
seen from Maldives
seen from China
seen from Japan

seen from Malaysia
seen from Netherlands
seen from China
seen from Netherlands
seen from Thailand
seen from China
seen from China
seen from Hong Kong SAR China
seen from China
seen from China
seen from Taiwan

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from United States
seen from United States
Nú skiptir máli hver þú ert
Lítið barn spila leikslokum En lífið er svona stutt Svarið sker þá á hálsinum Samúð löngu flutt
Og nú skiptir máli hver þú ert Kemst ei burt
Rauðar götur úr áfjáð stund Hrindi sprengingum Fjarlægðin felur alla sorg Fjarstýrum hengingum
Og nú skiptir máli hver þú ert Kemstu burt
Findu til Eins og vil Skjótu mig Svo eg finni til
Svo ung, svo ung, svo falleg En endalaust
translation: now it matters who you are
little child plays the end of the game but life is short like that the answer cuts then on the neck empathy long gone
and now it matters who you are you dont leave
red streets from happy hours pushed the detonations the distance hides all sorrow we telecontrol the hanging
and now it matters who you are go away
feel pain like grace shoot me so i’d feel pain
so young, so young, so beautiful but neverending
----------
i couldn’t find lyrics to this song anywhere so i figured them out myself, some of it might be wrong.
► LISTEN
A collective mix-tape for the story and its characters.
TGK // @teekay.tumblr.com Cover art // @chinesewalmart.tumblr.com
I’ve been working on this on and off since 2013, since as everything developed, certain songs no longer inspired certain characters. That said, there’s still some really old jams on it.. Well, enjoy. Because I honestly enjoyed making it!
Kretisches Kaffeetagebuch: Palast von Zakros
An einem Tag im Jahr 1961 pflügte ein Bauer aus dem vier Kilometer entfernten Zakros sein Feld. Seine Felder lagen etwas abseits des Dorfes in der fruchtbaren kleinen Ebene am Strand inmitten einer kargen und doch malerischen Landschaft. Er stieß beim Pflügen immer wieder auf zahlreiche große und exakt behauene Quader sowie Fragmente von Vasen. Unter seinem Feld verbarg sich ein minoischer…
Demokrasi çoğunluğun hükmet görevini belirlediği rejimdir. Lakin bu çoğunluğun istediği gibi azınlığın ağzına edebileceği, azınlığın hiç bir hakka sahip olmadığı manasına gelmez.
Aslında saldırıya maruz kalanın muhalif bir siyasi lider olmasının veya cinsiyetinin ilk aşamada zerre önemi yoktur.
Hatta muhalif bir liderin mağdur kalması, uzun vadede potansiyel oy açısından onun işine bile yarayabilir. Bunu hesaplamak bizim değil, siyasi aritmetik cambazlarının işidir. Bizim, yani her birimizin bir birey, bir vatandaş olarak kaygılanmamız, endişelenmemiz ve hatta artık endişeden de öte aslında çoktan paniklememizi gerektiren, demokrasimizin ve adalet sistemimizin düşürüldüğü vaziyettir, yok edilişi, katledilişidir. Her ne kadar saldırı bizzat şahsımıza olmasa bile, hepimizin haklarının nasıl çiğnendiğine ve keyfe göre çiğnenebileceğine dair örnek sergilenmesidir.
Mehmet Alp
___ Makalenin tümünü okumak için lütfen bağlantıyı tıklayın.
Kuşatma
Düpedüz, yalın ve bariz bir biçimde bir sahadaki hayat istenci kuşatılıyor. Bugünlerin, bu şimdinin, şu anın, ortasında kuşatmanın her yönden çıkageldiği bir uzamda hayat mefhum ve meseli delik deşik olunuyor ne eksik, ne fazla. Aleni bir biçimde şu ahvalde hayatın ol hali / biçemi, anlamı, yönelimi, sorgusu önü ve arkası her anlamda temsili berhava edilip, yok etmenin kıyısına taşınıyor. Bunca güncel, bu kadar kesin, kati kılınmış olanın bir art arkaya devamlılıktan ötesi olduğu artık var edilen cerahatin yeknesaklığı ile barizdir. Bu süreğen ve daimi kılınan yergi, yıkım halinin ortasında bir ülke bırakılmaz. Devamı hep bir biçimde sağlama alınmış olan bir istikametteki hayat akışının tükenişidir. Durmak yok yola devam şiarının çıkarttığı, var ettiği, devamlılığına çabaladığı şey yeni değil o eskinin ta kendisini diri tutmaktır.
Dünü muhafaza edip, sözüm ona demokratikleşme, hakkaniyet, hürriyet mesellerine dair meramları zikreden kesimlerin en bet, feci, kırılganlık var eden cerahate arka çıktıkları artık afakidir. On sekiz yıllık iktidarın kalıcı kıldığı şeyin tözü bu yozlaşmış sloganımsı söz öbeği ile çıkagelir; çürütmek! Hayatın kuşatılması lafta değil doğrudan eylemlerle ol toplamla birlikte biçimlendiriliyor. Türkiye şu zamanda bir cehennem tahayyülünün ta kendisine terk ediliyor, bu naklen var ediliyor. Hayat sıfırlanıyor, zehirleniyor, çürümeye terk ediliyor. Hayatın kuşatılması muktedirin diline pelesenk ettiği demokrasi, hukuk ve adalet tahayyüllerinin refakatinde anlık güncellenen bir mesel kılınıyor. Bütün bütün iş bu sahadaki yaşam gailesi / ereğinin önünde setler yükseltiliyor. Gemi su almaya devam edip herkesi birlikte / beraberinde dibe doğru çekmeye devam ederken masallar nakledilmeye devam olunuyor. Oysa var edilen bildik bir çürüme, noksan taşımayan bir yıkım hali ve tüm bunları kapsayan madun siyasetin var ettiği karanlığın ta kendisi oluyor. Böyle bir şey değildir hayat!
Baş Amir, sürekli çal çene konuşmaya, boşa doluya her bulduğu fırsatta kendine paralel konuşmalar / nutuklar çekmeye devam eder. Bütün bu hayat döngüsünün kuşatılması hal ve istenci ortadayken hala benzer, hala çoğunlukla kendini / ekibinin var ettiği çürümeyi inkar eden / öteleyen / örtbasa çalışan meramlar paylaşır. BirGün Gazetesi’nden buraya iliştirelim: “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP 7. Olağan Kütahya, Afyon, Batman ve Siirt İl Kongreleri'ne canlı bağlantı ile katıldı.
-Reformlarda yeni bir dönemi başlatıyoruz. Hukuki altyapımızı geliştirerek, ekonomimizin temellerini güçlendirerek, istihdamı artırarak salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyada kendimize iyi bir yer edinmekte kararlıyız.
-Cumhur ittifakıyla kurduğumuz yeni yönetim sistemini reformlarla daha da güçlendirerek ülkemizi 2023 hedefleriyle mutlaka buluşturacağız.
-Türkiye'nin 2003 yılından itibaren başlayan büyük adımlarını, tüm engellere rağmen hedeflerine ulaştırdık. Demokrasi ve kalkınma mücadelemizin önünde set kuramayacaklarını görenler son 7 yıldır ellerinden geleni sahaya sürdüler. Terör örgütlerinden darbecilere kadar herkesi kullandılar. Biz tuzakları birer birer boşa çıkardıkça, kimi zaman sinsice, kimi zaman pervasızca yeni oyunlarla karşımıza çıktılar. Bu saldırılara cevabı da içerde birliğimizi güçlendirerek, dışarda diplomatik ve askeri gücümüzü ortaya koyarak verdik.
-Bizi bir terör koridoruyla kuşatmaya çalıştılar. Harkatlarımızla bu zinciri kırdık. Doğu Akdeniz'de bizi hapsetmeye çalıştılar, bu gayreti de akamete uğrattık. Libya'da darbecileri özellikle kullanarak bir başka oyunun içine girdiler, orada da heveslerini kursakta bıraktık. Ermenistan'ı kışkırtarak Kafkasya'da başka hamle yaptık, 30 yıllık acıları sona erdirecek bir zaferin sevincini yaşadık.
-Amacımız ne içerde ne dışarda kimseyle kavga etmek, kimsenin hakkını çiğnemek, kimsenin meşru duruşunu bozmak değildir. Dostlarımızla müttefikimizle daha güçlü işbirliği içinde olmak istiyoruz.
-AB'den ayrımcılık yapmamasını, verdiği sözleri tutmasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını istiyoruz. Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile kurmayı tasavvur ediyoruz.
-Demokrasiyi, hak ve özgürlükleri, adaleti, ekonomik kalkınmayı birileri istediği veya dayattığı için değil, kendi halkımız bunlara layık olduğu için savunuyor ve hayata geçiriyoruz. Kendi vazettikleri değerleri kendileri çiğneyenlerin aynı konularda ülkemizi eleştirmelerinden ve işi yaptırım noktasına kadar götürmelerinden üzüntü duyuyoruz.
-Hiçbir ülke ve kurumla aramızda siyasetle, diplomasiyle, diyalogla çözülemeyecek sorunumuz olmadığını düşünüyoruz. Bu kanalları hep açık tuttuk, tutmayı da sürdüreceğiz. Bize bir adım gelene üç-beş adım gitmekten hiçbir zaman çekinmedik, bundan sonra da aynı samimiyetle gayretlerimizi sürdüreceğiz.”
İçte var edilmiş cerahatin, dışta en son Ermenistan ile Azerbaycan arasında cereyan eden o savaşa harla koşa koşa duran bir muktedirin var ettiği yıkımın, dahası olsa daha fenası en kötüsünü deneyebilmek için bir tecrübe, bir fırsat olarak görmesinin utancı bir yanda şu sözlerle çıkagelenler diğer yandadır. Var ettiği tümceler, danışmanlarının kaleme aldığı her fazladan vaadin bir biçimde kırıma / eksiltmeye / çürümeye çıktığı bir sahada onca laf ile örtbas etmeye gayret ettiği meseller sıradanın hayatında yıkıma çıkarken, kuşatma hali güncellenirken yol nereyedir? Bütünüyle, kendi doğrusu dışındakine hayat hakkı tanımak bir yana, işitmeye dahi tenezzül etmeyen bay seksen üç milyonun (beş milyonun üstünde kayıtsız / haymatlosun) her şeysi demokrasi dedikçe bir yıkım, adalet dedikçe bir hüküm, hukuk dedikçe bir zulmün yeniden yeniden ve yeniden imali güncellene gelir. Bu mudur yeni ülke?
“Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç'ın Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ı kastederek 'tutuksuz yargılanma' vurgusu yaptığı konuşmasına da yanıt verir Baş Amir! Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalar ile yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi açıklamaları hükümetimizle, partimizle ilişkili hale getirilemez. Bizim nerede durduğumuz bellidir, istikametinde değişiklik yoktur. Teröre bulaşmış, terörle el ele kol kola yürüyenler bizim temasta olduğumuz kişiler olamaz. Şu anda yargının tasarrufu altında olanlar, Yasin Börülerin ölümüne neden olanlar hiçbir zaman Tayyip Erdoğan tarafından, dava arkadaşları tarafından savunulmaz.
Gezi olaylarının finansörü olanlarla, Kavala'larla hiçbir zaman bir arada olamayız. Cumhur İttifakı'nın gidişinden de gayet memnunum.
CHP'nin ve arkasındaki mahfillerin arkasındakilerin dümen suyuna girenler, siz kendi pazarlıklarınızla uğraşın. Düşün bu milletin yakasından. Türkiye'yi dışarı şikayet edenler, dün söylediğini bugün yalanlayanların sonu hüsran olacaktır. Gezi eylemlerini finanse edenlerin savunucusu olamayız. Gezi olaylarının finansörlüğünü yapan, bugün yarın hiçbir zaman bunların savunucusu olmadık, bundan sonra da olmayız. Bunca yıldır elbette eksiklerimiz olmuştur,hatalarımız da olmuştur. Samimiyetimizi, hizmetlerimizi, vizyonumuzu kimse sorgulayamaz. Bugün de tüm samimiyetimizle çareyi milletimizde arıyoruz. Fitne ve fesat girişimlerini reddediyoruz. Terör örgütleriyle el ele, kol kola, omuz omuza Ankara'dan İstanbul’a yürüyenlerle biz birlikte olamayız. Kavalalarla hiçbir zaman bir arada olamayız. Biz Kobani'yi unutamayız. Bizim Kürt kardeşlerimizi öldürenleri savunamayız.
Asırlar boyunca farklı medeniyet ve kültürlerle geniş bir coğrafyaya mührümüzü vurduk. Bizim için ayrım yoktur. Biz beraberiz, kardeşiz ve hep birlikte Türkiye'yiz. Sadece Osmanlının Avrupa'da 600 yıllık geçmişi vardır. Bugün de kendimizi Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bizi başka arayışlara mecbur bırakmadıkça tercihimizi hep Batı'dan yana kullandık. Her şeye rağmen hiçbir ülkeyle, hiçbir kurumla çözülemeyen sorunumuz olmadığına inanıyorum. AB'ye tam üyelikten mülteciler konusuna kadar ülkemize verdiğiniz sözleri tutun çağrısında bulunuyoruz. Aynı temenniyi ABD ile ilişkiler için de ifade ediyoruz.”
Bir yandan batıya yakınlaşma demeçleri öte yanda, masumiyet karineleri ama / fakat ve şöyle ki şerhleriyle itham edilip, tek bir suç isnat edilemeyen insanların üstünde yıkılan bir ülke hali. Bir yandan demokrasi nutukları öte yandan kendisine biat etmekten özenle kaçınan insanların birbirileriyle kurdukları bir normatif olan gezi başkaldırısı için olur olmaz her fırsatta yakarmalar, yaftalama gayretleri. Bir biçimde açık sözlülük, hürriyet derken öte yandan yıkımın bini bir kuruşa ayağınıza getirilmesi. Bütünüyle çürümenin bu sahadaki hayat hakkının lağvedilmesinin yolunda yürümeye devam diyen muktedirin suna geldiği her seçenek bir biçimde bu karanlık hali kuşatma güncesini muhafaza eder. Daha kendi kurmayına karşı etmediği laf kalmamış bir insanın sıradanın derdiyle hemhal olan Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gibi bu sahanın yüz akı temsillerine karşı var ettiği hedef almaların yarın nasıl bir ülkeyi var edeceği muhakkaktır. Bunları yazma hali ve istencinin bile hedefe konulmaya yettiği bir coğrafyada, o yönetenin var ettiği her şey sıradanı kuşatmaya bir eklemedir, hala öyledir!
Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım: “Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Örgütü, Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yönelik gerçekleşen gözaltı operasyonlarını protesto etmek amacıyla Taksim Tünel’de yapmak istediği açıklamaya polis müdahale etti. Açıklamadan dakikalar önce eylem alanını ablukaya alan polis, eylemcilerin alana girmesini engelledi. Toplanan kitlenin açıklama yapmasına izin vermeyeceğini belirten polisler, hiçbir uyarı yapmadan kitleye müdahale etti.
Yaşanan müdahale sırasında HDP İl eşbaşkanları Elif Bulut ve Erdal Avcı’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltı alındı. Müdahaleyi alkış ve ıslıklar eşliğinde “HDP halktır halk burada”, “HDP umuttur, umut dimdik ayakta”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları karşılık veren kitleye, polis ikinci kez müdahale etti. Polis müdahalesine bir yurttaş, “Gösteri hakkı Anayasal haktır. Yargılanacaksınız” sözleriyle tepki gösterirken bir polis amirinin “Alın şunu” söylemlerinin ardından darp edilerek gözaltına alındı. Yaşanan gözaltılar sırasında polislerin eylemcilere hakaret etmesi dikkat çekti. İkinci müdahalenin ardından kitle Şişhane’nin ara sokaklarında ve İstiklal Caddesi’nde yürüyerek yaşananlara ıslık, alkış ve sloganlarla tepki gösterdi.
İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yapanlar Gülüm’ün açıklamasına alkış ve sloganlarla destek verdi. Ardından HDP vekilleri Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu zorla alandan uzaklaştırılmak istendi. Piroğlu, “Bunun faturasını ödeyeceksiniz. Hiçbir yere gitmiyorum” diye tepki gösterdi.
Ardından Gülüm ve Piroğlu, İstiklal Caddesi’nde yürüyüşe geçti. Yürüyüş esnasından Piroğlu, yapılan müdahaleyi “Bu iktidarın utanç tablosudur. Onlar polis zoruyla susmamızı istiyorlar. Ama halkın umudu HDP asla susmayacak” diye tepki gösterdi.
Gülüm de, yürüyüş boyunca müdahaleye tepkisi dile getirirken, iktidara “Bu hukuk devletiniz” diye seslenerek, “Biz kazanacağız” mesajını verdi.
Yürüyüşü ıslık ve sloganlarla destek veren yurttaşlar, bir kez daha polisin saldırısına maruz kaldı. Polis ekipleri İstiklal Caddesi’nde yürüyen yurttaşlara ise; “Sosyal mesafeyi” gerekçe göstererek, idari işlem yapmak istedi. İdari işlem yapılmak isteyen bir yurttaşın “Ülkeyi ne hale getirdiniz” diyerek tepki gösterdi.
Cadde üzerinde bulunan Galata Lisesi önünde Piroğlu ve polis amiri arasında tartışma yaşandı. Piroğlu, polis amirine yürüyüşün Anayasal bir hak olduğunu hatırlaması üzerine, polis amiri “Yeter artık soytarılığa son verin” dedi. Piroğlu, “Soytarılığı yapan sensin” diyerek tepki gösterdi.
Polis engeline rağmen HDP’li vekillerin yürüyüşü HDP İstanbul İl Örgütü önünde kadar sürdü. HDP İl Örgütü gelen kitleyi “Direne dirence kazanacağız”, “HDP dimdik ayakta” sloganları ve zılgıtlarla karşıladı. Burada açıklamalarda bulunan HDP’li vekil Musa Piroğlu, “Bizi polis zoruyla durdurmaya çalıyorlar. Durabildiler mi? Hayır. Biz bu ülkenin umuduyuz. Asla diz çökmeyeceğiz. Biz bu topraklara ayağımız bastıkça umut hep olacak. Biz kazanacağız” diye tepkisini dile getirdi.
Polisin müdahalesi sonucu 23 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınan bazı isimler şu şekilde: “HDP İstanbul İl Örgütü Eşbaşkanları Erdal Avcı ve Elif Bulut, İl yönetiminden Pınar Türk, Atilla Özdoğan, Beser Çelik, Erkan Tepeli, Zekine Türkeri, Eylem Doğan, HDP Ümraniye İlçe Eşbaşkanı Kadriye Doğan, HDP Şişli İlçe Eşbaşkanı Ani Kalk, İsmail Türkmen, Koray Türkay, Vedat Güneşçi, Turgut Uyar, Ramazan Tutku, Cahit Tunan, Bayram Tecer, Oruç Karacık, Oktay Urak, Ürün Karaca.”
Gözaltına alınan yirmi üç kişiden 22’si gece salıverilir. Tükenmek nedir bilmeyen bir tirat halini almış Kürd özgürlük hareketini hedefe almanın, konu, gündem her ne olursa olsun o laf kalabalığı içerisinde bazen etle tırnak benzetmesi reva görülenlere yapılanlar bir kez daha işkence sınırlarına taşınır. Tıpkı bir asırdan uzunca bir süredir bırakınız yüzleşmeyi, bırakınız sorgulamayı, anlamaya çalışmayı, ortada bir vardır, bir yoktur ile geçiştirilen en en nihayetinde de onlar bizi kesti, kestiysek de vardır bir bildiğimiz, tek millet tek katliam sınırlarına demirlemiş Ermeni sorununda olduğu gibi bir kayıtsızca, fütursuzca yıkım ile o yıldırı hallerinden medet umulur.
Bütün paramparça edilirken demokrasinin de hakkın da hukukun da, söz hakkının da yaşama tahayyül ve pratiklerinin de köküne kibrit suyunun dökülmesine devam olunur. Bu kadar afaki bir düşmanlaştırma hali ile burasının bir ülke olmayacağı, dahası kördüğüm olmuş sorunlara çözüm vermeyeceği artık sağır sultanın da o baş amirin de bildiği bir hakikattir ki, kendi emir erlerinin olur olmaz zamanlarda ikrar ettikleri gibi, işlerine gelmediği için, miadı doldu diye bildirdikleri barış tahayyülünün şu sınırı her gün biraz daha yoksunlaştırdığı konuşturulmaz / sorgulanmaz / düşünmekten men edilir insanlar! Bunlarla bir ülkenin kuşatılması gündelik bir hale kavuşturulur!
Hayat istencinin kuşatıldığı yerde biat eden, ram olan, sebatkar ve tüm yıkımları kabule mecbur kılınmış, sesi de benliği de çalınmış bir ülke var edilir. Bugünün şartlarında bir ülke diye çıkagelen, oluşturulan düzlemin abecesi bu hattın üstünde yükseltilendir. Hala ve hala ve hala demokrasicilik bahisleri oynanmaya devam diyen muktedirin var ettiği o hakikat bir yıkımın ta kendisidir, bu fark edilmesin diye çıkılan güzergahlar hep yıkımın bir başka yüzeyidir. Böylesine bariz, bu kadar afaki olanın ortasında kuşatılmışlığı aşma konusunda birbirimizi, biz sıradanlar duymadıkça zulüm de, zalimlik de sonlanmayacak, bir ülke hali, yaşatan bir yurt tahayyülünün köküne kibrit suyu dökülmeye devam edilecektir. Bu kadar keskin, bıçak sırtı bir düzlemde bizleri kendi gündemlerinin satır aralarında yer etmeyecek konularla meşgul ederken muktedir, hayatımızın geleceğini kuşatmaya devam etmektedir. Salt / sırf bu hal bile nasıl bir ivedilikle hayatın savunulması gerekliliğini ortaya koyar. Ciddi ciddi bir uçurumun kıyısına taşınan yerde, onlar bizi uçurumdan aşağı atmadan önce kendiliğimizden, kendimiz, geleceğimiz için hayat için mücadelemizi verebilecek, bu kuşatılmışlığı aşabilecek miyiz meselemizdir!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2020
Görsel: Yasin AKGÜL – AFP – Sputnik
Yalan mı söyleyin valla baydılarDemokrasi bize uğramaz gardaşYüzlerce imzayı hiçe saydılarDemokrasi bize uğramaz gardaş
İzahı imkansız mahrum tariften Neler çektim neler ben bu heriften Tek korkusu var ya Ozan Arif'ten Demokrasi bize uğramaz gardaş