Monsters are real, and ghosts are real too. They live inside us, and sometimes, they win.
Stephen King / The Shining
Cosmic Funnies
NASA
EXPECTATIONS
𓃗

@theartofmadeline
he wasn't even looking at me and he found me
Lint Roller? I Barely Know Her
I'd rather be in outer space 🛸
almost home

No title available
Fai_Ryy
Game of Thrones Daily
untitled
🩵 avery cochrane 🩵
todays bird

oozey mess
wallacepolsom
ojovivo
we're not kids anymore.

pixel skylines

seen from Malaysia
seen from Brazil
seen from United States

seen from Jordan
seen from United States

seen from Saudi Arabia
seen from Bahrain

seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Brazil
seen from China

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from T1
seen from Morocco
seen from Morocco

seen from Germany

seen from Ukraine
@quimecomprend-blog
Monsters are real, and ghosts are real too. They live inside us, and sometimes, they win.
Stephen King / The Shining
"Rabbim" dedi, "Ben Musa değilim ama şu peşimize düşenler var ya, onlar Firavun."
N.Bekiroğlu (via sumeyravera)
Türkiye’de tecavüz olayları ‘sessiz sedasız’ son on yılda yüzde 400 artış göstermiştir.
bu yüzden ‘tecavüz günlüğü’ şiiri sizi rahatsız etmek için yazılmıştır. umarım amacına ulaşır.
…………………………………………………………………………………………………………………………………
Tecavüz günlüğü
bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur
sıtmalı akşamlardan biriydi yürüyordum sabıkalı kaldırımlarda ilkin arkamda gürültülü adımlar duydum korkacaktım vaktim olsaydı
evimi kim bu kadar uzağa koymuştu ya da ben neden bu kadar uzaklardaydım yağmur çiseliyordu aylardan marttı günü sorma bana anne gölgeleri onlardan önce çöktü üstüme üç kişilerdi yok hayır otuz kişilerdi belki de üçyüz…
bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur
biri ağzımı kapattı diğerleri beni sürüklediler çıkmaz bir sokağa çantam düştü kolumdan sonra hani ben çırpınıyordum ya yaşamak gibi zaman gibi özgürlük gibi isyan gibi kolyemdeki sahte inciler döküldü yola bir kedi bakıyordu gözlerime gözlerim konuşmayı bağırmayı haykırmayı çok istiyordu anne
elbisemi yırtarken onlar minarede ezan sesi ‘bari ezan bitene kadar bekleyelim’ dedi sapsarı dişleri olan ‘vakit yok’ dediler vakit yoktu anne ne yaşamaya ne de ölmeye karanlıkhiç bu kadar siyah olmamıştı ve hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım çırpınıyordum çırpındıkça saksıdaki zambaklarım ölüyordu vitrinlerde beğendiğim elbiseler duvarda asılı diplomam çeyiz sandığımda oyalı havlularım sevdiğim oğlanın dudakları ölüyordu
bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur
tecavüz edilirken ağlamaz insan anne tecavüz edilirken kanamaz insan yalvarmaz acımaz umut etmez insan anne tecavüz edilirken çocukken dinlediğin bir masal aklına gelir bedende kocaman kıllı eller bilekler sürgünde dudağın kenarında bir kan çiçeği soldu solacak salyalar boyunda salyalar göğüslerinde salyalar saçlarında salyalar anne salyalar…
tecavüz edilirken çocukken dinlediğin bir masal aklına gelir neydi o masalın sonu onu düşünürsün bir varmış bir yokmuşla başlıyordu ama nasıl bitiyordu hatırlayamazsın her şeyi hatırlarsın bir onu hatırlamazsın tecavüz edilirken insan en çok kendine sarılır anne ben kendime sarıldım ‘ağlama’ dedim ama ‘acımayacak’ diyemedim ‘geçecek’ diyemedim acıdı ve geçmiyor anne
bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur
t a m e r d u r s u n
— Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz! — Siz de benim hakkımda hüküm veriyorsunuz. — Bir kere de ben vereyim reis bey; hem de sehpadan, tepeden en yüksek kürsüden hüküm vereyim... Siz merhametten, acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerinde haklısınız. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için, en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet, kaldırılmış sizin kalbinizden... Buz çölünde yol alıyorsunuz!
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez…”
Abdulah b. Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet
Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58.
(via gaybistan)
Bir hikayedir anlatılır: Sultanlardan biri, memleketin, sözüne itibar edilir meşhur bir âlimini elde etmek için uğraşıp duruyormuş. Lakin her ne yaptıysa bu abit ve zahit alimi kendisine râm edememiş. Altın keseler göndermiş almamış, elçiler göndermiş dinlememiş, fetvalar istemiş vermemiş. Bu zat her dem ibadet ve ilimle meşgul olur, talebeler yetiştirir, fakir ve fukarayı gözetir, nizâları hall bu fasl eder imiş. Ne Sultan'ın sarayında gözü varmış, ne de Sultan nezdinde muteber ulemanın yerinde. Sultan daha dayanamamış, adamlarla şöyle bir emir vermiş: "Gideceksiniz ve bu zata üç teklifte bulunacaksınız: ya kadılığı kabul edecek, ya sarayda çocuklarımı yetiştirip eğitecek, ya da saraya gelip soframa misafir olacak. Ona bu üç tekliften en az birini kabul ettirmeden sakın geri dönmeyin!" Sultanın adamları da o alimin fakirhanesine gitmişler ve ona, Sultan'ın "kadılık" teklifini iletmişler. Âlim, zat mazur görülmesini, bu vazifeye layık olmadığını söylemiş. Bu sefer Sultan'ın çocuklarına "mürebbilik" yapmasını teklif etmişler. Kabul etmesinin hem şehzadeleri, hem de Sultan'ı çok sevindireceğinden söz etmişler. Bu teklifin kendisi için ne kadar büyük bir nimet olduğunu, başına devlet kuşu konmuş olacağını, vs. anlatmışlar. Âlim zat, Sultan'ın emrini yerine getirmekten. onun memnun etmekten şeref duyacağını, lakin sıhhatinin buna el vermediği için bu vazifeyi yerine getiremeyeceğini beyan etmiş ve kibarca bu teklifi de reddetmiş. Bunun üzerine adamlar hiç değilse bir kez saraya gelip Sultan'ın sofrasına misafir olmasını istemişler. Bu teklifi de kabul etmediği takdirde Sultan'ın gücenebileceğini, hatta şiddetlenip bunu bir hakaret kabul edeceğini münasip bir lisanla anlatmaya çalışmışlar. Âlimimiz de düşünmüş taşınmış ve bu son teklifi "kerhen" kabul etmek zorunda kalmış. Ertesi akşam saraya gittiğinde, türlü yiyecek ve içeceklerle dolu mükellef bir sofrayla karşılaşmış. Kendisine gösterilen yere oturmuş, afiyetle yemeğini yemiş ve yemek faslı bitip biraz sohbet edildikten sonra kalkıp evine gitmiş. Peki sonra ne olmuş? Ne olacak, bir süre sonra bu âlim hem "saraya mürebbi" olmuş, hem de "Sultan'ın kadılığını" yapmış. [Hakikat ve Hurafe, Dücane Cündioğlu, s.41-42]
"Temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa. Gel bağışlayalım birbirimizi" #turgutuyar #siirsokakta
New Impossibly Tiny Landscapes Painted on Food by Kasan Kale
ben bozkırım, sen yağmursun
Maya Angelou dead at 86.
Read some of her poetry available for free online here.
(Image Source: Chester Higgins Jr via Getty Images)
Çekimleri Bilgi Üniversitesi'nde ve Bilgi Üniversitesi öğrencileri tarafından gerçekleştirilen JoyTurk Akustik programının konuğu Mabel Matiz'den Aşk Yok Olmaktır performansı..
ACIYOR Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor Biz giz dolu bir şey yaşadık Onlarda orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak En başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da öteden beri yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı verem Bütün işhanlarının tarihçesi sevgim acıyor Yazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadar Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün İlkbahar geldi kara hüzün Ey en akıllı kişisi dünyanın Bazen yaz ortasında gündüzün sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filanda gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlar Tarihe gömülür o kadar Turgut UYAR
Modern sanatın seçtiği yol yanlıştır, çünkü hayatın anlamını arama adına salt kendini onaylama peşinde koşmaktadır. Bu yüzden bu yaratıcı uğraş, kendi bireyci eylemlerinin bir kerelik değerini haklı göstermeye çalışan egzantrik kişilerin garip bir çabasına dönüşmüştür. Ne var ki, bireyin kendini sanatta kanıtlaması imkânsızdır, çünkü sanat daha farklı, genel ve yüksek bir düşünceye hizmet eder. Sanatçı, kendisine neredeyse mucize sonucu bahşedilmiş sayabileceğimiz yeteneğinin bedelini ödemek zorunda olan bir hizmetkârdır. Günümüz insanı hiçbir şey feda etmeye yanaşmıyor; oysa gerçek bireyselliğe varmanın tek yolu özveriden geçer. Ne yazık ki, bu gerçeği giderek unutuyoruz, dolayısıyla insan olma duygusu da yitip gidiyor.
Üzülme Allah bizimledir.
Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? -Anlatsam mı, anlatmasam mı? Kararsızlığımız? -Bu sevgi beni acıtır mı? Kuşkularımız? Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.
Gabriel Garcia Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık (via compossui)
Kemiklerin camdan değil. Ama hayat seni de kırabilir.
Amélie