seen from China
seen from China
seen from China
seen from Türkiye
seen from Australia

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Malaysia

seen from United States
seen from China
seen from Sri Lanka
seen from France
seen from United States
seen from Germany

seen from United States
Bir kavganın, bir mücadelenin, çiçek açan hayatın, dilidir şiir...
Zülfü Livaneli
Poetry is the language of a fight, a struggle, a blossoming life...
Zulfü Livaneli
Telefondan da gayet güzel çizebildiğimi öğrendiğimden beri bir şeyler denemek istiyordum 🪴
Ne kadar iyi olursanız olun, yanlış yerdeyseniz, değersizsiniz.
photo by © mustafakilinc-fotograf-ca
Fungi's Symbiotic Relationship With Plants
The breaking down performed by fungus in the soil provides minerals to nourish plants, which develop quickly and become stronger than before. At the same time, the plant feeds this fungus by providing it with sugar, amino acids and other important organic substances. For example, orchids that fail to enter into such a partnership life with fungi soon die and many forest trees gradually come to the drying stage. When fungi and fungus spores are applied to them, they revert to normal growth.90 To put it another way, fungi are essential to the life of plants, one of the most important components of life.
The Mycorrhizae that enter the tree roots and supply them with food also help the roots cling to rocky places. Furthermore, this fungus protects the pine trees' roots from various diseases. The only thing this talented fungus, which fixes the tree in position, protects it from various diseases and extracts and releases phosphorus, other nutrients in the soil and water to share with the plant, receives in return is a quantity of sugar.
In this simple example, the illogicality of the false mechanisms of evolution are plain to see. According to evolution, each living thing should be engaged in an individual struggle for survival, but here, they actually strive to keep one another alive. Moreover, the way that a plant possessing photosynthesis, seeds, and leaves that are a major source of oxygen stands in need of fungal cells too small to be seen with the naked eye, is another serious question for Darwinists. Despite structural perfection in all regards, plants still depend on other tiny living things. Their very special and complex systems are unable to extract food from the soil by themselves. How can it be that this property does not occur in these superior species, but manages to occur in a microorganism?
As with the thousands of similar questions, Darwinists are in a state of grave doubt when it comes to answering this one. They propose an inconsistent process of evolution that never actually happened. Coming up with stories for such a fictitious process is hardly scientific. If microorganisms invisible to the naked eye accomplish what giant trees and different varieties of plant cannot, that exhibits the incomparable and superior intellect of Allah, Who created them.
Allah has revealed in the Qur'an:
That is Allah, your Lord. There is no god but Him, the Creator of everything. So worship Him. He is responsible for everything. (Surat al-An‘am, 102)
Mantarlar Bitkilerle Simbiyotik İlişki İçindedirler
Mantarın toprakta gerçekleştirdiği ayrıştırma bitki için mineral, yani besin sağlamaktadır. Bu şekilde hazır mineralleri ve organik bileşikleri elde eden bitki kısa bir süre içinde gelişir ve eskisinden çok daha sağlıklı olur. Bitki, aynı zamanda kendisi için besin üreten bu konuğunu şeker, amino asit ve diğer bazı organik maddelerle besler. Bu ilişki, tüm bitkiler için son derece büyük bir öneme sahiptir. Örneğin bu mantarlarla ortak bir yaşam içine girmeyen orkideler ölmekte, pek çok orman ağacı zamanla kuruma aşamasına gelmektedir. Söz konusu ağaçların bulunduğu alana uygun mantarlar ve mantar sporları yerleştirildiğinde ise ağaçlar normal bir büyüme evresine girmektedir.90 Başka bir deyişle mantarlar, canlılığın en önemli üyelerinden bitkilerin yaşamı için mutlaka gereklidirler.
Ağaçların köklerine yerleşerek onlara besin sağlayan Mycorrhizae, aynı zamanda ağaçların kayalıklarda tutunacak yer edinmeleri için de gereklidir. Ayrıca bu mantar, köklerine yerleştiği çamları çeşitli kök hastalıklarından da korumaktadır. Ağacı bulunduğu yerde yerleşik kılan, onu çeşitli hastalıklardan koruyan ve onunla paylaşmak için fosforu, topraktaki diğer besinleri ve suyu çekip çıkaran bu akıllı ve üstün yetenekli mantarın karşılığında aldığı yegane şey ise bir miktar şekerdir.
Evrimin sahte mekanizmalarının mantıksızlığı ve imkansızlığı bu ve bunun gibi çeşitli ortak yaşam örneklerinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Evrime göre tek başına bir yaşam mücadelesi içinde olması gereken bu canlılar, evrim mantığının tam tersine birbirlerinin hayatta kalabilmeleri için çabalamaktadırlar. Üstelik; fotosentez özelliği, üstün bir bilgi bankası olan tohumu, oksijen ve su döngüsünün en önemli kaynağı olan yaprakları ile kusursuz bir canlı olan bitkinin yaşayabilmek için gözle görülmeyen mantar hücrelerine ihtiyaç duyması yine Darwinistlere göre büyük bir soru işaretidir. Çarpık evrim mantığına göre düşünüldüğünde, her yönüyle mükemmelliğe işaret eden değişimler geçirmiş olmasına rağmen bitkiler, en önemli ihtiyaçları için başka canlılara bağımlı kalmışlardır. Son derece özel ve kompleks sistemlere sahip olmalarına rağmen, topraktan kendi kendilerine besinlerini alamamaktadırlar. Bu üstün nitelikli canlılarda gelişemeyen bu özellik, nasıl olup da bir mikroorganizmada gelişebilmektedir?
Darwinistler kendilerine sorulan yüzbinlerce benzer soruda olduğu gibi bu sorunun cevabında da büyük bir tutarsızlık ve tereddüt içindedirler. Darwinistler hiçbir şekilde yaşanmamış bir evrim sürecini savunmaktadırlar. Yaşanmayan böyle bir süreç için hikayeler üretmek elbette bilimselliğe sığmamaktadır. Dev ağaçların ve birbirinden çeşitli bitkilerin yapamadıklarını, gözle görülemeyen mikroorganizmaların yapmaları ise, ancak onları yaratan Allah'ın benzersiz ve üstün aklını sergilemektedir. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En'am Suresi, 59)
Günebakanın hikayesini bilir misiniz?
Bir gün güneş tanrısı Helios, kendisini yorgun hissettiği bir akşam Phtya kıyılarına iner. Kıyıda yürüyen Helios’un kulağına bir şarkının büyülü melodisi çalınır ve şarkı bitinceye dek bu sesi dinler. Sesin sahibi ile tanışmak isteyen Helios, kendini görünmez kılar ve ilerlemeye başlar. Şarkıyı söyleyen kişi o güne dek Helios’un görmediği güzellikte olan su perisi Clytie’dir.
Clytie, Helios’un onu izlediğinden habersiz yeni bir şarkı mırıldanmaya başlar. Clytie’den gözlerini alamayan Helios ondan daha fazla uzak kalamayacağını hissedip periye doğru yaklaşır. Clytie ne olduğunu anlayamaz ve birdenbire karşısında beliren Helios’dan korkar. Helios periyi sakinleştirir ve ona korkmamasını söyler. Sözleriyle Clytie’yi etkileyen Helios her gün güneşle birlikte arabasını gökyüzünde bırakarak yeryüzüne iner ve Clyte ile birlikte vakit geçirir.
Bir gün Helios’u ilk karşılaştıkları yerde beklemeye başlar Clytie. Günler geçer, Clytie beklemeye devam eder ama Helios gelmez. Bekler, bekler, bekler… Bitkin düşen Clytie’nin haline üzülen deniz tanrısı Thetis periyi günebakana dönüştürür.
-Alıntıdır.
Fotoğrafların kokusu varr, misss 🤤😍
fesleğen ve ankara nanesii 🌿