Hay ataletini sevmediğim günler.
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Israel
seen from United States
seen from Kazakhstan

seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from United Kingdom
seen from Netherlands
seen from Germany

seen from Italy
seen from China
seen from China
seen from Poland
Hay ataletini sevmediğim günler.
Karanlık Kuşatması...
Bir yazgı, bariz bir kadermiş gibi bu coğrafyanın her gününde belirgin bir karanlık ile baş başa konuluyor insanlık. Tüm dönüşüm, vahim olanın sınırlarına demirleyen insanlık için behemehal yepyeni sınavları bildiriyor. Erk, muktedir, iktidar klikleri, burada şurada veya beride yönetimler eliyle bu katran karanlığının cismani hali kalıcı kılınıyor her an, hemen her dem bambaşka temsillerle birlikte. Cürüm bir istikamet dahilinde yol çizgisi eyleniyor artık. Cerahat mihmandar addediliyor. Kötülüğün en denenmiş hallerine yeniden ve illa ki bir biçimde başvurularak kurulan / kurumsallaştırılan cinai hal, toplamda bariz o aralıksız vahamet tablosunu güncelliyor. Buna vesile kılınıyor. Bilcümle hayatın ehvenden ayrımı var ediliyor her gün biraz daha açık. Her gün biraz daha aleni bir gayretle bütünlüklü ve entegre olarak. Bir dönüşüm belirgin bir devinim halini ezberci, yerle yeksan etmeye hep teşne bir akılla var eder devlet / devletler. Bugünün dünyasının suna geldiği her türden ol müşterek hakkın hakkaniyetsiz bir biçimde alt edilme meselesidir odaklanılan. Zifiri tam kapkaranlık bir ortamda, devam olunan seyrüseferin var edeceği tek şey kıyamettir oysa, insan elli kıyamet.
Bütünüyle dönüşüm diye çıkagelen şeyin bariz bir eksiltme sistematiği olduğu artık ama ve fakatsız ortadadır. Cerahat kutsanır oldukça ortaya çıkan kıyamet figürü de kesintisiz bir halle devam olunan bir eylemselliğe dönüşür. İnsan insanın kurdudur bahsinin hemen karşılığına denk düşen eylemler, var edilmiş göz korkutucu hamleler, aralıksız şişirilerek güncellenen nefret edimiyle, pompalanmaya devam eden ırkçılık ile bir düzlem olduğu gibi çöküşlere mahkum edilir. Bir asra yaklaşmış olan demokrasi deneyimini sonsuz bir biçimde sakatlamaya devam diyen, onarılmayacak kadar çürümeye rehin etmeyi hala ve hala matah addeden bir aklın tezahürü her günün kıyamet kılınmasının da köşe bentlerini bildirir. Daha geçtiğimiz günlerde var edilmiş Amedspor’un sahadaki mücadelesini alt etmek için ortaya atılan cerahatli tavır, Kürd’e karşı savunula gelen nefret bunun bir açık yüzeyidir. Her durumda nefretten medet umulan, bununla bir istikamet belirlenmeye devam olunan, buna çabalanan bir zeminde cehennem zaten her güne yapışıp kalmıştır ki o cerahate hala yer vardır, hala sineye çekilendir, hala üstünkörü geçiştirilendir.
Artı Gerçek’ten aktaralım: “Afyon İl Jandarma Komutanı Yılmaz Kırgel'in bugün saat 19.00’da Hes İlaç Afyonspor’la karşı karşıya gelecek olan Amedspor’a karşı kışkırtıcı ifadeler kullandığı görüntüler gündem oldu.
Müsabaka öncesi Afyonsporlu oyuncuların antrenmanını ziyaret eden Kırgel, “Gönlümüz sizlerle. Sizin işiniz futbol oynamak. Siz de onu gerçekten güzel yapıyorsunuz. Geri kalanı bize bırakın. Gerçekten Afyon’un sizin kazanmanıza ihtiyacı var. Hele hele Mersin’de yaşadığımız o terör eyleminden sonra gönlümden geçeni söylüyorum: Şöyle bir 5-0 eze eze yenerseniz, buradan onları göndeririz” dedi.
Kırgel'in bu sözleri Hes İlaç Afyonspor'un resmi twitter hesabından yayınlandı. Söz konusu paylaşım tepkilerin ardından silindi.
'Sözlerim Maksadımı Aştı'
Kırgel, gelen tepkilerin ardından "Maksadımı aştığını anladığım sözlerimin yanlış anlamalara sebebiyet vermesinden dolayı duyduğum üzüntüyü ifade ederim" açıklamasını yaptı.
Kırgel, yaptığı yazılı açıklamada, stadyumda bulunduğu sırada oyuncular ile arasında geçen sohbetin izni ve bilgisi olmaksızın kaydedildiğini belirtti.
Kırgel'in açıklaması öyle: "Maksadım sporcularımıza devletimizin tüm güvenlik unsurlarının maçın ruhuna yakışır şekilde gerçekleşmesi ve sonuçlanması için görevi başında olduğunu anlatmaktan, sporun ruhuna yakışmayacak herhangi bir olumsuzluğa sebebiyet vermemeleri gerektiğini ifade etmekten ve maçla ilgili motivasyonlarını artırma gayretinden ibarettir. Bir futbol karşılaşması üzerine kendi aramızda yaptığımız sohbetin bu noktaya çekilmesinden ve maksadımı aştığını anladığım sözlerimin yanlış anlamalara sebebiyet vermesinden dolayı duyduğum üzüntüyü ifade eder, müsabakanın sporun ruhuna uygun centilmenlik içerisinde geçmesini dilerim."”
Katran karanlığının her nasıl bir memleketi kuşattığına dair yetkin bir örnektir tek başına ol Kırgel efendinin var ettiği. Bir spor müsabakasını, taarruz yahut da savaş sahnesinin ta kendisine dönüştürmek için alttan verilmiş mesajın, Kürdü yeniden düşman bilmenin ve had bildirme cüretinin sunduğu cerahat kendiliğinden o korkunç karanlığı göstere gelir. Bay komutan için bunlar basit, kendi aralarında konuşmaya devam edecekleri mesellerdir. Ne de olsa ötekisi onlar için herhangi bir şeydir. Eşyanın tabiatına uygunlukla apoletlerin verdiği özgüvenle birlikte bir halkı hedef kılmanın nesi mesele edilebilir ki değil mi? Ol maksat aşıldı lafzının sadece ve sadece duyan, gören oldu artık kısmından ileri gelmesini ne yana bırakabiliriz ki sahiden? Cerahat ile bütünleşik kılarak hayatın ehvenini sürekli olarak yerle bir ederek, nefretten gayrısını tahayyül dahi etmeyerek hangi güzel güne varılır ki? Kimsenin sorgulamayacağı, dahası maçı oynayanlar dışında kimsenin belki de haberdar olmayacağı bir maç savaşa dönüştürülmesinin neye faydası olacaktır ki? Ki o maç boyunca, Allah tektir, ordusu Türktür gibi bir akıl tutulması pankarttan nice ayrımı var eden “Hayatta yegane varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdır” bahsine sanki o mücadele eden takımı temsil ediyormuş gibi PKK dışarı laf salatasına her şeyin birbirine karıştırıldığı bir zeminde kim nasıl doğruyu fark edecektir, bu ayrım, bu hiddet, bütün bu kör karanlıkla gönenç kılınan insanların yurdunda, nasıl, ne zaman, ne şekilde? Diyarbakır Barosu suç duyurusunda bulunur, pekiyi bundan Adalet makamı bir sonuç tüm o ayrıma karşı nihai bir karar, hüküm bildirecek midir, mesele ortadadır.
Mezopotamya Ajansından aktaralım: “Jîna Mahsa Amini için sokağa çıkan kadınlar, "Bu yaygın itiraz ve birliktelik çürümüş hakimiyeti derinden sarsmıştır. Özgür yaşayacağımız bir dünyayı mücadelemizle yaratacağız" dedi.
İran’da “ahlak polisi” tarafından işkenceyle katledilen Jîna Mahsa Amini için sokağa çıkan kadınlar, birçok kentte açıklama ve yürüyüş gerçekleştirdi.
Ankara
Ankara Kadın Platformu, Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi. Ancak açıklamayı engelleyen polis, 9 kadını darp ederek, gözaltına alındı. Polisin saldırı ve gözaltına rağmen kadınlar, “Jin jiyan azadî” sloganıyla Yüksel Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti. Polisin saldırısı ve gözaltısına bu esnada bir kadın, “Dinci ve gericilerin eylemlerine müdahale etmeyip bize saldırıyorsunuz” diyerek tepki gösterdi.
Yüksel Caddesi’ne varan kadınların açtığı “Kadın dayanışması sınır tanımaz” pankartını yırtan polis bir kez daha saldırdı. Saldırı esnasında ekip aracına bindirilen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekilli Semra Güzel’in danışmanı Ebru Özel, daha sonra serbest bırakıldı.
Eylem sırasında gazetecilerin görüntü alması da engellenmek istendi.
Kentte etkili olan yağışa rağmen eylemlerini sürdüren kadınlar, buradan geçtikleri Meşrutiyet Caddesi’nde açıklama yaptı. Son olarak Mülkiyeliler Birliği’ne geçen bir grup kadın, burada kısa bir açıklama gerçekleştirdi. Kadınlar, Jîna Mahsa Amini için “ses çıkarmaya” devam edeceklerini vurguladı.
Gözaltına alınanlar arasında bulunan 4 İranlı kadının, işlemlerinden sonra Geri Gönderme Merkezi'ne gönderileceği belirtildi.
Mersin
Mersin Kadın Platformu, Alanya Sokağı girişinde açıklama yaptı. Kürtçe, Türkçe ve Arapça “Jin jiyan azadi” ile “Katledilen kadınlar isyanımızdır” sloganları atan kadınlar, Jîna Mahsa Amini’nin fotoğrafının yanı sıra “Hepimiz Mahsa Amini’yiz” pankartı taşıdı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Fatma Kurtalan’ın da katıldığı açıklamada konuşan Ceren İnan, İran’da direnişin başladığı günden bu yana 200’den fazla kişi yaşamını yitirdiğini, en az 5 bin kişinin ise tutuklandığını aktardı.
Türkiye’nin İran’ın uzağında olmadığını ifade eden İnan, şöyle devam etti: “Siyasal İslam’ın yaşamımız, haklarımız, bedenlerimiz üzerindeki kadın düşmanı politikalarını, İran dinci faşist molla rejiminin kadın düşmanı politikalarından tanıyoruz. Tek adamlar ve tek adamların rejimleri dünyanın her yerinde kadın düşmanlığıyla iktidarlarını kuruyor. Ama nafile çünkü karşılarında onlara kafa tutan, susmayan, itaat etmeyen en büyük güç yine kadınlar. Bize dayatılan ahlakı, hapsetmeye çalıştıkları aileleri, mecbur etmeye çalıştıkları güvencesizliği, maruz bıraktıkları erkek şiddetini tepe taklak edecek güce sahibiz. Bugün İran’da yarın her yerde dünyayı yerinden oynatacağız.”
Açıklamanın ardından kadınlar, saçlarını keserken İran ve Rojhilat’ta direnişlerini sürdüren kadınlara destek verdi. Eylem, söylenen Arapça şarkı eşliğinde sona erdi.
Hakkari
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Kadın Meclisi, parti binası önünde açıklama ve oturma eylemi gerçekleştirdi. Eyleme, Hakkari ve Yüksekova Barış Anneleri Meclisi, Tevgera Jinên Azad (TJA), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Hakkari Şubesi’nin yanı sıra çok sayıda kadın katıldı. “Kadınların zafere yürüdüğü yüzyılda, dikta rejimlerine boyun eğmeyeceğiz” pankartı taşınan açıklamada, Amini’nin fotoğraflarının bulunduğu dövizler ile kadınların kesilen saçlarının yapıştırıldığı ağaç dalı taşındı.
Açıklamayı yapan HDP Merkez İlçe Eşbaşkanı Sinem, “Şu iyi bilinsin ki, kadınlar başta olmak üzere ezilenlerin mücadelesi ve direnişi engellenemeyecek. Şuan dünyanın her yerinden alanlarda kadın mücadelesini büyüten ve İran’da direnen kadınlara ve bir kez daha selam olsun” ifadelerini kullandı. Açıklamanın ardından oturma eylemi yapıldı. “Jin jiyan azadî” ve “Biji berxwedana jinan” sloganlarının atıldığı eylem, söylenen şarkılarla sona erdi.
İstanbul
İstanbul’da Kadınlar Birlikte Güçlü, Kadıköy Eminönü İskelesi önünde bir araya gelerek protesto eylemi düzenledi. Eylem öncesi Kadıköy’ün birçok noktasına ve eylemin yapılacağı yere polis tarafından barikat kuruldu. Ancak barikata rağmen binlerce kadın bir araya gelerek, “Jin, jiyan, azadi”, “Nan, kar, azadi”, “Zen, zedengi, azadi” sloganları atıp, “Jin, jiyan, azadi”, “Kadın yaşam özgürlük”, “Diktatöre ölüm”, “Diktatör İran” ve “Mahsa’dan sonra her şey bir saç teline bağlı” dövizleri taşıdı.
Açıklamayı okuyan Emekçi Kadınlar (EKA) üyesi Delal Erol, “İran sokaklarında ‘Jin, jiyan, azadi’ sesi yükselirken direniş de büyümeye devam etti. İran İçişleri Bakanlığı, ‘İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından emredildiğini’ söylediği bir soruşturma kararını açıklarken, aynı anda protestoya katılanlar bir bir gözaltına alındı. İran rejimi Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgeler başta olmak üzere halkın üzerine ateş açmaya, saldırmaya başladı. Direniş başladığından bu yana 200'den fazla kişi hayatını kaybederken, en az 5 bin kişi İran rejimi tarafından tutuklandı. Tutuklananlar arasında 16 basın mensubu da bulunmakta” dedi.
Kadınların şeriata göre dizayn edilmeye ve kadınların iradesinin yok edilmeye çalışıldığını belirten Erol, “Mahsa’nın katledilmesi tüm dünyada erkek devlet şiddetine karşı mücadele eden biz kadınların öfkesi oldu. Çünkü aynı erkek egemenliğini, aynı erkek şiddetini yaşadığımızı biliyoruz. İran rejiminin dayatmalarına benzer ahlak dayatmalarına maruz kalıyoruz, hayatlarımız giderek kısıtlanıyor. Hayatlarımızdaki şiddet sarmalı İran’da da Türkiye’de de bizzat erkek devlet tarafından örgütleniyor. Bugüne kadar kazandığımız hiçbir şey, bizlere egemenler tarafından bahşedilmedi. Hepsini yaşamlarımız pahasına mücadele ederek ellerimizle kazandık. Şimdi bizleri tahakküm altına alan erkek egemenliğine karşı tüm dünyada birlikte yükselteceğimiz kadın mücadelemizle özgürlüğümüzü kazanacağız” diye belirtti.
Eylemin ardından kadınlar saçlarını kesti. Daha sonra, İran müziği eşliğinde dans eden kadınlar, “Jin jiyan azadi” sloganıyla eylemi sonlandırdı.
Diyarbakır
Dicle Amed Kadın Platformu (DAKAP) da, Dünya Kavşağı’nda gerçekleştirdiği eylemle Jîna Mahsa Amini’nin katledilmesini protesto etti. “Jin jiyan azadi” pankartı açan kadınlar, “Yaşasın kadın dayanışması” ve “Jin jiyan azadî” dövizleri taşıdı. “Kadınlara değil katillere barikat”, “Yaşasın kadın dayanışması” ve “Jin jiyan azadî” sloganı atan kadınların yürüyüşünün polis tarafından engellenmesi üzerine burada açıklama yapıldı.
Açıklamayı yapan HDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, yürüyüşün engellenmesine tepki göstererek, “Buradan Diyarbakır Valiliği’ne soruyoruz: Koruma kararına rağmen katledilen kadınlar neden korunmadı? Kadın tecavüzcüleri ve tacizcileri kol gezerken kamu düzenini sağlamak için neler yapıyorsunuz? Genç kadınlar üzerinden özel savaş politikaları ile fuhuşa zorlanılan kadınları korumak için kamu düzenini nasıl sağlıyorsunuz? Uyuşturucunun Diyarbakır’da 9 yaşa kadar indiği bir kentte kamu düzenini sağlamak için neler yapıyorsunuz? Bozulanın kamu düzeni olmadığını çok iyi biliyoruz. Bozulan, sizin erkek iktidar sisteminiz. Bunu hepiniz çok iyi biliyoruz ve evet korkmaya davam edin, sizin o tekçi, kadın düşmanı, militarist iktidarınızı bugün engellemeye çalıştığınız bu kadınlar yıkacak” dedi.
Atasoy, İran’da kadınlar öncülüğünde gelişen mücadeleyi tarihsel olarak niteleyerek, şöyle dedi: “Dicle Amed Kadın Platformu olarak bugün burada yürüyerek isyan eden kadınların çığlıklarını daha fazla duyurmak ve kadınların özgürlük mücadelesindeki kararlılığı bir daha göstermek için bir araya geldik. Ama Diyarbakır Emniyet ve Valiliği keyfi bir biçimde bize bu yürüyüşün kamu düzenini bozacağını söyleyip, binlerce polisi buraya yığdı. Ne olursa olsun kadınlar özgülüklerine sahip çıkacaklar, kadınlar geleceklerine sahip çıkacaklar. Her hâlükârda bugün ve bundan sonrada bu mücadeleyi daha kararlı bir biçimde tüm bedellerine rağmen devam edeceğiz.”
Bir yazgı gibi, karanlık dört bir yanda var edilirken, onca kuşatma, bir dolu hakkaniyet yıkıcı hale, dönüştürmek ve anlamak yerine sessizleştirme gayretine rağmen kadınlar ses verir yeniden. İran’dan Türkiye’ye, buradan şuraya her anlamda zaruri bir dönüşüm, illa ki devletlinin gerek gördüğü hal diye dayatmaların birbiri peşi sıra bina olunduğu, canlar söz konusu olduğunda paldır küldür çalınabildiği bir yerde, hukuksuzluk ve bayrakların örte geldiği cinayetler silsilesi karşısında bir itiraz var edilir. Türkiye’de Bakur Kürdistan ekseninde var edilmiş olan hak tanzimi için eylemler gibi, İran’da, Rojhilat’da var edilmek istenen şey de o kadar anlamlı bir reddiye halidir. Devlet, devletlinin suna geldiği yıkıcılık karşısında sözle, eylemle, eyleyerek bir tek doğrunun o da insani müşterek olana dair bir direniş sergilenir. Yerle bir eden, kuşatan, dışlayan, ezberlerle köşeye kıstırmaya ant içen, dönüştürdüğü kısmı yeterli görmeyip daha ağır zulümleri var etmeye teşne olan, olagelen iktidar pratiklerine karşı kadın, yaşam ve özgürlük nidası herkesi, belki de dünya genelinin handiyse tamamı için de bir ussal uyanış meselesi olarak can alıcı bir halde var olmaktadır. Mahsa Amini sonrasında, yüz kadar insanın resmen katledildiği, dahası anbean, günbegün yepyeni kırımlara imza atılabilecek bir yere dönüşen İran ölçeğinden, her durumda bir yıkım cenahı halinde kendini yükseltmeye devam eden yeni Türkiye nam sahaya, birlikte ezilenlerin mücadelesi ya hep beraber kazanacaktır, ya hep beraber bütün o ihtimalleri yerle yeksan ederek, yerle bir olacaktır. Bulunduğumuz araf bunun tezahürünü barındırandır.
Kesin, kati, bütün anlamlarıyla birlikte hayatın kuşatılması, kötülüğün bir normatif haline indirgenmesinin refakatinde var edilir. Buna teşne olunur. Cerahat bir öyle bir böyle ama her dem güncellenerek kurgudan öte hakikat kılınmaya çalışılırken derman aranmasın hiç bulunmaya çalışılmasın istenir. Karanlık sanki bir yazgıymış gibi yeknesak makamdan bu sahnenin her gününde, bu coğrafyanın köşe başlarında yöneten katı sayesinde bir demirbaş kılınmaya çalışılıyor. Yok yere değil, arasız, fasılasız bir halde yinelene gelenler birbiri peşi sıra icrasına düşülen hamlelerle hayat o karanlığın esiri kılınmaya çalışılıyor. Bir yanda ilerleme, bir yandan modern zamanlar denilirken hiç olmadığı kadar yalın bir geçen, geçmişin sularında ilerlemeye çalışılıyor. İyi de bunca kötülüğün, kör karanlığın bir biçimde karanlıktan menkul bir çağın dipsizliğine karşı müşterekler nasıl muhafaza edilecektir. Düşünmeden, sorgulamadan, sormadan, tahayyül edilen karanlığa itirazı var etmeden hangi gün iyi olabilir ki? Hayat istemi, tahayyül ve görüşlerin yerle bir edilme istemiyle kuşatıldığı yerde, karanlık lafta değildir, artık anlıyor muyuz? Bütünüyle dünya dediğimiz yaşadığımızı varsaydığımız kürenin artık pirüpak masmavi, tozpembe hayaller ihtiva eden, muktedirin es kaza olur verdiği kadar özgürlüklerin yaşatılabildiği bir sahne olmadığını anlamak için daha kaç sınama lazımdır, sahiden elzemdir, sahiden!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2022
Görsel: In The Name Of Hope – Khamoosh v/Mohit.art
Atalet Kavramı
Durağanlık anlamına gelen ‘Atalet’ kavramı karşı direnç içerir. Tanım fiziksel açıdan; bir cisimi harekete geçirmek için uygulanan kuvvete karşı, cisimin direnç göstermesi ve harekete geçmemek için mücadele etmesinden doğar. Bir yere doğru hareket eden ya da yönelim gösteren cisimi başka yöne hareket ettirmek istediğinizde onun karşı koyduğunu düşünün, işte sizin aşmanız gereken bu dirence atalet denir. Direnç içermesine rağmen atalet kavramı, pasif bir karakter sergiler. Çünkü bulunduğu cisime-objeye artı değer - bir özellik katmaz. Bu kavram, eylemsizlik ilkeleri dahilinde de hala fizikte kullanılmaktadır.
Tanımladığımız atalet kavramını sosyal hayata entegre ettiğimizde de birçok farklı alanda karşımıza çıktığını görürüz. Zaten bu kavram, sosyal açıdan Platon’un mağara metaforunda da işlenmiştir. Örneğin, edindiğiniz alışkanlıklardan, yaşadığınız şehirden ya da takılı kaldığınız şeylerden dış faktörler sizi farklı yöne hareket ettirmeye çalışsa da sizin direnç göstermeniz ve bu pasif direnci gösterirken bir artı-değer, yeni bir özellik edinmemeniz atalet kavramını karşılar. Bu duruma duygusal -sosyal atalet de diyebiliriz.
Münafıklık konusunda atalete kapılmak çok büyük hata olur. Ömrümüzün sonuna kadar en ehemmiyetli konu olarak üzerinde duracağız. (Adnan Oktar, A9TV)
Haksız, Ufuksuz, Geleceksiz Bir Demokrasi...
Bir fasit döngüdür sürekli yineleniyor. Eksik gedik addedilmiş olagelen hayat akışının bir biçimde ortasına mıhlanmış olagelen tehdit dili / yıldırı / tahakküm üçlüsünün birlikteliği ile nobran / banal ama her defasında apayrı bir cerahat imali güncelleniyor. Kamplar var ediliyor, toplum kutuplara ayrılıyor, öteki denilen bizatihi o iktidar eliyle / erkan talimatı ya da yönlendirmesiyle diğerine karşı kışkırtılıyor. Söz hakkı naçar kılınırken, belki olan biteni çarçabuk unuturlar diyerek dokuz günlük bayram tatili araya sıkıştırılıyor. Aralıksız ve fasılasız bir biçimde her şey unutulabilirmiş masalı zikrediliyor. Erkana teslim olun bir biçimde haklarınızdan feragat edin, edebilin ki yaşamlarınıza gölge etmeyelim bildiriliyor tüm bu sahnede. Muktedir ve oyunu kuran tüm ögeleriyle birlikte yeni ülke tiradının ardılı sıra mimarlarının elinde bir fasit döngü hali istemsiz değil doğrudan güncelleniyor hemen her şekilde.
Baskıcılığın, bildiğimiz anlamların tamamını kapsayan zorbalığın, dikte etmelerin artık bir istikamet dahilinde aralıksız var edilebildiği bir ülke gerçekliği söz konusu ediliyor. Her durumda hazır kıta bekletilen sözüm ona ülkenin demokrasisinin ayrışmaz parçaları diye anılan, bilahare iktidarın bu tablosundan da rahatsızlar denilerek bir biçimde sunulan kimi temsillerle / örnek çalışmalarla muhalifliğin de kökü kazılmaya çalışılıyor. Aleni bir biçimde Saraçhane’de verilen sesin paramparça edilebilmesi için de kullanışlı addedilen o kimilerinin refakatinde güncel eleştirinin de dibine kadar sınırlandırılması var ediliyor. Bir menzildeki hayatiyet ihtiva eden eleştirinin, haksızlıklara karşı müşterekleri savunma hali ve eylemselliğinin daha en başından toparlanması imkansız bir hale dönüştürülmesini var ediyor muktedir. Dokuz günlük ol tatil kavisinin / sürecinin ortasında peyderpey alına gelen kimi kararlar, sözcüden, baş efendiye kadar herkesin dilinden çıkagelen yönlendirip de bir hizada tutma mesajlarının salt günü kurtarmak adına değil, geleceği de biçemini bu sahada var etmek adına olduğu açığa düşer. Yaygın medyanın kendini maskaraya iyice ve açıktan bağladığı, hikayeden de olsa bir demokrasi istemini savunmayı çoktandır bir kenara terk ettiği düzlemde her şey fasit döngünün içinde boğuntuya konulur. Kaosun ta kendisi içinde bir ayrıştırma tahayyülünün varlığı kesintisizdir. Bildiğimiz ev, inandığımız tüm eleştirel değerler, uluslar üstü evrensel hakların yekunu çöp kılınabilen, yerlere çalınandır.
Bianet’ten aktaralım: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski metin yazarı, eski AKP Milletvekili Aydın Ünal, Yeni Şafak’ta bugün yayımlanan yazısında boykotun ekonomiyi etkilemeyeceğini iddia etti.
Cumhuriyet döneminde bir sermaye sınıfı oluşturulduğunu belirten Ünal, AKP’yle birlikte sermayenin dönüştüğünü, paranın el değiştirdiğini söyledi.
Anadolu’dan yükselen muhafazakâr sermayenin 'miras' değil 'alın teri' ile şu anki konumuna geldiğini savundu. Bu nedenle de boykotun hissedilmeyeceği görüşünü ortaya attı.
Dönüşümden “Anadolu ihtilali” diye bahseden Ünal, “Milletin ve milli iradenin önünde diz çökeceksiniz” dedi. Ünal’ın yazısından ilgili bölüm şöyle:
Uzun soluklu, zorlu, meşakkatli, sabırla, ihlasla, imanla bugünlere ulaşmış bir mücadeleden bahsediyoruz. Milli iradenin üzerine çökmüş vesayet kurumları ortadan kalktı; tek istisna sermaye, özellikle de İstanbul sermayesi, ama o da çok büyük ölçüde geriletildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o son vesayet kalesini de yıktığında, Anadolu ihtilali tamamlanmış olacak. O da yakındır, o da olacaktır inşallah.
Sözün özü şudur: Birileri, Cumhuriyetin ilk döneminde dedelerinin, babalarının elde ettiği imtiyazın mirasıyla on yıllar ve nesiller boyunca sülalecek milli iradenin ve memleket kaynaklarının üzerine çöktü. Derinden gelen dip dalga ise hanedanlığı sarstı, çökme noktasına getirdi ve bunu sadece kendi emeğiyle, alın teriyle yaptı. Anadolu; eğitimde, bilimde, siyasette, idarede, akademide, entelektüel alanda, sanatta, alın teriyle hak ettiğini aldı, sermaye konusunda İstanbul’un tahtını sallayacak noktaya ulaştı, mirasyedilerin çok ama çok önüne geçti.
Hani ‘okumuyorsunuz’, ‘cahilsiniz’ filan diyorlar ya, halt etmişler. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.
Hani ‘boykot’ diyorlar ya; sermaye dönüştü, para el değiştirdi. Bir gün değil bin gün, on bin gün tüketmeseniz, artık çarşı-pazar, dükkanlar, mağazalar, kafeler yokluğunuzu hissetmez.
Artık ne TÜSİAD’ın darbe kotaracak gücü var, ne İngiltere’nin, Fransa’nın, ABD’nin, İsrail’in ‘imdada’ koşacak mecali var. Farzımuhal iktidara gelseniz dahi 100 yıllık sabırla yoğrulmuş mücadeleyi geriye götüremeyeceksiniz.
Eski hal muhaldir. Mirasyedilik dönemi sona ermiştir. Tüm imtiyazlar geride kalmıştır. Yeni duruma alışacaksınız, Anadolu ihtilalini kabulleneceksiniz, milletin ve milli iradenin önünde diz çökeceksiniz. Ya normalleşecek ya da daha da yalnızlaşacak, marjinalleşeceksiniz. Başka yol yok.
Ünal, Haziran 2022'de AKP'ye yönelik ekonomi eleştirileri nedeniyle Yeni Şafak'tan uzaklaştırılmıştı. Ünal, uzaklaştırılmasına yol açan yazıda "Türkiye ekonomisindeki kötü gidiş vahim, endişe verici, korkutucu bir seviyeye geldi. Ekonomideki kötü gidiş pandemiden, küresel krizden ve Rus işgalinden daha ziyade iç dinamiklerden, 4 yıldır yapılan hatalı atama ve hatalı kararlardan kaynaklanıyor. Mevcut durumda bile hasarın onarılması, yaraların sarılması yıllar, belki on yıllar alacaktır. Ancak bırakınız hasarı onarmayı, henüz kötü gidişi durduracak tedbirler bile alınmamaktadır." demişti”
Fasit döngünün her neye tekabül ettiğini Ünal o kısa makalesinde doğrudan var eder. Bir menzildeki nihai dönüşümün çoktan var edildiğini, işin işten zaten geçip gittiğini bildirir. Eski devlet aklının ya uzlaşacak ya da tükenmeye mahkum kılındığından dem vurur. Bu sahadaki demokratikleşme iddiasının da görsel / işitsel / eylemsel farklı görüşlere haiz olma hal ve isteminin de artık “darbecilik” olarak görüldüğü bir zeminin gerçekliğini bir biçimde işaret eder. Anadolu’nun o eski olmadığını, dönüştüğünü ve Kemalist akım başta olmak üzere tüm burjuvaziden kendisine dair fikrin / yönetim anlayışının karşısında başka bir hattı bina ettiğini örnekler. Demokrasi çok sesliliği gerektirirken, yerine geçtiklerini bir biçimde bildirdiği akımların üstüne bir çarpı koyarak, biat edeceksiniz, itaat edeceksiniz yollu göndermesiyle zaten bir menzilde değil doğrudan bir mahpushanenin başka bir suretinde yaşadığımızı bildirir, öyle, açıktan. Ünal’ın çizdiği hattı, yenilenmiş o ülke tiradının bir başka boyutunu da Bilişim Teknlojileri Kurumu eliyle çıkagelen yepyeni bir yönlendirmede görmek mümkündür. O haberi de paylaşalım:
“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) BTK, ‘Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği’nde değişikliğe gidiyor.
ekonomim.com’dan Mehmet Kaya’nın haberine göre BTK yönetmelik taslağını görüşe açtı. Buna göre taslağın 3. maddesi ile mevcut yönetmeliğin 19. maddesine yeni bir fıkra eklenecek.
Facebook, X, WhatsApp, YouTube şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar Türkiye’de temsilci bulundurma zorunluluğuna ilave olarak, Türkiye’de bir anonim ya da limited şirket kuracak ve bu şirket yetkilendirme alarak faaliyet gösterebilecekler.
Yetkilendirme BTK tarafından yapılacak. Taslak ile getirilen yeni şart ve yükümlülüklere uygun yetkilendirmeler 1 Ocak 2026’dan itibaren başlayacak. Yurt dışında yerleşik bir şirketse paylarının tamamı bu şirkete ait olacak. Bu şirketlere bildirimler, internet sitelerindeki bilgilerden sağlanan e-posta adresleri ya da diğer iletişim araçlarından yapılabilecek.
Sansüre yeni madde
Yönetmelik taslağında faaliyetlere ilişkin yeni şartlar eklendi. Taslağın 4. maddesiyle mevcut yönetmeliğin 25. maddesine eklenecek 3 numaralı fıkra ile BTK erişime engellemede yeni bir yetkiye sahip olacak.
Taslak metne göre BTK “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu sağlığı ve benzeri kamu yararı gerekleri çerçevesinde, yetkilendirmeye tabi olup olmadığına bakılmaksızın şebekeler üstü hizmet sağlayıcıların ilgili uygulama veya internet sitesine erişimin doğrudan engellenmesine karar verebilir” hale gelecek.
Milli güvenlik, tüketiciyi koruma, rekabet...
Şirketler yetkilendirme ücreti, evrensel hizmet katkı payı ödeyecekler ve ilgili mevzuattaki idari yaptırımlar dahil olmak üzere hak ve yükümlülüklere uyacaklar.
Hizmet sunumu engellenmesi, işletmenin askıya alınması, tüketicinin korunması, rekabetin tesisi ve korunması, şebeke ve bilgi güvenliği, kişisel verilerin korunması, birlikte çalışabilirlik, sektörel veriler ve güvenlik olaylarının BTK’ya raporlanması, kamu düzeni, milli güvenliğe ilişkin hususlarda Kanunla verilmiş görevleri yerine getirmek için BTK tarafından yapılabilecek ilave düzenlemelere tabi olacaklar.
Azami ceza 30 milyon TL
Yetkilendirmeyi almadan ya da mevzuata uygun hizmet sunmayanlara 1 milyon ile 30 milyon TL arasında idari para cezası verilebilecek. Altı ay içinde yetkilendirme almayanların bant genişliğinin yüzde 95’i engellenecek.
Altı aylık sürenin sonundan itibaren üç ay içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin erişimi durdurulacak. Yetkilendirmeyle ilgili cezai hükümler çerçevesinde, belirli şartlar altında üç yıla kadar yetkilendirme verilmeyeceği de yönetmelikte yer aldı.”
Bitmek tükenmek bilmeyen bir yönlendirme / eksiltme ve sınırlama halinin devamlılığını var etmek için bir kere daha internete düzenleme söz konusu edilir. Hali hazırda sokaktaki ses verme isteminin / sorgulama çabasının, hiçbirisi değil basitçe bir şeyleri satın almama isteminin / boykotun bile tüm dengeleri altüst etmeye kafi geldiği bir zeminde hangi doğru var edilebilmiştir. Bir tarafta yürüye duran bir ihtilalden dem vurulup, bu da başarılı oluyor denilirken öte yandan en ufak bir itirazın dahi söz konusu edilmediği, veya bahsinin dahi açılmayacağı bir düzlemin binasına hep bu istikamette her gün bambaşka bir gümbürtü var edilir. Her kakofoni bir başka dönüşümü imgeler. Devlet erkanının ve onun son yirmi üç yıllık sahibi / yöneticisi olagelen temsilin elinde demokrasinin naçar ve boşa düşen bir imgeleme dönüşümü sabitlenir. Sosyal medyanın paşa gönülleri arzu ettiği vakit kesilip, istenmeyen içerikler engellendiği zaman çok daha müreffeh bir ülkenin de aynı hızla var edilemeyeceği ortadayken nedir ki bu telaşe, daha nasıl bir ülke var edilebilir ki her şey silme kapkaranlık tarafından zapturapt altına alınırken. Bir fasit döngü içerisinde tehdit / tahakküm ve yıldırı ile korkular aralıksız yinelenirken, hep bir öcü çıkacak yakıştırması var edilirken sıradan insanların geleceksizlik tahayyüllerine dair bir çözüm söz konusu olacak mıdır? Bir tek gün olsun demokrasiden dem vurulup, arasız milli iradeden bahisler açılırken, olmakta olan kalıcı kırılmalar, eksiltmeler ve nihayet bu sahadaki hak arama ihtimallerinin sıfırlanmasının akıbeti ne olacaktır. Senenin 2025 olduğu bildirilirken henüz yüz iki yıllık bir ülkenin her şeyi her defasında sıfırlayarak başka bambaşka suretlere evrimi ile muasırlık söz konusu edilebilir mi? Bitimsiz yaralar, eksiksiz çözümlemeler, hiç tükenmeyen kırmızı çizgiler ve susun / sorgulamayın bahisleri arasında bir ülkenin dünü ile şimdisinin kavgası arasız bir çekişmeyi gösterirken yolun sonu nedir? Yol nereyedir? Bunca bezirganlık, bu kadar açık aşağılama, hakir görmelerin var edildiği bir zeminde demokrasi vardır deyince var olabilir mi, halksız, ufuksuz, hiç sorgusuz... düşünür müydünüz?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Ümit BEKTAŞ – Reuters via NBC News
The detention of Istanbul Mayor Ekrem Imamoglu is widely viewed as politically motivated.
Meramda Paylaşılan Haberler
AKP'li Aydın Ünal'dan Boykot Yapanlara: Kabullenecek, Diz Çökeceksiniz - Bianet https://bianet.org/haber/akp-li-aydin-unal-dan-boykot-yapanlara-kabullenecek-diz-cokeceksiniz-306150
BTK’ye Yeni Yetkiler: ‘Milli Güvenlik' Gerekçesiyle Sosyal Medyayı Sansürleyebilecek - Bianet https://bianet.org/haber/btkye-yeni-yetkiler-milli-guvenlik-gerekcesiyle-sosyal-medyayi-sansurleyebilecek-306170
Geçmişte yaptıklarımız ve yapmadıklarımız şimdi yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı nasıl etkiliyor? Geçmişin gölgesi bazen kararlarımızda bizi yanıltabiliyor. Önemli kararlarınızı gözden geçirmeden önce mutlaka dinleyin deriz. 😉 #kararalma #atalet #pişmanlık #sosyalpsikoloji #psikoloji #türkçepodcast https://www.instagram.com/p/CXTrARko4Gp/?utm_medium=tumblr
18.11 2020
Ayaklarım ısınmıyor, kitaplar bitmiyor, yaralar iyileşmeden yenileri kanıyor.
Bugünler de geçer. (Geçmiyor.) Bütün şarkılar bir gün eskir. (Bazıları eskimiyor.) Unutursun. (Unutulmuyor, insan alışıyor.) Güzel günler gelecek. (O günler gelmez, ben gitmeliyim!) Yollar kapalı. (Zamanı gelince açacağım.) Yapabilir misin? (Yapabilirim ama yapamıyorum.)
İşte bunlar hep ataletten!
Asıl sorun eylemsizlik😉 #motivasyon #hareket #eylem #atalet https://www.instagram.com/p/B21AndVlJN8/?igshid=w9f3hyj0ujur