Uhud’da yaşanan ka’bına varılmaz bir din kardeşliği manzarasını Zübeyr bin Avvam (radıyallahu anh) şöyle anlatmıştır:
-Annem Safiye, yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp:
-Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim.” dedi.
Hırkaları alıp Hazret-i Hamza’nın yanına gittik. Yanında Ensar’dan bir başka şehid daha bulunuyordu ve henüz onu örtecek bir kefen bulunamamıştı. Hırkaların ikisini de Hamza’ya sarıp Ensari’yi kefensiz bırakmaktan utandık. Hırkanın birisi Hamza’ya öbürü de Ensari’ye kefen olsun dedik. Hırkalardan biri büyük, diğeri küçük olduğu için de aralarında kura çektik.” (Ahmed 1, 165)
İşte onların daha nice fazilet tablolarıyla sergiledikleri bu kardeşliklerini Allah Teala takdir etmiş ve ebedi bir mesaj olarak Kur’an-ı Kerim’de zikretmiştir:
Mealen: “Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”(el-Haşr,9)
Ayet-i kerime, kardeşlik hukukunun birçok hükümlerini ihtiva etmektedir. Buna göre İslam kardeşliğinden maksat, sırf rahat zamanların ve çay-kahve sohbetlerinin dostluk ve yakınlığı değil, din kardeşinin zor gününde gösterilen yakınlık ve dert ortaklığıdır. Ayrıca kardeşini nefsine tercih edip fedakarlıkta bulunmaktır.
| Osman Nuri Topbaş - Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1