i really miss this idiot.
I don't want to go.

Origami Around

oozey mess

titsay
I'd rather be in outer space 🛸

JBB: An Artblog!
Sweet Seals For You, Always

Discoholic 🪩
No title available

pixel skylines

tannertan36
Monterey Bay Aquarium
styofa doing anything
No title available

Kaledo Art
Lint Roller? I Barely Know Her

shark vs the universe

❣ Chile in a Photography ❣
RMH

No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Indonesia
seen from Costa Rica
seen from Ecuador
seen from Ecuador
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@starababina
i really miss this idiot.
I don't want to go.
I did this awesome song of Blind Guardian just to satisfy myself while playing it - 'cause it's obvious that we all LOTR freaks adore this song. Still not playing very well though,hope I'll upload an improved version later. 'Till then,that's all folks. Greetings from Middle Earth!
Life
1971 Vol. 71, No. 7
Classy.
Our life has become so mechanized and electronified that one needs some kind of an elixir to make it bearable at all. And what is this elixir if not humor?
The science of humor and the humor of science in a brilliant 1969 reflection on laughter as an antidote to automation. (via explore-blog)
Bohemian Rhapsody (Vocals Only) | Queen
His voice was actual perfection.
I love this
I have the music so ingrained in my head I couldn’t NOT hear the instruments.
listen with headphones so you can really appreciate everything going on vocally in this song
But even if you listen to this with just the vocals you can *hear* the instruments in your head.
WEIRD
im drowning in a sea of emotion
go into a room by yourself, turn off of the lights, plug in headphone, and just sit in awe.
THIS IS HEAVEN
I HAD NO CLUE I NEEDED THIS ALL MY FUCKING LIFE
Söylesenize Kuzum,Siz Aklınızı Mı Kaçırdınız?
Günümüz itibariyle üzerinde bulunduğumuz gezegen 7.114 milyar insan barındırıyor.
Bu,7.114 milyar farklı karakter,insan davranış biçimi,düşünce ve duygu ağı demek. (Tabi çoklu kişilik bozukluklarını bu sayımın dışında tutuyoruz.)
Bu devasa arşivin arasına her gün 360.000 boş sayfa katılırken,aynı günde 151,600 beyinse gezegenimizi terk ediyor. Kendi varlığımız bize bir toz kadar önemsiz gelse de aslında kıpır kıpır,capcanlı,devasa bir organizmanın parçalarıyız; muhteşem Dünya organizmasının.
Gelin,bir an için bu dinamiğin barındırdığı tüm karakterlerin akıl haritalarını vücutlarından ayırıp atmosfere saldığımızı düşünelim.
Oluşacak tabloyu hayal edebiliyor musunuz?
İyisi ve kötüsüyle,idiyle,egosuyla ve süperegosuyla,çırılçıplak,tüm baskılardan arınmış ruhları bir düşünün,boşlukta süzülüyorlar,tartışıyorlar…
Birbirleriyle konuştukları kadar kendi benlikleriyle de tartışan zihinler topluluğu!
Adeta bir pazar yeri!
Ya da... daha doğru bir tabirle ifade edersek…
Bir deliler evi.
Çünkü zihnin insan iradesinden çıktığı noktanın,tüm kalıplardan arınıp geldiği ince çizginin bir adım ötesi karanlık ve sırlarla dolu; “AKIL VE RUH HASTALIKLARI”.
Yüzyıllar boyu toplumları korkuttuğu kadar büyülemiş,kimisine inançlarını sorgulatmış ve kimisinin inançlarına daha sıkı sarılmasına sebep olmuş,çoğu zaman tedavi edelim derken bizzat şifacının akıl sağlığının sorgulanması noktasına gelecek uygulamalara tanık olan karanlık bir geçmiş,akıl hastalıklarının dünya üzerindeki geçmişi.
Gelin bir yolculuğa başlayalım beraber.
Yıl milattan önce 5000. Neolitik çağdayız,taşa hükmünü bir nebze daha geçirmeye başlamış insanoğlu olarak yeni,cilalı oyuncaklarımızla gelen çağı kucaklıyoruz. Biraz etrafa bakınalım. Bir ayin görüyoruz. Ruhu şeytanlar tarafından ele geçirildiğine inanılan bir adamın kafatasına yapılan işleme an be an tanığız. Kötücül ruhların beyne yerleştiğine inanan toplum,kafatasına açılan delikten ruhların uçup gideceği inancına sahip. Bu nedenledir ki,sırasıyla deri,periost ve kemik katmanlarını geçerek beyin zarını açığa çıkaran ve “trepan” adı verilen aletle gerçekleştirilen bu ayine itirazı olan pek bir kimse yok. Bu inanç öyle güçlü ki,‘şeytani ruhsal meseleler’den muzdarip hastamız öldükten yıllar sonra onun delikli kafatasını bulan tarih öncesi insanlarımız bu kafa kemiğini bir muska olarak kullanacak,kimbilir hangi tanrılara şeytanı evlerinden uzak tuttuğu için ne dualar edecek.
Zamanda biraz daha ilerliyoruz.
“Trepan uygulaması” dediğimiz bu tedavide teknoloji gelişiyor,daha profesyonel aletlerle işlem gerçekleştiriliyor. Ortaçağ ve Rönesans dönemlerine dek uzanan bu uygulama zaman zaman deneysel olarak bir kaç delik açma yoluna dahi gidiyor. Tekniğin gelişmesiyle,6. ve 8. yüzyıllar arasına ait ve Almanya’da ortaya çıkarılan kafataslarının bulgularına göre sağkalım oranı da artıyor. Şeytanlar kovulmuş mu orası bizi aşıyor,ancak bulunan kafataslarındaki iyileşme belirtileri bize sağ kalan ve girişimi atlatan insanların bulunduğu ve uygulamanın popüler bir uygulama olduğu gerçeğini gösteriyor.
“Kafatası delmek”le kafanızı ütüledikten sonra biraz da diğer uygulamalardan bahsedelim mi? “Sonuçta her ruh sağlığı bozuk hastanın kafatası da delinmiyordu ya!” dediğinizi duyar gibiyim.
Öyleyse tarihsel yolculuğumuza dönelim. Her kafatası delinmiyordu delinmesine de,süregelen (batıl) inanç kapanının yıllar yılı bir kısır döngü halinde devam ettiğini görüyoruz. Etrafımızı şeytanlar,kötü ruhlar,iblisler sarıyor.
Eski Mezopotamya’da bir tapınakta gerçekleştirilen iyileştirme törenine tanığız bu kez. Bir rahip doktoru görüyoruz,en sevdiği akıl hastalığı tedavileri arasında,şeytan çıkarmalar,dualar,büyüler yer alıyor. Hastanın başında huşu içinde okuduğu dualarla kişiyi ele geçiren şeytanı vücudundan atmaya çalışıyor.
İlerlemeye devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde bir Yahudi’yle karşılaşıyoruz. Bu husus konusundaki şahsi görüşlerini rica ediyoruz. Büyük bir şevkle bize açıklamaya başlıyor; ona göre aklın iradesinin kaybı tabi ki işlenen bir günahın sonucu,ve tabi ki bunun tedavisi duadan ve Tanrı’ya sığınmadan geçiyor.
Konuşma sırasında aramıza bir Pers prensi katılıyor ve insanın aklını korunma yollarından söz açıyor. Korunmanın tek yolu ruhen ve bedenen arınma,eh,bu da ancak güzel düşünceler yoluyla gerçekleşebilir. Kötü düşünürsen zihnin çürür ve aklın üzerindeki hakimiyetini kaybedersin.
Çeşitli görüşlerle kafamız bulanarak bu yolculuğa devam ederken,tıbbın Dünya’da bir çok yerden hızlı geliştiği bir bölge gözümüze çarpıyor ve oraya gidiyoruz: Eski Mısır Uygarlığı.
O da ne? Buradaki uygulamalar diğer bölgelerden daha farklı sanki?
“Dans etmek,müzik,resim yapmak akıl hastalıkları semptomlarını azaltıyor,hastaları rahatlatıyor.” diyor Mısır halkı bize,bu da aklımıza Avrupa önyargılarla dolu Orta Çağ’ını yaşarken akıl hastalarının Darüşşifa’larda bahsedilen yöntemle tedavi edildiği Anadolu topraklarını getiriyor. Ancak Mısır halkı bu tedavi yöntemini yeterli bulmamış olacak ki ekliyorlar, “Tabi ki büyüler ve şeytan çıkarma ritüellerini de sürdürüyoruz,nihayetinde tanrıları kızdırmış olmalılar ki akıllarına olan mukavemetleri ellerinden alınmış.”
Gelelim tıbbın ve felsefenin önemli şahıslarını barındıran bir başka büyük yere. Antik Yunan İmparatorluğu’ndayız. Bu yoğun doğaüstü güç çemberi burada da hakim,ancak bir gün,Hipokrat büyük bir kafirlik ediyor ve doğaüstü güçlerin akıl hastalıklarının sebebi olduğunu reddediyor! Ardından gelen Galen de çılgınca bir fikir öne sürüyor: Vücudun 4 temel elementi vardır; kan,balgam,safra ve siyah safra. Bu 4 element arasındaki denge bozulduğunda hastalık durumu ortaya çıkar. Bu sebeple antik Yunan’da devam eden “trepan” tedavisi bu dönemlerde bir cin çıkarma ayininden öteye geçerek beynin basınç dengesini bozan fazla kanı boşaltma gibi işlevlere odaklanıyor ve tedaviler bu 4 element arasındaki dengeyi korumaya yönelik ilaç tedavileriyle koruyuculuğa dönüşüyor.
Tarih ilerliyor,akıl hastaları zamanda yuvarlanıp gidiyor. Ve akıl hastalıkları için oldukça kritik olan bir çağa geliyoruz,Ortaçağ.
Bu dönemin fırtınalı tedavi yöntemlerine gelmeden önceyse gelin beraber,bir delinin ipiyle sosyoloji kuyusuna inelim.
Tarih boyunca insanlar “akıl sağlığı bozuk/tırlatmış/üşütük/deli” insanlara nasıl bakıyordu?
“Kayışı koparmış” bir kardeşi olan bir bireyin veya “kafayı sıyırmış” arkadaşları olan kişinin toplumdaki yeri neydi?
Ben söyleyeyim,o insanların vay haline!
Zihinsel hastalık sahibi olduğu için ailesi tarafından terkedilenler,domuz kafeslerine kapatılan veya hizmetçilerin gözetiminde hapishane hayatı yaşatılanlarla kıyaslanınca daha şanslı gibi görünüyorlar.
Ve birden,ailenin soyunu kirleten ve onurunu lekeleyen bu korkunç hastalık türüyle başa çıkmaya çalışan zavallı (!) ailelerin imdadına “Akıl Hastaneleri” veya “Deliler Evleri” yetişiyor.
Bu evlerde gerçekleşen uygulamaların dönemin sosyal bakış açısından soyutlanıp gayet objektif gerçekleştiğini söylemek,iyimserliğin daniskası olur.
Bu dönemde oldukça popüler bir akım var: “Yakın cadıları,büyü yapıyor,şeytanın tohumu!”
Akıl hastalıklarının din,inanç ve doğaüstü temellere dayandırıldığı bu dönemlerde tedavi yöntemleri arasında dayak,insanlık dışı zindan uygulamaları,aç bırakma gibi yöntemlerin favori yöntemlere döndüğünü görmek şaşırtıcı değil. Çoğu akıl hastasının da cadılık suçlaması altında yanan ateşlerin alevinde bu alemden izleri siliniyor.
“E ama bu ‘Orta Çağ zihniyeti’,kalır mı ki şu zamana?”
Deliler sirki - Bedlam Hastanesi,İngiltere,1600.
Yıl 1600. İngiltere’deyiz. Kötü şöhretli ve köklü bir akıl hastanesinin önündeyiz: Bethlem Royal Hastanesi. En popüler uygulamaları,uslu durmayan akıl hastalarından bir sirk kurmak,sokak ortasında sergilemek,daha uslu olanlarıysa dilenci olarak kullanmak. Öyle ki izleyiciler bir peni karşılığında hastaları sopayla dürtme hakkına bile sahip. Buraya halk arasında “Bedlam” deniliyor. Çünkü kelimenin tekabül ettiği anlam olan ‘kızılca kıyamet’ bu deliler evini tarif etmek için çok daha uygun bir tabir.
Yıl 1784,Viyana’dayız. “Narrenturm” adında oldukça büyük bir akıl hastanesindeyiz. Buraya “Deliler Kulesi” deniliyor. Zincirlere bağlı akıl hastaları,çok az yemek ve suyla hücrelerinde çürümeye bırakılıyor,zaman zaman yorgunluktan ölünceye kadar yürütülüyor.
Yıl 1913,Kansas’ta Topeka Devlet Hastanesi’ndeyiz. Deniliyor ki,hastalar o kadar uzun süre zincirlerle bağlı tutulmuş ki,bağların çözülmesi gerektiği zaman derileriyle bağlarını ayıramamışlar.
One Flew Over The Cuckoo's Nest,elektroşok sahnesi.
Yıl 1950,Long Island’dayız,Pilgram Psikiyatri Merkezi. Lobotomi ve elektroşok uygulamalarının yanısıra verilen yüksek düzeyde metazol ve insülin yüzünden bir çok hasta komaya giriyor.
Margaret Schilling adlı hastanın ölü bedeninin bıraktığı iz - Athens Hastanesi,Ohio,1978.
Yıl 1978,Ohio,Athens Deliler Hastanesi. Çıplak bir kadın hastanın cesedi,ısıtması olmayan kilitli bir odada bulunuyor. Denilir ki,cesedin bıraktığı iz yerden hala silinememiş,hastanın ruhu bu anıyı taze tutmak için sürekli burada durur,ölü bedenden kalan leke değil,bir gölgedir.
Akıl hastanelerinin bir çok korku filmine konu olması şaşırtıcı olmasa gerek.
American Horror Story - 2. Sezon: Akıl Hastanesi.
Ve yıl 2013. Şu anda bütün bu dehşet verici hastane uygulamalarının sona erdiğini varsayıyoruz. Hatta az önce okuduğunuz en kötü şöhretli akıl hastanelerinin bazıları hayaletli olduklarına inanılarak yakılmış bulunuyor.
Günümüzdeki merkezlerde uygulanan tedavilere baktığımız zaman ruhsal gelişime yönelik psikiyatrik uygulamalar,“mutluluk hapları” diye de bilinen ve sakinleştirici etkili ilaç tedavileri ve hatta genetik aktarılan ruh sağlığı rahatsızlıklarını ortadan kaldıracağı umut edilen “beyin hücresi üretme”ye kadar giden tedaviler mevcut. Hatta gururla ve belki de tuhaf bir sahiplenme duygusuyla söyleyebiliriz ki,üzerinde yaşamakta olduğumuz topraklarda,12. yy’dan beri akıl hastalıkları bu iyi koşullarda tedavi edilmekteydi - en güzel örneklerinden birisi de Selçuklu zamanında Kayseri’de yaptırılmış olan Gevher Nesibe Darüşşifası’dır. Su sesiyle tedavi edilen “deliler”e, müzik dinletileriyle şifa verilmeye çalışılan “kafadan kontak”lara baktığımızda, Anadolu’da akıl hastalıklarına karşı atılan olumlu adımların daha hızlı bir süreçte işlediğini net bir şekilde görüyoruz. Ayrıca,Dünya’nın bir tarafı akıl hastalarına böylesine korkunç muamele ederken,Asya kıtasına geldiğimizde Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’inde de değinilen şu düşünceyi görürüz; “Delilerin dokunulmazlığı vardır,çünkü onlar Tanrı’yı görmüştür,delirmelerinin sebebi de budur.” Ve akıl hastalarına karşı işlenilen suçların cezası büyüktür,akıl hastaları bir nebze de olsa toplumda korunmuştur.
Peki tedavileri iyileştirmemiz,akıl hastaları için mükemmel bir dünya yarattığımızı mı gösteriyor?
Bizler pratikte tedavi şartlarını düzeltirken,kendi zihnimizde “Orta Çağ zihniyeti”nden tam anlamıyla kurtulmuş durumda mıyız?
Yıllar yılı biz o akıl hastanelerini yakarken,toplum olarak akıl sağlığı bozuk bireylere bakış açımız çok büyük atılımlar gösterdi,birer hoşgörü abidesi haline mi geldik?
Yoksa bu yakımlar, ortadan kaldırmalar aslında bir görmezden, duymazdan, bilmezden gelme isteği mi?
Yoksa yalan mı söylüyoruz? Yoksa düpedüz Orta Çağ zihniyeti’nde olduğumuzu mu itiraf ediyoruz?
Yoksa akıl hastalarından bu kadar korkmamızın sebebi aslında içimizde sürekli çatışan akıl ve irade ikilisinden günün birinde aklın galip geleceğinden korkmamız mı?
Yoksa bizi asıl korkutan şey günün birinde delirdiğimizin farkında bile olmayacak ölçüde delirebileceğimiz ihtimali mi?
Yahu aslında biz toplumda “akıl sağlığı rahatsızlıkları”nın adını dahi duymak istemiyor muyuz? Yoksa bir yakınımızın psikiyatrik sıkıntıları olabileceği düşüncesi tahammül edilemez mi?
Ya da birinin akıl sağlığı sıkıntısı çekmesi,deli olması,bizim için bir dedikodu malzemesi mi?
Peki ya siz kendi aklınızdan ne kadar eminsiniz? Çevrenizdeki her şeyin aslında bir uydurma olma ihtimalini hiç aklınıza getirmediniz mi? Belki de bir akıl hastanesinde yatan bir hastasınız,veyahut da bir köyün delisisiniz ve yalnızca kendi hayal ürünü dünyanızda yaşıyorsunuz!
Belki?..
Yoksa?..
Hepimiz,günün birinde yaşanan bir talihsiz olay sonucu veya en basit şekliyle genetik kodlamamızın kurbanı olacak şekilde aklından zoru olan bireyler olmaya adayız. Bu yaklaşımla baktığımız takdirde,bir rahatsızlığı olan bireye yapılması gereken toplumdan dışlanma,hastayı dedikodu malzemesi yapma veya üstünü örtme,utançtan yerin dibine girme mi olmalı,yoksa bireyin güvenli ve doğru merkezlerde zaten rahatsız olan aklını rahatlatmaya yönelik tedaviler almasını sağlamak mıdır?
Kolay olanın hangisi olduğunu biliyorum.
Komşunun oğlunun delirdiğini de biliyorum.
Ailesinin de utancından çocuğu dışarı salmadığını da biliyorum.
Sizin bu konudan komşu oturmasında kahveyle yenilen lokum kıvamında bahsettiğinizde gözlerinizde oluşan ışıltıyı da görüyorum.
Ve size kötü haberlerim var kuzum.
Eğer bu yaklaşım,size böylesine enfes geliyorsa...
Kusura bakmayın ama,vallahi de billahi de delirmiş olmalısınız! Eda Altunbağ
Kaynaklar: http://www.asylum.com/2010/02/02/famous-notorious-abandoned-haunted-insane-asylums/ http://en.wikipedia.org/wiki/Trepanning http://www.studentpulse.com/articles/283/3/the-history-of-mental-illness-from-skull-drills-to-happy-pills http://www.historylearningsite.co.uk/hippocrates.htm http://en.wikipedia.org/wiki/Galen http://www.nationalgeographic.com/features/97/salem/
Microscopic life in a single drop of pond water. Peter Matulavich/Science Photo Library. Source here (definitely watch).
Although you are very small and your kind have existed in the universe for only a short time, you are an important part of something very large and very beautiful.
my astronomy text book getting real sweet (via neybooto)
That's the result of a realllllly boring day in hospital. #Sketching #Art #Woman #Figure
"In music,the passions enjoy themselves." Friedrich Nietzsche Beautiful.
"Let's re-watch all the seasons!" is my brilliant idea for summer. So I made this pic to reflect my exact situation now - head full of timey wimey stuff.
AKP, alkollü içki satışı ve tüketimini imkansız hale getirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Malum, AKP Manisa Milletvekili Recai Berber, Meclis Başkanlığı’na yeni bir yasa teklifi sundu…
ABD’de alkolün satışı, üretimi ve taşınması 1920’den 1933’e kadar yasaktı. Bu dönem...
2 details from hyper-realist oil painter Bryan Drury
Stare at the first photo for 30 seconds. Stare at second photo immediately after. URWELCOME :D
Cool.
Where is your star? Is it far,is it far,is it far? Tonight is the Rainbow night.
http://unchainedmovie.com/ Django Unchained was absolutely GORGEOUS. I remembered why I was such a loyal Tarantino fan,and I definitely think that he has the coolest music archive ever. Veni,vidi,vici. Definitely a must-see. End of the story,folks.
Just an another amazing documentary of BBC,The Secret Life of Chaos (2010). Presented by Prof. Jim Al-Khalili. Chaos is everywhere.