Susmakla başlıyor her şey. Önce sesini kesiyorsun, sonra varlığını.
Bir sabah uyanıyorsun ve fark ediyorsun: kimse seni merak etmiyor. Yokluğun, kimsenin ritmini bozmuyor. İşte o an, ne kadar görünmez olduğunu anlıyorsun. Ne kadar fazlalık olduğunu.
Ben, kendimden yoruldum. Her gün aynı savaş, aynı maskeler. Gülümsemek artık yüzümde bir yara gibi duruyor. Zorlama, yapay, yabancı.
“İyiyim” yalanına bile inancım kalmadı. Çünkü artık kötü olmak bile bir lüks. Kimsenin derdini taşımak istemediği bir yük. Herkes güçlü görünmek zorunda, herkes susmak zorunda. Ve ben, bu zorundalıkların altında eziliyorum.
Hayat bana hiçbir zaman nazik olmadı. Ama ben de artık nezaketi hak edecek kadar bile direnmiyorum. Yormasın beni kimse. Dokunmasın. Anlamasın. Çünkü anlayan yok, olmadı da.
Belki de sorun bendedir. Belki de bu dünyaya ait değilim. Belki de bu kadar derin hissetmek, bu kadar kırılgan olmak bir kusurdur.
Ama bir şeyi biliyorum:
Ben kırıldım.
Ve artık toparlanmak istemiyorum.














