Şu sınav kalksın, insin, tekrar kalksın, şimdi kendi çevresinde dönsün benzeri tartışmalar yüzünden mi bu kadar beynime girdi bilmiyorum: Oturdum kendi ütopik Türkiye'min ve oradaki eğitimin hayalini kurdum. Bunda da havasına, suyuna, taşına, toprağına bin canımız feda oluyor ama bu kez bizler elimizde olanı daha verimli değerlendiriyoruz.
Hayalimdeki: Yer yer ütopya distopya sınırlarının silikleştiği, insanların üreme yeteneklerinin merkezi bir sistemle kontrol edildiği ve mesela ana babalık sertifikası olmayanların üreyemediği bir toplum... Bu "şalter sistemi" adını verdiğim kısmı atlayıp sadece eğitim sisteminden söz etmek istiyorum.
Satranca 8 yaşında başlamak geç kabul ediliyor artık. Spor sadece bu konuda aileleri tarafından teşvik edilen bir grup çocuğun profesyonel olarak uygulayabildiği bir şey. Belki muhteşem romanlar yazabilecek bir yazar adayımız doğru eğitimi değil kamu yönetimi eğitimi aldığı için yeteneğine rağmen biçimden ötürü editörlerce reddediliyor. Kafası coğrafyaya basmadığı için mekanik okuyamayan insanlar var mesela...
Çocuklar henüz ana sınıfında koşmaya hareket etmeye başlasınlar, buna teşvik edelim onları. Çünkü spor, topçu ya da güreşçi olunmasa da önemli... Ve küçük yaşlarda satranç öğretelim. Taşları, nasıl hareket ettiklerini, nasıl kazanıldığını. Resim ile müzik... Eğlenecekleri, ilgilerini çekecek şeyler. Her birine öğrenmesi için bir enstrümana başlatalım. İlgisini çekmeyenleri zorlamayalım tabi, beğenmeyen ismini sildirsin gitsin, başka bir etkinliğe. Bu şekilde 1 günlerini bunlara ayırabilir çocuklar. Çocukları küçük yaşta başlattığımız satranç, dans, resim, müzik, spor etkinlikleriyle bu alanlarda başarılı olanları, öne çıkanları not alsın öğretmenler. Okuldaki her müzik hocası, her beden eğitimci bir yetenek avcısı olsun. Öğretmenlerimize henüz küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızı, gelecek nesillerimizi fişlemek misyonu yükleyelim. Hayır, fişlemek deyince hemen akla farklı şeyler, kötü niyetler gelmesin. Bu öyle bir kayıt sistemi ki çocuğun ilgi alanlarını ve kabiliyetlerini bölgenin merkezine iletiyor.
Satranç özelinde aklıma gelen bir şey bu: Çocukların oynadıkları tüm satranç maçları kayıt altına alınsın. Hepsi lisanslı birer oyuncu gibi henüz küçük yaştan itibaren sisteme kaydedilsin ve analiz edilsin. Tek tek değil, bilgisayar programları ile. Yaş grubunda öne çıkanlar, özel beceriler gösterenler teşvik edilsin. Okul dışında profesyonel eğitim alabilecekleri merkezlere yönlendirilsinler. Ve sadece tek bir sınıftaki insanlarla sınırlı olmasın rakipleri, o bölgedeki ve hatta ülkedeki en iyiler ile beraber ders alsınlar. Herkesi Ankara'da bir kampa almak değil bu. Alo? Teknoloji çağı... Bunun gibi sınıfta matematikte başarılı olanlar da kaydedilsin, varsa şiir yazanlar da... "Şiir yazmak mı?" Geleceğim oraya, gelicem.
Satranç özelinde aklıma gelen bir şey değil bu: Fark edilen, yeteneği keşfedilen ve doğru şekilde okul dışında da bu etkinliklere teşvik edilen öğrenciler için özel meslek liseleri ve üniversiteler kurulsun. İlköğretim (Ben 4+4 değil 5+3 şeklinde alınan 8 yıllık eğitimi bilirim) eğitimi süresince takip edilen öğrenciler sınavsız alınsınlar bu liselere. Ha bu şekilde teşvik edilmeksizin kendini geliştiren kıyıda köşede kalabilmiş ama istekli öğrenciler de başvuru yapıp belki sınavla, evet sınav, girebilsinler bu okullara. Bu eğitim kurumlarında sadece kendi alanlarında mı eğitim görsünler? Hayır. Matematiği, dili, temel fiziği ve belki matematikten de önemli tarihi öğrenmeye devam. Bu şekilde kurulabilecek tek seferde aklıma gelen okullar: Bilim, spor, müzik, resim heykel, mekanik, edebiyat, sahne okulları. He satranca okul dışında kendi imkanları ile devam etsinler, satranç için okul kuracak değiliz. Ama olabilir de!
Şiir demiştim. Çocuklara şiir okutalım, müzeye gönderelim, opera izletelim. Hepsine kendi yaş grubuna uygun kültürel sosyal hedefler verelim. Her çocuk yıl içinde yaşına uygun 5 kitap bitirmek zorunda olsun. Her çocuk yılda bir kez müze görsün. Tarihi yerleri keşfetsin. Yahu zehri bir kere zerk etsek yeter, tadını alacak, tekrar tekrar yapmak isteyecekler inanın bana. Bu görevler, yapılacak işler, okunacak kitaplar konusunda en önemli sorumluluk danışmanlarda, öğretmenlerde. Her çocuk aynı tür kitaplardan hoşlanmak zorunda değil. Birkaç seçenek sunup onun hoşuna gidecekler ile alıştırabiliriz. Sonra, o başta okumak istemediği kitabı da okuyacaktır çocuk. Her öğrenciye yetecek kadar kitabı olan kütüphaneler inşa edelim, her okulda olmak zorunda değil. Kütüphane kültürünü de aşılarsak ne güzel olur. Böylece çocuğun ne zaman kitap alıp ne zaman teslim ettiğini de takip etmek mümkün olur.
Yaşamayı da öğretelim çocuklara (veganlar için yemek tarifleri mesela), bizimle beraber başka yaşamlara saygı göstermeyi de. Her okulda bir evcil hayvan belki. Beslemek öğrencilerin sorumluluğu olsun. Doğa gezileri yapsın çocuklar, börtü böcek görsünler. Büyük şehirlerde griye hapsolmasalar öğrenirlerdi aslında ama şehircilik değil eğitim konuşuyorum.
Bizlerden önceki insanların nasıl yaşadığını öğretelim. Yakın tarihi öğretmekten korkmayalım. Ben neden ikinci dünya savaşı ile ilişkili hiçbir şey bilmediğimi merak ediyorum. Bize yakın olanların tarihlerini de öğretelim, avrupa, ortadoğu. Herkese değil, lisede belki, sayısalcılara da değil, sözelciler öğrensin. Vuralım kırbacı, vuralım kırbacı! Nihahahaha...
Herhangi bir alanda özel alanlara kaymayan öğrenciler liseye kadar temel eğitimlerini almaya devam etsinler. Lise öncesi alışkın olduğumuz ya da başka bir sistemle, liselerine yerleşsinler. Ha, sınav olmak zorunda da değil. Öğrencileri 8 yıl takip ettik, fişledik ya hani. Onlara yukarıda özel yetenekleri olanlara sunduğumuz gibi fırsatlar sunalım. Cem sınavsız doktor olabilsin mesela. Çünkü bu konuda ilgili, ondan burada verim alabiliriz. Sırf ailesi istediği için ya da meslekte para durumları iyi diye değil, gerçekten doktorluğa duyduğu saygı hayranlık istek yüzünden tıp istiyorsa bırakın gitsin ne hali varsa görsün. Fen lisesinde okusun. "Yani çocukların yollarını devlet ve danışman hocalar mı çizec..." Hayır. İsteyen... İstemeyi vurguluyorum burada. Şu ana kadar anlattığım her konuda önce çocuğun fikri alınmalı. Üniversite çağına gelenlerde gencin. Doğrusu kimsenin doktorluğa özel bir yeteneği olamaz, ya da ziraate, ya da makinaya, tarihe, hukuka... Bu yollara girecek öğrenciler için özel bir şey yapmaya da gerek yok. Bunlar çalışsın kazansın. Kazansın üniversiteye gelsinler, bitirsinler, işlerini yapmaya başlasınlar, o zaman onlara da yardımlar edelim. Üniversitedeki adama makale okumayı yazmayı öğretelim. Bilgiyi hazır almayıp araştırmayı. Bilim yapmayı öğretelim mesela. Bilim laboratuarlarımız olsun, küçüklü büyüklü... Çalışma yapmak isteyene koca enstütülerden laboratuarlar verelim çalışacakları süre boyunca kullanabilecekleri, sonra çalışma bitince defolup gitsinler, yeni bir çalışma yapacaklarında tekrar gelsinler, yeni bir tane verelim.
Sonuç olarak her öğrenciyi güzel bir insan olacakları donanımla doldurduktan sonra içlerinden bazı alanlarda başarılı olanları alıp parlattığımız bir sistem. Dünyanın en zeki matematikçisini çıkaramayız belki ama dünyaca ünlü animasyon filmlerimiz olsun. 80 milyondan düzgün bir milli takım çıkmıyor mu ya? Çıkaralım. Ve daha bir sürü şey...
En başta biraz çıtlatmıştım: Üremeyelim. Çocuk yapmayalım. Nüfusumuz var, güçlü ülkeyiz diye övünmeyelim. Kalabalık yerine kaliteli bir nüfusumuz ve o nüfusla ilgili planımız olsun. Bu işsizliği de azaltacaktır daha düşük bir oranla işleri de. Beslenecek boğaz azalırsa harcamalarımız da azalır, süper. "Üretimimiz de azalır mı?" Azalmaz. "Peki tarım işçisi, butikçi, kasap nereden bulacağız cem? Herkesi okuttun üniversiteli yaptın." Yapmadım. Okumak istemeyen okumasın. Eğitim liseye kadar zorunlu, sonra okumuş olan da kuru yemişçi açabilir, okumuş olmayan da. Biz onları insan gibi insan yapmakla yükümlüydük, yaptık. Bundan sonra hayatlarına hangi yoldan devam etmek istedikleri onlara kalmış.
Belki bir de çıraklık gerektiren meslekler üzerine konuşmalı biraz. Berber, tesisatçı gibi? Onlar şimdi nasıl buluyorlar ki elemanlarını? Yeni tesisatçılar yetişiyor mu merak ediyorum.
Aslında bu anlattıklarımın hepsi, zengin ilgili bilgili anne babaların çocukları için hayal ettikleri bir eğitim olabilir. Ben bu eğitimi devletin eliyle tüm çocuklara sunmayı düşlüyorum.