Hayat bazen boğazinizda düyümlenen kelimeleri anlatmaya kifayetsiz,nefesiz bırakır.

seen from United States
seen from China
seen from Brazil

seen from Australia
seen from China
seen from United Kingdom
seen from Canada
seen from China
seen from United Kingdom

seen from Canada
seen from India
seen from Russia

seen from China
seen from China
seen from Germany
seen from Türkiye
seen from China

seen from Canada

seen from Canada
seen from Spain
Hayat bazen boğazinizda düyümlenen kelimeleri anlatmaya kifayetsiz,nefesiz bırakır.
FİZYOTERAPİSTSİNİZ…
Umut ışığı olduğunuz birinden duyduğunuz teşekkürle başınız göğe eriyor,
Umudunu yitiren hastanızla birlikte yüreğiniz asansör boşluğuna düşüyorsa…
Mesleğinizi icra ederken kontrolünü yitiren yelkovan, evinize vardığınızda yerine çivi gibi çakılıyorsa…
Hastaneniz en uğrak mekanınız, eviniz en lüks oteliniz oluyorsa…
Gördüğünüz manzaralar, duyduğunuz hikayeler gün içinde iştahınıza şekil veriyor, mideniz feleğini şaşırıyorsa …
Senaristi olduğunuz filmin oyuncusu ‘’CP’’li bir çocuksa bazen… Ve o çocukla beraber çocuk oluyorsa yüreğiniz…
Yürüyüşüyle kitleler kazanmış aktörlere hemencecik yürüme analizi yapıyorsa zihniniz…
Birkaç saatlik ömrü olan kelebekler misali telaşla geçiyorsa günleriniz…
Tüm yorgunluğunuza rağmen; birilerine daha faydalı olabilmenin verdiği keyifle muzip kahkahalar atıyorsa gözleriniz…
Boş zamanlarınızda gezinmeyi adet edindiğiniz haber sitelerinin yerini ‘’Parkinson Tedavisi’’ne dair videolar alıyor…
Yeni öğrendiğiniz teknikleri tüm arkadaşlarınız üzerinde derhal denemeye koyuluyorsa elleriniz…
Mezun olup kavuşma sevincini yaşadığınız zanaatinizi; günden güne yok edip; kaybetme korkusu yaşatıyorsa ülkeniz…
Ve tüm bu tabloya rağmen inatla devam ediyorsa mücadeleniz…
Sizde bir fizyoterapistsiniz…
Enes KARA
Kent, Mekân ve İnsan; Hrant Dink
✍🏻 Mazlum Çetinkaya
https://www.gundemarsivi.com/kent-mekan-ve-insan-hrant-dink/
Hrant Dink
Avucumda bir kayısı çekirdeği, kar yağıyor, şehirdeki tüm sesleri ele geçirmiş sanki çocuklar, rüzgâr estikçe sakalımdaki o kayıp notanın sesini duyuyorum.
Kar küreyen kadınlar, yeni bir bahara hazırlık yapıyorlardı sanki.
Geçtiğimiz üst geçidin demirden, soğuk, üşüyen kollarına tutunuyoruz. Çavuşoğlu Mahallesine iniyoruz, en son tütün işçisi Basri’nin evinde unuttuğum anılar.
Bugün on dokuz ocak, bazı ocakların söndüğü ocak yani.
Üst geçidin altından akan araçlara bakarken, kardan adamlara çarpmamaya çalışıyoruz.
Gözlerim buğday arasasını arıyor, sanki burada bir sessizlik büyümüş gibi, duvarın arkasında duran el arabacılar, koşuşturan hamallar, yük taşıyıcılar, hiç kimse yok, “kardandır diyor” yanımda yol alan arkadaşım, sessizlik…
Bir öğrenci yurdunun önünden geçiyoruz, bakıyorum, katlarını sayıyorum, beş katlı “bir hayır kurumu” beşinci katına bakınca Enes Kara’yı hatırlıyorum, hayır ile ölüm arasında kalan Enes Kara’yı ve O’nun yazdığı manifestosunu, utancımızı hatırlatan mektubunu…
Ve sonra son sözlerini!
Sola dönüyoruz ilk ara sokaktan, Taşhoron Kilisesi’ne doğru, kar yağıyor, biraz kırç halinde, soğuk ama yine de çocuklar plastik leğenler ve tepsilere oturmuş yokuştan aşağı doğru çığlıklar eşliğinde kayıyorlar…
Çavuşoğlu Mahallesi, çocuklar, Taşhoron Kilisesi ve sağdan iki sokak ilerde Hrant’ın doğduğu evden geriye kalanlar; kaldırım taşları, toprak yığınları ve iki bina arasında koca bir boşluk.
İşte asıl adıyla Salköprü Mahallesi, kerpiç konaklardan kalan acılar, seleci kadınlardan kalan anılar, kırılmış bir çeşme taşında unutulmuş eski bir şarkının izleri…
Avucumda bir kayısı çekirdeği, bıraksalardı büyüyecekti şu toprak yığınının üzerinde, şu iki bina arasındaki boşlukta, büyüyecekti Hrant’ın kalbine doğru, belki baharın müjdesi olacaktı, belki de yaşamak için bir telaş…
Ölüm, nasıl da bir köprü, kavuşturmanın köprüsü, dostu dosta kavuşturmanın, çaresizliği çaresizliğe iliklemenin köprüsü Salköprü, gözlerim yıllar öncesinden hatırladığım o avlulu eve bakıyor, “ben yoruldum hayat” diyen bir türkü gibi kapısına Avusturya hatırası yazdıkları konağın balkonu…
Avuçlarında üşüyen bir karanfili tutan adam, kardan izlere basıyor, tanımadığı insanların ayak izlerine, kimse kimliklerini sormuyor, kimse acısı sormuyor, kimse içinden akana bakmıyor.
Kaç yıl önceydi bilmiyorum tüfek tutmuşlardı şu evdeki tanımadıkları insanların kalbine, tüfekler hep aynı kaldı, tutanlarsa hep değişti. Tutanların parmakları değişti, namluların çevrildiği insanlar değişti. Bütün bunlar olurken şu kırılan çeşme taşı, ölümün şahidi şu taş yoruldu; her tüfeğe, her acıya, her namluya biraz daha yoruldu, biraz daha kırıldı…
Kimse görmedi nasıl kırıldığını taşın…
Avucumda bir kayısı çekirdeği, gidenler, buradan gidenler, uzaklara gidenler, çok uzaklara gidenler inatla bırakmadıkları bir aşkın şarkısını dinliyorlar, sen de.
Bize bakan balkonun demirleri kopmuş, ardımızdan bir ses, Salköprü’den çarşıya doğru, hasrettir, acıdır, kederdir, göçtür, işte bunların hepsini tokat gibi yüzümüze vuran bir ses oluyor…
“dağların rüzgârına öleyim
yârimin boyuna öleyim
bir yıldır ki görmemişim
görenin gözüne öleyim
durmuşum gelemiyorum
dolmuşum ağlayamıyorum
bir yıldır ki görmemişim
görenin gözüne öleyim”
…
Avucumda unuttuğum kayısı çekirdeği; sen artık buralarda duramazsın, der gibi bakıyor yüzüme.
Kaldırımda elleri ışık tutan bir çocuk: Babam hâlâ o kaldırımda yatıyor, bir el verin de kalksın, diyor.
Biz yürüyoruz Salköprü’den yukarı, başımız önde, utancımız da.
Ve hâlâ yeryüzüne bakıyoruz.
Mazlum Çetinkaya
Feyzullah AKDAĞ / ENES KARA İNTİHARININ BİR ANALİZİ
Feyzullah AKDAĞ / ENES KARA İNTİHARININ BİR ANALİZİ
Bugünkü yazım. Posted @withregram • @agnoskeptik @veganzulal 👏👏👏 “Toplumda cemaatlere karşı yükselen tepkinin siyasetteki karşılığı ne oldu? Koca bir sıfır! Tarikatları ve cemaatleri açıkça eleştiremeyen muhalefet yine sustu.” #zülalkalkandelen #cumhuriyetgazetesi #eneskara #emrekongar #şahinfiliz #laiklik #tarikatlarvecemaatlerkapatılsın #siyasalislam #toplumsalgündem #cumhuriyethalkpartisi #kemalkılıçdaroğlu #Atatürk #anamuhalefet #hdp https://www.instagram.com/p/CYt8GmfokD4/?utm_medium=tumblr
Bugünkü yazım. Lütfen birkaç dakika ayırıp tümünü okuyun ve bu tehlikeye karşı sesinizi çıkarın, tepki gösterin… CEMAAT YURTLARINDAN YÜKSELEN ÇIĞLIK! Enes Kara için bu sonu hazırlayanlar, bir gencin özgürlüğünü yok edip onu cemaat yurdunda yaşamaya zorlayanlardır. Bu sonu hazırlayanlar, 20 yaşında bir insanın, gelecek kaygısı çekip umudunun tamamen tükenmesine neden olanlardır. Bu sonu hazırlayanlar, öğrenciler için devlet yurdu açmayıp onları cemaat yurtlarına mahkûm eden dinci iktidarlardır. Bu sonu hazırlayanlar, son 20 yılda tarikat ve cemaatlerin palazlanıp ülkenin her yerinde cirit atması için ortam yaratan AKP iktidarı ve hükümetleridir. Bu sonu hazırlayanlar, din üzerinden siyaset yapıp 97 yıl önce çıkarılan devrim kanununu görmezden gelen tüm politikacılardır. Tarikatlar ve cemaatlerle seçim döneminde temas kurup onlardan oy devşirmeye çalışan her siyasetçi de suçludur. Enes Kara’nın ruhunu sıkıştıran cemaat cenderesi, Türkiye’yi de bütünüyle cendereye sokmuştur. Sadece tarikat yurtlarının kapatılması yetmez, 30 Kasım 1925’te kabul edilen 677 sayılı yasa uygulanarak Türkiye tarikat ve cemaat karanlığından kurtarılmalıdır. Laik ve bilimsel eğitime geçmenin, aydınlığa çıkmanın tek yolu budur! https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/zulal-kalkandelen/cemaat-yurtlarindan-yukselen-ciglik-1899472 #cemaat #tarikat #siyasalislam #eneskara #akp #nurcemaati #biatkültürü #zülalkalkandelen #cumhuriyet Görseller için @agnoskeptik’e teşekkür ederim. https://www.instagram.com/p/CYoVyKwovgb/?utm_medium=tumblr
#eneskara https://www.instagram.com/p/CYkhj52Kyfw/?utm_medium=tumblr