"Kişinin kendine biçtiği değer, kendini başkasına kabul ettirmek için bir hak
doğurmaz."
Sade'ı Yakmalı mı? / Simone de Beauvoir

seen from France
seen from China
seen from Italy
seen from Hong Kong SAR China
seen from Russia

seen from Ukraine

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States
seen from Türkiye
seen from China
seen from Türkiye
seen from Indonesia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from China
"Kişinin kendine biçtiği değer, kendini başkasına kabul ettirmek için bir hak
doğurmaz."
Sade'ı Yakmalı mı? / Simone de Beauvoir
2026 planlarımı zihnimde çok güzel şekillendirdim. Hedeflerimi bölümlere ayırdım ulaşılabilir olması için. Birinci eşik Mart ayına kadar. Geçen sene Ocak, Şubat, çok çok zordu tamamen hastanede geçen bir kış mevsimi yaşamıştık bu kışı da değerli vaktimi kendime ayırarak geçirmek istedim. Geçen kışı telafi etmek, yaralarımı sarmak, kendimi yeniden inşa etmek, şimdiki anın kıymetini anlamak için.
Bu hafta kuvvet antrenmanlarına başladım. Fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedim Mart ortası aynı kıyafetle aynı yerde tekrar çekeceğim. Annemin hastalığı sürecinde aldığım kiloları atma programı.
Mart ortası doğum günümde 32. yaşımı karşılarken 32km koşmak istiyorum. Bu zamana kadar en uzun koştuğum mesafe 25km. Kendime bundan daha güzel bir hediye veremem. Çünkü asıl hedefim maraton koşmak Mart'ta 32K koşarsam 42K zihnimde çok daha ulaşılabilir bir mesafe olacak. En büyük hayalim Avrasya maratonunu bitirmek. Kasım ayına kadar dayanıklılığını dehşet-ül vahşet şekilde geliştirmiş bir Bilge olmak hedefim. Bu sene yapacağım her şey beni maratona götürecek.
Yapmak istediğim şeyleri gerçeğe dönüştürmek için en büyük engelim çalışmıyor olmamdı. Artık her şey daha kolay, daha ulaşılabilir. Üstelik işe başlarken baş antrenör -ayrıca salonun sahibi olan hoca- "Koşu hedeflerin için de seni desteklerim" dedi. Bu güne kadar bu cümleyi çok az insandan duydum benim için çok kıymetli. Bahara doğru salonun run club hocası olacağım yüksek ihtimalle.
"2026 benim yılım olacak" gibi büyük cümleler kurmak istemiyorum. Oldukça zorlu geçen koca iki yılın üstüne kendim için yaşamak ve önüme başka engeller çıkmaması tek dileğim, gerisini zaten halledeceğim.
Son günlerde sevgilimin bir alıntısı kafamın içinde dönüp duruyor: Bu insanlar başarının çalışmaya bağlı olduğunu ne zaman anlayacaklar? Ve ben şimdi çalışmanın öyle derin bir uykusuna dalacağım ki uyandığımda tüm dünya benim adımı duyuyor olacak. (Balzac)
Cemal Süreya Anısına... Lokman şair senin hayatın Yedi kırlangıcın hayatı kadar Altısını ardı ardına yaşadın Bir kırlangıcın daha var. * * * ““Kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” Cemal Süreya... En az bizler kadar yalnız bir insan, yalnız bir şair. Aramızdaki fark ise onun eline kalemi, bizim ise onun şiirlerini alıyor oluşumuz. Yalnızlık paylaşılır mı bilmiyorum ama kelimeleriyle ruhunu aktarmış bize Cemal Süreya. Yalnızlığı bizim yalnızlığımız olmuş, hüznü bizim hüznümüz, aşkı bizim sevdamız. “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası” Etrafını yalnızlık sarmışken bile söze aşkla başlamış Cemal Süreya. Zaten gece aydınlanıp elimizdeki kelimeler tükendiğinde geriye sevda kalıyor zihinlerde. “Bu adam gerçekten çok sevmiş!” diyorsunuz. Ellerini sevmiş kadınların, boyunlarını, bembeyaz tenlerini, bakışlarını bile sevmiş. Hepsini ayrı sevmiş ama birini bile diğerinden az sevmemiş. Yalnızlığıyla arasına giren de yine o kadınlar olmuş. “Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların Sonra her şey çıkıp geldi” Ve sonrasında şairin hasreti, yalnızlığı kabullenişiyle giden, arkasında koca bir yalnızlık bırakan bir kadın var. “Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin” Oysa Cemal Süreya’nın ne kadar cesur bir adam olduğunu hatırlatıyor başka bir şiiri. Öyle ki o, kaybettiği bir iddia sonucu soyadından bir harf eksilten bir adam, cesur bir şair. “Adımın bir harfini atıyorum”
Bu cesareti şiirlerinde çokça gördüğümüz erotizmden de anlaşılıyor. Aslında biraz da “çıplak romantizm” onunki. Cinselliği hayatın bir parçası olarak görüyor ve hayatın parçası olan her şey onun için şiirin de bir parçası hâline geliyor. Erotizmi ve aşkı aynı potada eritiyor şiirlerinde ve bunu o kadar olağan şekilde yapıyor ki okurken hiç de rahatsızlık duymuyor insan. “Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor” Cemal Süreya’nın şiirlerinde beynimizi kurcalayan bir diğer konu ise ölüm ve ölüm kavramını ele alışı. Oldukça genç yaşlarda sırasıyla kardeşinin, annesinin ve babasının vefatına tanıklık eden Cemal Süreya, ölümle tüm gerçekliğiyle yüzleşiyor. Bu nedenledir ki şiirlerinde ölüm kavramının ele alınışı oldukça somut. “Sen ki gözlerinle görmüştün 57’de Babanın parçalanmış beynini Kâğıt bir paketle koydular mezara İstesen belki elleyebilirdin de Ama ağlamak haramdı sana” Yaşı ilerledikçe ve gitgide arkadaşlarının ölümüne tanık olmaya başladıkça ölüm temasını şiirlerinde daha yoğun işlemeye başlamıştır Cemal Süreya. Ondan korkup kaçmak yerine, ölümü görsel veya işitsel nesneler yardımıyla somutlaştırmış ve hayatın tam anlamıyla bir parçası hâline getirmiştir. Ölümden sonrası için de büyük endişeler taşımamış ve bir şiirinde tanrının da bizim ölümümüzle birlikte öldüğünü ileri sürmüştür. Cemal Süreya’nın ölüme karşı takındığı dingin tavrı iki minik dizede çok güzel özetlenmiştir. Hayat kısa, Kuşlar uçuyor. Son şiirinde bile ölüm teması yine her zamanki gibi gerçekliği yadsınmadan işlenmiştir. Ama bu son şiirinde okuyucusuna değil, tanrıya seslenir Cemal Süreya. Ölmek için doğru bir zaman yoktur belki, ama yaşanmış güzel bir hayat vardır. Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir.. Üstü kalsın.. “Şairin hayatı da şiire dâhil” diyen, seven, âşık olan, hasret çeken, acılara katlanmaya çalışan, çoğu kez ağlayan, kıskanan, yalnız kalan ve eşsiz şiiri de bunlarla doğan ve şiirleri hâlâ bu kadar canlı ve şiirleri hâlâ bu kadar içimize işleyen Cemal Süreya’yı ölü saymanın doğru olduğuna inanılabilir mi? Cemal Süreya, şiirleriyle ve içlerinde barındırdıkları o hoş, eskimeyen imgelerle birlikte yaşamaya ve ruhumuza güzellikler katmaya devam ediyor. Anısına, bıraktıklarına, yaşadıklarına sevgi, saygı ve özlemle... * * * Cemal Süreya (Kendi seçimiyle “10 Ağustos” 1931 - 9 Ocak 1990) * * * - Görsel: Cemal Süreya (Ekin Başak Akgül)
Silinmez anılar vardır, karşı konmaz özlemler..
Cemal Süreya
Bugün Cemal Süreya'nın ölüm yıl dönümü, saygı ve özlemle anıyoruz..
huysuzluğum yüzünden ben bile bazen kendimden yorulurken sen iyi geceler mesajına bi şiir iliştiriyorsun.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar Londra - 9 Ocak 1958.
“Bilim büyüdükçe sistematik olmayan düşüncenin alanı daralıyor.”
Günübirlikler / Cemal Süreya
"Çin yazılarında iki sembol vardır:
Açıkta iki kadın sulh sembolüdür, dam altında iki kadın harp sembolüdür."
Mor Salkımlı Ev /Halide Edib Adıvar