‘’Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin DENİZ’lerine.’’
ojovivo

Origami Around

#extradirty
taylor price
𓃗

No title available
Keni
Lint Roller? I Barely Know Her
YOU ARE THE REASON
d e v o n

gracie abrams

@theartofmadeline

roma★
official daine visual archive
Monterey Bay Aquarium
almost home

bliss lane
Cookie Run:Kingdom Official!

Kiana Khansmith

izzy's playlists!

seen from Costa Rica

seen from Argentina

seen from United States
seen from United States

seen from Brazil
seen from Saudi Arabia

seen from Finland
seen from United States

seen from United States
seen from Bulgaria
seen from Ukraine

seen from United States

seen from United States

seen from United Arab Emirates

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Paraguay

seen from Malaysia
seen from Argentina
seen from United States
@naynirinirinirinom
‘’Geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
yükler aldığı zamanın derin DENİZ’lerine.’’
“İnsan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. Bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır..”
Simyacı
Her şeye rağmen gözümün önünde güzel bir gelecek canlandırmaktan kendimi alamıyorum.
- Van Gogh
“Ucubelerle savaşanın bu arada kendisinin de bir ucubeye dönüşmemeye dikkat etmesi gerekir. Uzun süre bir uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar..”
• Friedrich Nietzsche
Mutlu olmak için iki şeyi hayatından çıkarmalısın:
Kötü bir gelecek korkusunu ve kötü bir geçmişin hatırasını.
"
Tevazuyla tiksintinin sürekli çarpışmasından meydana geliyor kibrim. İkisi de eşit ölçüde güçlü. Bir taraftan şöyle uyarıyor beni tevazu: Türdeşlerinin en salak hikâyelerini dinlemelisin. Aynı anda şöyle iğneliyor beni tiksinti: Şimdi kaçmadığın takdirde türdeşlerinin ifrazatında batıp gideceksin!
Wilhelm Genazino, O Gün İçin Bir Şemsiye
“Kadınlar bedenleri sayesinde Hayat/Ölüm/Hayat doğasına çok yakın yaşarlar. Kadınların içgüdüsel akılları yerinde olduğunda; sevme, yaratma, inanma ve arzulamaya ilişkin fikir ve itkileri de doğar; hayatlarını yaşarlar, solarlar ve ölürler ve yeniden doğarlar. Kadınların bu bilgiyi bilinçli ya da bilinçsiz olarak hayatlarının her ay dönümlerinde uyguladıkları söylenebilir.”
— Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa Pinkola Estes
"
Bir karmaşa içine düşüp, donmuş elleriyle yerden destek alarak ayağa kalkan biri, o güne kadar hayatını boşa harcadığını fark ettiğinde, Lanet olası o korkunç yalnızlık dolu eve geri dönmek istemediği gerçeğini anladığında, Bu ne, Tanrı aşkına bu ne, diye düşündüğünde, Sinir bozucu, bembeyaz yağan kar.
Han Kang, Beyaz Kitap
Bir sistemin insanı nasıl makineleştirdiğinin çarpıcı bir özeti.
AVM’lerdeki görünmez emeğin, parıltılı vitrinlerin ardındaki bastırılmış gerçeklik.
Her işin zorluğu vardır, ama her zorluk eşit değildir.
Ve ne yazık ki, bazı zorluklar sistematik olarak görünmez kılınır. AVM çalışanlarının yaşadığı bu görünmezlik, hem fiziksel hem de duygusal bir yıpranmışlık yaratıyor. Kameralarla izlenmek, satış baskısıyla ezilmek, tuvalet sırası beklerken bile zamanla yarışmak… Bunlar sadece “çalışma koşulları” değil; bir tür modern köleliğin, dijital panoptikonun, parıltılı bir kafesin içindeki hayatta kalma mücadelesi.
Peki, neden dışarıdan bu kadar “rahat” görünür?
Çünkü sistem, konforu sadece fiziksel çevreyle ölçer. Klima varsa, müzik çalıyorsa, vitrinler ışıl ışıl parlıyorsa, “rahat” sayılırsın. Elektromanyetik dalgaların altında, yapay ışıkla gününü geceye karıştırarak, sürekli tetikte ve gülümsemek zorunda olarak çalışmak, bedenin ve ruhun üzerinde bambaşka bir yük bırakır.
Klima, havasızlığın üstünü örten bir illüzyon.
O sandalye, oturmanın yasak olduğu bir dekor.
O ışıklar, gözünü yakan birer spot.
Ve sen…
Dakikalarla yarışan, satışla sınanan, kameralarla izlenen bir yarış atı gibisin.
İnsan değil, istatistik.
Ve neden dışarıdan biri, kendi işini yaparken daha özgür ve güvenceli olan biri, senin 13 saatlik emeğini “normal” bulur?
Çünkü toplumsal algı, emeğin niteliğini değil, görünürlüğünü ve konumunu ödüllendirir.
“AVM’de çalışıyor, ne güzel sıcacık ortamda” cümlesi, o ortamın içinde yaşanan mikro şiddetleri, mobbingleri, güvencesizliği, performans baskısını, insanın insan olmaktan çıkartıldığı anları görmezden gelir.
“Sıcak ya da soğuk değil mesele. Mesele, insan gibi çalışmak. Mesele, emeğin değerinin sadece rakamlarla değil, insan onuruyla ölçülmesi. Ve tabi emeğinin karşılığını hakkı ile alması.”
Bu bir iş değil.
Bu, parıltılı bir vitrin ardında,
Görünmez bir emekle dönen bir çark.
Ve biz, o çarkın dişlileri değiliz.
İnsanız.
Zor dönemlerden geçerken etrafıma çok daha yakından bakarım. Üzülmemden bile rahatsız olan neşeli halime alışmış benciller kimler, bir nasılsın demeden işi düşünce arayanlar kimler, yargılayan bilip bilmeden arkamdan atıp tutanlar kimler. Çok yakından bakarım çok.
"
Şu anda hiçbir şeye inanmıyorum, hiç umudum yok. Yaşama çekicilik katan her şey bana anlamsız görünüyor. Ne geçmiş duygusu var içimde ne de gelecek; şimdi de gözümde yalnızca bir zehir. Umutsuz muyum, değil miyim bilmiyorum; çünkü insanda hiç umut olmaması ille de umutsuzluğa işaret etmez. Hiçbir niteleme bana zarar veremez çünkü yitirecek hiçbir şeyim yok. Üstelik her şeyimi, çevremde her şeyin uyandığı bir zamanda yitirdim. Her şeyden ne kadar uzağım!
Emil Michel Cioran, Umutsuzluğun Doruklarında
Bir şeylerden kaçar gibisin.Soluk soluğa ama hiçbir şey anlatmayacağına yemin etmiş gibi sakinsin. Gitmek istediğin belli bir yer yok ama kalmak istemediğinden artık eminsin. Sadece biraz olsun herkesin ve her şeyin susmasını istemişsin. Kendini duyabilmek için. - Tutunamayanlar Oğuz Atay
eli boş gidilmez gidilen yere, Rabbim ben boş gelmedim ben suç getirdim.
dağların çekemeyeceği bu ağır yükü iki kat sırtımda çok güç getirdim.
"Çağımızın paradoksu"
Binalar büyüdü, aileler küçüldü.
Eğitim çoğaldı, sağduyu azaldı.
Tıp gelişti, hastalıklar çoğaldı.
Gelirler yükseldi, huzur azaldı.
IQ yükseldi, duygular bastırıldı.
İnsan çoğaldı, insanlık azaldı.
Teknoloji İlerledi, çevre kirlendi.
Tüketim çoğaldı, tatminkarlık azaldı.
Kentler genişledi, yeşil alanlar azaldı.
Bilgiye erişim kolaylaştı, öz bilgiye ulaşmak zorlaştı.
Etkileşim arttı, iletişim yüzeyselleşti.
Bireysellik güçlendi, topluluk duygusu zayıfladı.
Olanaklar arttı, memnuniyet seviyesi düştü.
Çağ atladık, ama değerlerimizi kaybettik.
Hızımız arttı, sabrımız azaldı.
Mesafeler kısaldı, fiziksel temaslar azaldı.
Dünya küçüldü, problemlerimiz büyüdü.
Tüketim arttı, üretim alanları daraldı.
Görünürlük arttı, özgünlük azaldı.
Herkes konuşuyor, ama kimse dinlemiyor.
Bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama bilgelik azaldı.
Ulaşım kolaylaştı, komşu ziyareti zorlaştı.
Tüketimin yarattığı boşluk, içsel boşluklara dönüştü.
Herkes herşeyi biliyor, fakat kimse anlamıyor.
Görsel medya zenginleşti, okuma alışkanlıkları zayıfladı.
Bilgi bombardımanı, derin düşünceyi azalttı.
Dijital ağlar genişledi, kişisel yalnızlıklarımız derinleşti.
Hızlı çözümler arttı, sabırlı çabalar azaldı.
Daha fazla şey biliyoruz, daha az şeye inanıyoruz.
Yüzeysel ilişkiler çoğaldı, derin bağlar azaldı.
Stephan Mavelly