J.P SARTRE ATEİZMİNİN DOĞURDUĞU PROBLEMLER” DEĞERLENDİRMESİ
Sartre, varoluşçuluk akımına mensup bir Fransız fenomenologdur.Varoluş kelime anlamı olarak; var olmakta oluş olarak ifade edilir. Yani; bir devinim var, dinamik bir süreç, sürekli aktif ve edimsel bir var olmakta oluştan bahsediliyor. Kendimizi var kılmak istiyorsak, kendimizi özgür olarak kabul etmemiz gereklidir, özgür olarak yaptığım seçimlerimin sonuçlarında ise sorumluluk da beraberinde gelmektedir. Varoluşsal projem dahilinde, kararlar alıp, seçimler yapıyorum ve bu kararları da hayata geçiriyorum. Bu aslında potansiyeli aktüele çevirmekdir ve varoluş felsefesinde action/act/edim kavramı büyük önem taşımaktadır.
Bizler seçimlerimiz doğrultusunda var oluruz, kendimizi gerçekleştirmenin en önemli yolu kendi seçimlerimizdir. Sartre varoluşçu tavrı gereği varlığa somut(konkre) açıdan yaklaşır. Bu açıdan baktığımızda insana yaklaşımı da somut insan anlayışı çerçevesinde olacaktır. Bu felsefede insan merkez olarak kabul edilir ve insana en konkre ve doğrudan bir yolla yaklaşılması öngörülür. Bu felsefede bireyin kendini gerçekleştimesi önemli, insanın biricikliği de esastır. Sartre’ye göre materyalizm insanı bir obje olarak ele almakta, böylece insanın şerefini zedelemektedir, oysa varoluşçuluk insana bu şerefi iade eder. Birey/fert hakkında bize onun, deneyim/yaşantı/tecrübeleri ipucu verir. Biz bizzat kendimizdenn hareket ederek önce kendimizi, sonra da muhataplarımızı anlamaya çalışırız. Birbirimizi keşfetmenin tek yolu; kendimizden yola çıkarak karşımızdaki insanları anlamaya çalışmak olmalıdır.
Varoluşsal alan hep kapalı yönleri kalan bir sır/gizemdir. Tanrı’nın varlığı(teizm) ya da yokluğu(ateizm) fikri, varoluşçu filozoflar arasında bölünmeye yol açmıştır. J.P Sartre ise ateist(inkarcı) gruba dahil olmkatadır. O, önermesini baştan koymuştur, “Tanrı yoktur” ifadesiyle başlıyor ve sonra bunu anlatmaya çalışıyor. Onun Tanrı yoktur demesi en son ulaştığı bir çalışma değil, bir ön kabul niteliğindedir, bütün çalışmasını bu fikir etrafında oluşturmuştur.
Sartre, bir ontoloji çalışması yapar; fakat bu klasik bir ontoloji değil, fenomenoloik bir ontolojidir, onun araştırma alanı fenomenlerle başlar ve fenomenlerle biter. Fenomenlerle sınırlanmış bir araştırma alanı mevcuttur. Buradan baktığımızda metafiziği yok saydığını görüyoruz.
Filozof, varlık hakkındaki sistemini oluştururken, insanın meydana gelişini, onun özünün ele alırken hareket noktası olarak eninde sonunda Tanrı’nın yokluğu düşüncesine dönmekte, kurduğu sistemde Tanrı fikrinin imkansız oluşunu bir kere daha belirtemektedir. Sartre için Tanrı fikri çelişkilere yol açmaktadır, bu yüzden de o mümkün değildir, onun ifadesiyle; Tanrı kavramı çelişiktir.
Sartre için varlık tipleri;
-Kendisinde varlık(evren)
-Kendisi için varlık(bilinç)
Kendisinde varlık alanı, özdeşlik prensibine sahiptir,”varlık varlıktır” , “A, A’dır. Varlığın kendi kendisinin aynı olması keyfiyeti sadece kendisinde varlık alanı için geçerli bir ilkedir.Sartre için kendisinde varlık alanı, yokluğa karşı çıkar, tamamen kendisi ile vardır, hem de bu varlık tam, kesin, sonsuz, başlangıcı olmayan, değişmez, kendisinden başkası ile gösterilemez şekildedir. O kendisinde olup, bilinçten yoksundur. Aynı zamanda yaratılmamış, sebepsiz, izahsız ve saçmadır.Kendisinde varlık yaratılmamıştır; çünkü oan göre bir yoktan yaratılış imkansızdır. Kendisinde varlığı Tanrı yaratmadığına göre onun kendi kendisini yarattığı fikrinin anlaşılması gündeme gelebilir; fakat bu da mümkün olan bir durum değildir. Yani bu varlık alanı kendi dışında bir varlık alanı(Tanrı) tarafından sebeplendirilemediği gibi, kendi kendisinin de sebebi olamamaktadır. O varlığını kendinde bulmakta, bir başka varlık kabul etmemektedir; çünkü varlık, kendi kendisidir. Kendisinde varlık ne mümkün olandan çıkarılabilir, ne de zorunlu olana bağlanabilir. Bu varlık alanı, özdeşlik ilkesini eb keskin biçimde kullanmak suretiyle, objeler dünyasını, kendi dışında herhangi bir zorunlu varlığa bağlamamış, onu doğrudan doğruya kendi içinde mütalaa etmiştir. Sartre aynı zamanda insanın bu kendisinde varlık ile karşılaşmasını “Bulantı” adlı kitabında da bir tiksinme veye bulantı reaksiyonu ile izah eder, bu eserden örneklemeye yer verir.
Kendisi için varlık alanı yani bilinç ise dış dünyayla temas halindedir.Bilinç yöneldiği şeyle anlaşılır; fakat yöneldiği şeye indirgenemez. Her yönelim hareketinde ise ne olduğunu değil, ne olmadığını fark eder. Bilinç kendi içinde bir muhtevaya sahip değildir, nesnesine yönelmek zorundadır. Bilinci karakterize eden şey ise “varlık ne ise odur” değil “ne değilse odur”.Varlık mevcuttur, zira bilinç bunu gerektirir. Fenomenleri varlığa, bilinç kazandırır, fenomenler bilincin dışında bir gerçekliğe sahip değidir. Bilinci, yokluk veya hiçlik olarak nitelendirir, o kaypak bir varlıktır, bunun nedenini de gösterici örneklemelerde bulunur.
Bilinç, kendisi için, bu varlığın bünyesi içinde kendinden başka bir varlığı gerektirmesi sebebiyle kendi varlığının meselesi olan varlıktır. Bilinç kendi varlığının meselesi olmaktadır, zira aynı anda ne kendisi, ne de bu varlığın gerektirdiği ve kendisi dışındaki varlık olabilmektedir. Yani kendisi için varlık o kendisi için, kendi varlığının meselesi olan varlıktır.
Bilinçte özdeşlik yoktur, eğer özdeşlik olsaydı bilincin kendisine mesafeli olarak var olmasını da beraberinde getirecekti. Bilincin bilinç halindeki bir varlığı onun kendi kendi kendisine bir görünüşü olarak kendisiyle mesafeli olarak var olmasıdır ve varlığın (şuur) varlığında taşıdığı bu hiç uzaklığındaki mesafe yokluk ya da hiçliktir. Bilinç kendi varlığının meselesi olan varlıktır yani kendi kendisinin temeli olan varlık idealini gerçekleştimek isteyecektir. Fakat bu durum ise hep bir ideal olarak kalacaktır, bu mümkün değildir. Çünkü; Tanrı’nın özelliklerinden birisi de, onun basit olmasıdır, oysa burada sentez sonucu oluşan bir Tanrı ‘dan bahsedilmiştir. Bir yaratan olmadığına göre insanı varoluşundan önce belirleyecek özde mevcut değidir, bu öz deneyimlerle oluşmaktadır. Sartre felsefesinde insanın varoluşu, özünden önce gelmektedir.
J.P. Sartre felsefesi çeşitli çelişkiler içermektedir. O, epistemolojisinden ontolojisini çıkarmaya çalışan bir düşünürdür. Bu açıdan baktığımızda Descartes ile benzeştiğini görürüz. Sartre bilgi felsefesinden, varlık felsefesini çıkarmaya çalıştığı için metafizik olanı bilemeyeceğimiz dolayısıyla, metafiziği tamamen reddetmiştir. Onun çalıştığı alan olan fenomenal alanda ise Tanrı fikri mümkün değildir.Onun felsefesinde Tanrı fikri insanın özgürlüğüne engel olduğu gerekçesiye reddedilmiştir. O bir Tanrı olmadığı ön kabulünü en başta belileyerek, buna kendisini inandırmış ve çalışmasını bu ön kabul etrafında şekillendirmiştir. Onu felsefesi Tanrı’yı ortadan kaldırmakla bir büyüklüğe erişememiştir, tam tersine kendisini ve dünyayı temellendirememiş, var oluşunu hayat karşısında bir tedirginlik olarak belirleme mecburiyetinde kalmıştır.
Sartre’nin bu ateist yaklaşımının sonucu olarak; bir Tanrı olmadığına ve başka bir kuvvet de bulunmadığına, insanın tam bir boşluk, yokluk içinde olduğuna dikkat çekmiştir. Bu boşluk ve terk edilmişlik içinde oluşumuz bizim insanlarla ve Tanrı ile ilişkimizi de olumsuz yöne etkileyecektir. Ayrıca ona göre ciddiye alma hali, mutsuzlukve hayal kırıklıklarımızın başlıca sebebi olduğunu ifade eder. Sartre için dünya bir sebepsizlik ve saçmalıkla değerlendirilmektedir ki, bu değersizlik ve anlamsızlık karşısında insan bir şaşkınlığa ve kızgınlığa duçar olur. Her şey onlar için o kadar gereksizdir ki hatta onlar var oluşlarından dahi şikayet ederler. O Bulantı adlı eserinde, romanın kahramanını lüzumsuz ve sebepsiz bir dünya ile karşılaştırır, Sartre’nin bu romanı kendisinde varlığın tasvirini güzel bir şekilde ela almıştır.
Sartre felsefesinde, sadece dünya planında ve bütün varoluş ağırlığını yüklenmiş olarak karşımıza çıkan insan kendi özünü kendi tayin etmek durumunda bulunmakta ve kendini hür bir irade ve seçme gücü olarak belirleyebilmektedir. Bir yerde insan Tanrı’yı reddedetmekle, kendi varlığını ele geçirmiş olduğunu savunmakta ve onun bıraktığı boşluğu kendi başına doldurmaya çalışmaktadır. Yaratıcılık vasfı, adeta Tanrı’nın elinden alınmış, insan kendi özünü kendi yaratır hale gelmiştir. Böylelikle de insan hürdür.
Sartre felsefesini tutarsız ve eksik buldum. Kendini, kendi koyduğu kabule inandırma çabalarının çoğunlukla belirsizliklerle sonuçlandığını gördüm. Onun düşünceleri bizi imkansiz bir mecraya doğru sürüklemektedir, fikirlerinin ise izahi zordur. Onun aşma faaliyeti Aşkın Varlık’a doğru değil de fenomenal bir sahada belirlediğimiz kendisinde varlığa doğru olduğundan bir çelişkiye sürüklenmektedir. Sartre’nin aşma hareketi sonuçsuz kalmaya mahkum bir haldedir. Onun evren anlayışındai evrenin sebepsizve saçma bir vaziyeti vardır, insan inse bu saçma ve sebepsiz alem karşısında tedirginlik halindedir. Bir Tanrı yoktur ve eylemlerini kendisinin dışında belirleyebilecek herhangi bir kuvvet de yoktur. İnsan yaşamakta olduğu dünyada her şeyin sorumluluğunu kendinde hissedecektir. Marcel ve Kierkegaard gibi varoluşçu filozoflar da ise hürriyet ve Aşkın Varlık kavramı bir çelişki içinde bulunmamakta, aksine insanın hürriyetine tam manasyla sahip olabilmesi, Allah’ın varlığına iman etmesi, kendi varlık temelini onda bulması ile mümkündür. Sartre ise en başında Tanrı’nın yok olduğu fikrini sisttemine yerleştirerek, fikirlerini bu ifade etrafında anlatmıştır. O Tanrı’yı kaldırmakla bir büyüklüğe erişmemiş, aksine bir saçmalığa doğru yol almıştır.










