı çökertmek felç etmek için vardır işe yaramış. Mantığı savunayım derken böyle bir bedbahtlığa düşmek korkutucu. Mantığa haram diyen alimler böyle bir "savunu yarışı" sonucunda sınırların yitirilmesini önceden görmüş olsa gerek. Demek ki bu türden arkadaşlara göre İmam Şafi koyun, mutasavvıfların şeyhi İmam-ı Rabbani koyun, fukaha ve muhaddislerin önderi İmam Nevevi koyun, nahivcilerin üstadı Ebu Hayyan koyun, Suyuti koyun, İbnu's-Salah koyun. Mantık ilmine tevessül etmeyen selef-i salihin'i saymıyoruz bile.
"var mı bilen başıma seni saranlar arasında adını / mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı / sahici bir şeysen eğer söyle bakalım / neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih /sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış / gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi / o yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi / ses çürütüp bağrımda / böğrümden karaltı söktürüşü / niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler / türk ilinde fütur eylemeksizin la belle dame sans merci / sancak açsın diye mi"
Akıl var mantık var derler. Yani müşterek öğrenilemeyecek doğal bir kavrayışı dile getirirler. Sen bunu gavur döllerine uyup teknik bir gevezelik müfredatı olan bir şablon haline getirdiğinde işitip itaat ettim yerine işittim anlamadım bataklığına sürüklenirsin. Kırk ayağa kırk ayağı da nasıl ahenkle kullanıyorsun diye sorduğunda buna yabancılaştığı an hakiki mantık-akıl çöker, yapay teknik bir mantıkla cevap verir ama artık felçtir. Artık ne ayaksın sen diye sorulduğunda ne olduğunu köklerini hissedemez.
Ehli sünnet vel cemaat bir sürüdür, kurbanlık bir sürüdür. koyun koyuna deriz koynum boş deriz. bir koynumuz hakka diğeri için feda edeceğimiz ona yer tahsis ettiğimiz bir koynumuz vardır. Boşluğundan onu boşaltanlardan şikayetçiyizdir. Bir çobanımız işittiğimiz bir kaval sesi vardır.
"dinlemek zorunda değiliz muhallebicide / yabancı dilden anıştırmalarla yüklü kaçış / hikâyelerini mültecilerin / memur beyler neler karıştırdıysa şehir kulübünde / buraya kadardı / bu saatten sonra briyantin saçlılara hiç kimse / göster eşkinli beygir vesikanı diyemeyecek / kanaviçe veya goblen / kime ne / arık fitil odam loş / savaş bitti koynum boş."
Suyûtî, Savnü’l-mantık ve’l-kelâm adlı eserlerinde mantığı ilk defa eleştiren ve mantığın haram olduğunu söyleyen kişinin İmam Şâfiî olduğunu aktarmaktadır. İmam Şâfiî’den mantık ilminin haram olduğuna dair görüşü aktaran Ebü’l-Hasan b. Mehdi (ö.l/935) de şöyle demiştir: “İnsanlar cahil olmayıp ihtilafta girmezler ancak şu nedenle ihtilafa girmektedirler: İnsanlar Arap dilini bırakıp Aristoteles’in mantık diline meylettiklerinden dolayı ihtilafa girmektedirler.” Bu sözü el-Hafız İzzeddin de aynı yolla dile getirip ifade etmektedir.
Suyûtî, Herevî (h.481)’nin, Zemmü’l-kelâm adlı eserinde, Şâfîî’den kelam ve felsefeyle alakalı şu sözleri aktarır: “Benim kelâm ehl-i ve felsefe hakkındaki hükmüm, Hz. Ömer’in, Ömer-i Sabiğ hakkındaki hükmü gibidir.” Sabîğ, Hz.Ömer döneminde Medine’ye gelmiş ve halka Kur’ân‘ın müteşahbih ayetlerinden ve yaratılışla ilgili bir takım sorular sormuştur. Onun halka sorduğu bu soruların haberi
Hz. Ömer’e ulaştığında Hz. Ömer kendisini dövmüş ve sonrasında da Basra’ya sürgün edilmesini emretmiştir.
[Suyûtî, Savnü’l-mantık, s. 51]
Şâfiî, Aristoteles mantığında “temsil” (analoji) diye isimlendirilen ve zanni bilgi veren temsil kıyası ile şümuli kıyasın aynı anlama geldiği kanaatinde olması. Neşşar’a göre, Aristoteles mantığından etkilenmek bir tarafa Müslümanlar, hicri V. asra kadar onu kabullenip kullanmamışlardır. Müslümanlar söz konusu zamana kadar Aristoteles ve diğer mantıkçıların düşüncelerine şiddetle karşı çıkmış ve bu metoda karşı mücadele etmişlerdir.
Ey evladım, şayet yıldız ilmi, mantık ilmi vb ilimler çok faydalı olsaydı, filozoflar kurtuluş ehlinden olurdu.
[Mektubat-ı Rabbani 73. Mektup]
Muhaddislerin şahlarından usülü hadisin Doğuda okundu adam İbnu Salah Eş-Şehrezuri El-Kurdi (Hicri 577) felsefe ve mantık ilimleriyle ilgili dedi ki: Felsefe, sefihliğin ve bozulmanın başıdır, şüphe ve sapkınlığın kaynağıdır ve zeyğin (haktan tereddütün) ve zındıklığın sebebidir. Kim (din edinmede) felâsifenin (felsefecilerin) yolundan giderse; apaçık delillerle ve zahir hüccetlerle teyid edilmiş şeri’atin güzelliklerini göremez. Kim o felsefe elbisesini giyerse yalnızlıkla ve mahrumiyetle karşılaşır, şeytan kendisine musallat olur.
Mantık ise felsefenin girişidir ve şerrin girişi şerdir. Onun öğretilmesi ve öğrenilmesiyle uğraşmak, şeriat tarafından mübah kılınmamıştır. Ne sahabelerden, ne tabi’inden, ne müctehid imamlarından, ne de salih seleflerden ve kendilerine uyulan diğer önder imam ve büyüklerden kimse bunu mübah görmemiştir. Allah, hepsini bu kir ve pislikten beri kılmış ve onları bu kirlilikten arındırmıştır.
Mantıksal terimlerin şer’i hükümlerin araştırmalarında kullanılması, çirkin bidatlerdendir ve sonradan çıkarılan saçmalıklardandır. Şer’i hükümlerin mantığa ihtiyaçları yoktur, Allah’a hamd olsun.
Mantıkçıların mantık için iddia ettikleri tanım ve hüccet meseleleri, Allah’ın her sağlıklı zihni onlardan müstağni kıldığı boş gürültülerdir, özellikle şer’i ilimlerin inceleyenler için. Şeriat ve ilimleri tamamlanmış ve onun alimleri, ne mantık ne felsefe ne de filozoflar olmadan hakikatlerin ve inceliklerin denizlerinde yüzmüşlerdir.
Kim mantık ve felsefe ile iştiğal eder, kendine fayda sağladığını iddia ederse, şeytan onu aldatmış ve ona tuzak kurmuştur. Sultan’ın (yani yöneticinin, Allah onu korusun ve İslam’ı ve onun mensuplarını yüceltsin) bu berduşların (a’varelerin) şerrini Müslümanlardan uzaklaştırması, onları medreselerden çıkarması ve uzaklaştırması (vacibtir) gerekmektedir.
[Feteva İbnu Salah li İbnu Salah Eş-Şehrezuri El-Kurdi Sahife 95 ve 96]
Ehli Sünnet şöyle der: İlim rivayetlerin çokluğu ile değildir. Bilakis ilim, ittibâ etmek ve amel etmektir. İlmi az da olsa sahabe ve tabiine uymaktır. Kim de sahabe ve tabiine muhalefet ederse, ilmi çok da olsa sapıktır. [El-Hucce fi Beyani’l Mehacce - Ebü'l-Kâsım Kıvamüssünne]
Bir bedevîye denildi: “Dua etmeyi biliyor musun?”
Dedi ki: “Evet.” Denildi ki: “Öyleyse dua et…”
Bedevî şöyle dedi:
“Allah’ım! Bize İslâm’ı lütfettin, oysa senden istememiştik. Öyleyse, senden istediğimiz halde bizi cennetten mahrum bırakma.”
İmam İbn Kuteybe -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Allah'ın dini; kişinin insanların yanında huşu, tevazu ve salih kimselerin görünümüne bürünerek boy göstermesi değildir. (Sadece) hadis ve fıkıh nakleden, Kur'an okuyan biri olması da değildir. Aksine din; kalplere yerleşen takva ve bu takvaya uygun düşen ameldir. Böylece kişide ilim ile amel, dış görünüş (zahir) ile iç dünyası (bâtın) birleşmiş olur."
El-Mesâil ve'l-Ecvibe (169)
İmam İbn Kuteybe -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Allah'ın dini; kişinin insanların yanında huşu, tevazu ve salih kimselerin görünümüne bürünerek boy göstermesi değildir. (Sadece) hadis ve fıkıh nakleden, Kur'an okuyan biri olması da değildir. Aksine din; kalplere yerleşen takva ve bu takvaya uygun düşen ameldir. Böylece kişide ilim ile amel, dış görünüş (zahir) ile iç dünyası (bâtın) birleşmiş olur."
El-Mesâil ve'l-Ecvibe (169)
"Bir Adam eve girdiğinde eşini ağlarken buldu. Sebebini sordu...
Eşi dedi ki: “Evimizin üstündeki ağaçtaki kuşlar beni görüyor. Bu Allah’a karşı bir günah olabilir mi?”
Adam, onun bu hassasiyetine ve Allah’tan korkusuna saygı duyup onu öptü ve bir balta getirip ağacı kesti.
Bir hafta sonra işten erken döndü ve eşini bir adamla buldu... Adam hiçbir şey yapmadı, sadece ihtiyacını aldı ve şehri terk etti.
Uzak bir şehre gitti. Orada halkın sarayın önünde toplandığını gördü. Sebebini sordu. Dediler ki: “Şehrin hazinesi çalındı.”
O sırada parmak uçlarında yürüyen bir adam geçti. “Bu kim?” diye sordu. Dediler ki: “Şehrin şeyhi. Bir karıncaya basıp günaha girmemek için böyle yürüyor.”
Adam dedi ki: “Vallahi hırsızı buldum.” Onu saraya götürdüler. Dedi ki: “Hazinenizi çalan budur.” Araştırdılar ve gerçekten şeyh hırsız çıktı.
Kral sordu: “Bunu nasıl anladın?”
Adam dedi ki: “İhtiyat, hassasiyet aşırıya kaçmışsa ve fazilet sözleri çok abartılıysa, bil ki orada bir şey gizleniyordur.”
İmam Muhyiddîn Muhammed b. Ali el-Birgivî el-Hanefî rahmetullahi aleyh, "Ziyâretu’l-Kubûri, eş-Şer’iyyeti ve’ş-Şirkiyye" Risalesinden:
Resûlullahﷺ, kabirlerin alçılanmasını (alçıyla sıvanmasını) ve üzerine binâ yapılmasını nehyetmiştir. Müslim’in Câbir b. Abdillah radıyallâhuanh’dan yaptığı rivâyet şöyledir: “Rasûlullahﷺ, kabrin üzerine bina yapılmasını ve alçılanmasını nehyetti.” üzerine bina yapılmasının iki yönlü olduğu söylenmiştir: Birincisi: Taş veya benzeri şeylerle binâ yapmak, ikincisi: üzerine çadır ve benzeri birşey kurmaktır. Herhangi bir faydası olmadığı, üstelik malı zayi etmeye sebep olacağı ve cahiliye adeti olmasından ötürü ikiside nehyedilmiştir.
Rasûlullah ﷺ, kabirler üzerine yazmayı da nehyetmiştir. Bu konu hakkında Ebû Dâvûd’un Sünen’in de Câbir radıyallâhu anh’tan rivâyeti şöyledir: “Rasûlullahﷺ, kabrin alçılanmasını ve üzerine yazı yazılmasını nehyetti.”
“Rasûlullahﷺ, kabrin üzerine binâ yapmaktan veya toprak eklemekten veya alçılamaktan veya üzerine yazı yazmaktan nehyetti.”(Ebû Dâvûd)
Rasûlullahﷺ’in Ehl-i Kitâb’a lanet etme sebebi, onların peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinmeleriydi. O inatçılar, peygamberlerini defnettikleri yerde namaz kılıyorlardı. Böyle yaparak ya onları ta’zim ettiklerine inanıyor veya açıkça onları Allah’a ortak ediniyorlardı. Bu yüzden Rasûlullahﷺ: “Allah’ım! Kabrimi tapılan bir put kılma!” diye duâ ederdi. Belki de onlar, ibâdet ve peygamberleri ta’zim etmenin birarada bulunduğu gerekçesiyle, namaz için kabirlerin Allah katında daha büyük olduğuna inanıyorlardı ki, bu da gizli şirktir.
"Selef, dertlerini insanlara anlatmaktan hoşlanmazdı. Dertlerini anlattıklarında huzura ereceklerini bilseler bile. Çünkü insanlara şikayetçi olmak, zayıflığın alametidir. Sabredip sıkıntılarından bahsetmemek, gücün ve İzzettin alametidir."
[İbn'ul Cevzî rahimehullah]
«en hayırlı nesil benim zamanımda yaşayan nesildir; sonra onların ardından gelenlerdir; sonra da onların ardından gelenlerdir. sizden sonra öyle bir topluluk gelecek ki hıyanet edecekler ve onlara güvenilmeyecek; şahitlik yapacaklar ama şehadetleri istenmeyecek, adak adayacaklar ama yerine getirmeyecekler ve onlarda aşırı şişmanlık baş gösterecektir.»
Buhârî sahih hadis
İmam Suyuti batıl tarikatlara tokat gibi bir cevap veriyor.
-
Dinde şeyhlere biat etmek var mı?
İmam Suyuti rahimehullaha şöyle soruldu:
Sufilerden birisi bir şeyhe biat ediyor, sonra başka bir şeyhe de biat ediyor. Bu biatlerden hangisi bağlayıcıdır?
Birincisi mi yoksa ikincisi mi? İmam Suyuti şöyle cevap vermiştir: ne birincisi bağlayıcıdır ne de ikincisi! Böyle bir şeyin aslı yoktur.
El-Havi Li'l Fetavi (1/253)
Kahramanları kabirde, yiğitleri hapiste, hırsızları ise saraylarda olan bir memlekete uğrarsan eğer; "Selam sana ey Dünya" de geç..
{İmam Gazali eş Şafi rahimehullah }