OYLE BIRDEN BIRAKILIP GIDILMEZ INSAN
Öyle birden bırakılıp gidilmez insan
Çaya hasret kalıyorum, bilirsin tek başına tadı yok
Kahvaltı hazırlayacağım ama sen çok seviyorsun diye aldığım
Peynir bile seni hatırlatıyor
Yani buzdolabını açınca süt, muz, avokado, yumurta
Evinden getirdiğin erikler Allahım tam karşımda duruyor
Ev biraz dağınık toparlayacağım ben toparlanınca
Her yerde bir saç telin olmasa yüreğime dolanan
Yatakta bile yatamıyorum, bir yastık boşa düşüyor
Sanki yanımda sarılmamı bekleyen bir kadın durmaksızın üşüyor
Paradoksal uykularının bekçiliğini yapıyordum gözbebeklerinde
Artık rüyalarıma yalvarıyorum o gözleri bir kez daha ne olur göreyim diye
Ne çok yer kaplıyormuşsun meğer o incecik vücudunla
Kül tablasında nar çiçeği rujundan izmaritler ve şarap bardağının ucunda
Ve dudağımla yanağımın ortasında
Geçenlerde kaybolan küpeni buldum koltuğun arasında
Ve koltuğun üstünde uzanıp müzik dinlediğimiz,
Sohbet ettiğimiz zamanların küpen gibi kaybolması şimdi
O zamanları da öylesine benzersiz sen tasarladın değil mi?
Sana büyük bir sır söyleyeceğim zaman sensin demişti üstat
Birkaç anımızı da o kırmızı bez çantana sığdırabilseydin bari
Sessiz sedasız terk ederken beni
Sessiz sedasız çığlıklarımın yankılandığı evde
Tüm hayatını anlattığın yemek masasında
Çocukluğun, gençliğin öylece duruyor
Küçücük tatlı bir kız çocuğunu abisi her gün dövüyor
Üvey babası eve sürekli sarhoş geliyor
O zifiri karanlık gecelerde devşirilen bir umut toprağı delerek ışık saçıyor
Küçücük tatlı bir kız çocuğu o masada yapayalnız çiçek açıyor
O masaya ne zaman yaklaşsam benim yine keyfim kaçıyor
Ve saatlerce saçlarında asılı kalışını kıskandığım saç fırçan
Bedeninden suyun yavaşça süzülüşü
Bedeninde yaradanın ben yaradanım diyen hınzır gülüşü
Mozartı kıskanan Salieri gibi
Tanrım diyorum madem onu yarattın neden aşık ettin ona beni
Aşık etmeni de anlarım peki neden ben olamadım onun hoşlanacağı biri
Mozartı zehirleyen Salieri gibi
Öldürmüş olsam da yanımda kalsan
Ölüm güzelliğinden ne kaybettir ki
Çayın altı hala yanıyordu,
Çiçekler kurumamıştı daha
O gece hiç uyumadım belki gelirsin sabaha
Baharatlar kelebeklenmemişti
Ben hala yaşıyordum pencereye yapışık olsam da
Her ayak sesi nefesim oluyordu
Öldüğü zaman anladım kelebeklenen baharatların bile kelebekleri
Öldüğüm zaman anladım bu baharat kavanozu evimde kelebekler gibi can bulup
Tekrar can verirken bittiğini
Beni önce yaşatıp sonra öldürünce anladım
Bu aşkın katilinin gittiğini
Öyle birden bırakılıp gidilmez insan
Kalbe keskin bir bıçak saplanır,
Hem kalp hem bıçak körelir
Tanrı bile bazen şaşırıp kalıyor Azrailin işsiz güçsüz dolanmasına
Katil olay mahalline mutlaka gelir
Ve hiçbir suç unutulmuyor Zweig’in dediği gibi
Resim:eugene henri paul gauguin